Naim Dilmenerdeniz_akhan_thumb8.jpg

Çıkan kısmın özeti: Binbir badire atlatarak Artvin’deki Gezici Festival’e giden Deniz, ikinci günün gecesinde bara gitmek yerine yazısını hazırlar, çünkü sabahki geziye katılıp Borçka’daki Karagöl’ü görmek istemektedir.

Sevgili Ninja,

Sabah 08:30′da kahvaltıya oturdum, karnımı doyurdum ve otelin önünde otobüsü beklemeye başladım. Kafilede Fatih Özgüven, Sadi Çilingir, İki Dil Bir Bavul‘un yönetmeni Özgür Doğan gibi simaen tanıdığım isimler, yabancı konuklar, festival çalışanları vardı. Derya Alabora ve oğlu da ayrı bir araçla geliyorlardı.

Kumanyalar hazır olmadığı için planlanandan bir saat geç çıktık yola. Borçka, Artvin’den bir buçuk saat uzaklıkta. Manzara çok güzel olduğu için yol boyunca sıkılmıyor insan. Otobüste dağıtılan broşürlerden Karagöl’ün resmine baktıkça geziye katıldığıma seviniyorum. İlk geldiğimde dağların tepesinde ince bir hat çizen kar, yamaçlara doğru düşmeye başlamış. Normalde bu zamanlar yollar kardan kapanırmış, ama dünyanın iklimi hızla değişiyor. Bu yeşilliğin ömrü ne kadardır be Ninja?

Tali yolu işaret eden “Karagöl 5 Km.” tabelasının yanında duruyoruz. 4X4 araç yolun durumunu kontrol etmeye giderken ben sigaramı içiyorum. Araç döndüğünde kötü haberi alıyoruz: Yola diz boyu kar düşmüş, yumuşak kar olduğu için zincirle bile gitmek mümkün değilmiş.

Gezi sorumluları iki alternatif sunuyor: ya biraz daha ilerleyip Borçka’da dolaşacaktık ya da gerisin geri dönüp bir yarım saat daha ilerleyip Ardanuç’taki Cehennem Kanyonu‘nu gezecektik. Geldiğimize iyice değsin diye ikinci güzergahı tercih ediyoruz.

Kaçkal Manastırı

Yolda Alabalık Köyü’ne uğruyoruz, çünkü burada VIII. Yüzyıldan kalma Kaçkal Manastırı bulunuyor. Fotoğraflar kınlarından çekilip ateşleniyor dört bir yandan.

Yoldaki manzara, ziyaret ettiğimiz kilise falan iyi de, zamanımızın çoğu yolda geçiyor be Ninja. Acaba dün akşam bara mı gitseydim diye düşünüyorum. Millet sabaha karşı geldiğine göre epey eğlenceli geçmişti herhalde. Neyse…

cehennem 2

Cehennem Kanyonu oldukça güzel bir yer, insanın pusu kurup düşman bekleyesi geliyor. Bunu anlayabilmek için yukardan görmek gerekiyor, ama biz kanyonun (cehennemin) dibindeyiz. Fotoğraflanıyoruz bir süre. Toplanıp Artvin’e geri dönüyoruz.

Otele döndüğümde Nisi Masa’nın çalışma odasına giriyorum paldır küldür ve anında geri çıkıyorum: TRT’den gelmişler, bizimkiler temsili toplantıda yazılara dadanan düşman klişeleri denize püskürtürken çekim yapıyorlar. Uzun sürmüyor, odaya geçiyorum ve Fatih Özgüven’i bekliyoruz. Bugün bizimle sohbet edecek, şimdiye kadar çıkan gazeteler üzerinden ders verecek. TRT dersin başlangıcında bize eşlik ediyor ve daha sonra odayı (nihayet) terk ediyor.

fatih özgüvenx

Fatih Özgüven’le sohbet etmek insana keyif veriyor be Ninja. Nokta atışları yapıyor, ama genel bir resim çizmeyi ihmal etmiyor. Okuldaki dersleri nasıl geçiyor bilmiyorum, ama bize karşı yumuşak ve sıcakkanlı davranıyor. Elbette eleştirileri oluyor, ama hepsine hak veriyorum düşününce. Zaten yukardaki resimde utancımdan yüzümü kapattığımı görebiliyorsun. Yok yok, şaka yaptım be Ninja.

Akşam oluyor. Damla ve Onur’la otelin önünde servis aracı bekliyoruz yemeğe gitmek için. Yolda Sadi Bey’le güzel sohbet ediyoruz. Lokanta, daha doğrusu meyhane küçük ve basık bir yer. Reha Erdem, Derviş Zaim, Tuncel Kurtiz gibi simalar dikkat çekiyor. Karnımızı doyurduktan sonra hem biraz sıkılmaktan hem de gelenlere yer açmak için otele geri dönüyoruz.

Gece, Naim Dilmener‘in nostaljik müzikleri eşliğinde içmek için bara gidiyoruz.

Arkanı dön ve çık, istenmiyorsuun artıııkkk!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir