
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
11 Ara


Çıkan Kısmın Özeti: Deniz Akhan, Artvin’de gerçekleşen 15. Gezici Festivali’ne gidip gazetecilik atölyesine katılacaktır.
Oysa her şey iyiydi be Ninja: Biletim ve bavulum hazırdı, festival öncesi yazımı yazıp göndermiştim. Son 24 saati sadece 2 saatlik uykuyla geçiren özümü dinlendireyim demiştim sadece. Ama bu masumane isteğim gerekenden 1 saat geç uyanmama sebep oldu. Güne başlar başlamaz bahtsızlıklar silsilesine yakalanmıştım. Ama hakettim, değil mi Ninja?
Deniz AkhanHavaalanın kapısından girinceye kadar sakindim; yol boyunca kaçırmanın dünyanın sonu olmadığını telkin etmiştim kendime. Ama check-in bankosuna yaklaşınca azalan zamanın baskısı dayanılacak gibi değildi. Mükkemmel aksanımla “Sorry, I’m missing my plane!” diye haykırarak önümde bekleyen gavurları aştım, işlemi hallettim ve güvenlik kontrolüne doğru koştum. Artvin’e Batum (Gürcistan) üzerinden gidiliyor. Dış hat uçağına biniliyor, ama bu bir iç hat yolculuğu; THY, Batum’a inince yolcuları Hopa’ya naklediyor. Bu yüzden güvenlik kontrolünden geçmek gerekiyor, ama pasaport istenmiyor. Bunun teyidini iki kez almıştım, buna rağmen beni uçağa almadılar. Neden mi? Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verdiği ehliyet, Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğü’nün polis memurları tarafından kimlikten sayılmıyor!!! Polis ille de nüfus cüzdanı isterim diye tutturunca kaynar sularda boğuldum be Ninja.
Ekip uçağa binmiş, ben kalakalmıştım, ama yalnız değildim. Bileti açığa almak için THY ofisine gittiğim zaman Esra’yı yıkılmış da ayakta durur vaziyette gördüm. Dertleşmemiz acımızı hafifletmiyordu tabii.
Uzun süre ne yapacağımızı tartıştık. Ya aynı gün Trabzon uçağına binecektik ya da bir sonraki günkü Batum uçağına. Ne Esra bir gün kaybetmek istiyordu ne de ben onca taksi mesarifi yaparak geldiğim havaalanından geri dönmek. Tamam, Trabzon üzerinden gidecektik, ama akşam 5 uçağına binemiyordum, çünkü Landlord ve Vildan bana business class bilet almışlardı, bileti değiştirmek için aynı sınıfta yer olan bir uçağa binmem geriyordu. Evet, business class’ta uçuyorum, çünkü Landlord ve Vildan sinemaya ve yazara böyle ihtimam gösteriyor be Ninja.
Akşam 11 buçuktaki uçağa yer ayırttık. Trabzon’da bizi karşılayacak araç ve şoförü de ayarlamıştık. Esra’nın evi yakındı, oraya geçtik. Esra’nın da benim de canım sıkkındı haliyle. Maksat muhabbet olsun diye konuştukça konuştum. Çenem bir açıldı mı, pir açılıyor be Ninja.
Sana söylemeyi unuttum, ama ben daha önce uçağa binmemiştim. Korktum mu? Hayır… Hatta kalkış anında hissettiğim itiş kuvveti çok hoşuma gitti. Ama inişe geçerken kulaklarımda başlayan ağrı çok fenaydı. Burnumu kapatıp yutkundum, ağzımı açıp kulaklarımı tıkadım…Uçak yere temas edinceye kadar işe yaramadı. Sonrasında oluşan kulak tıkanıklığı saatler sürdü. İlk seferde olur, sonrakilerde bir şey hissetmezsin diyorlar. İnşallah doğrudur be Ninja.

Sağ salim indik Trabzon’a. Esra’nın kayış iyice atıyordu. En son, “Bu kapı neden uzakta, niye yakına yapmamışlar” diye söyleniyordu. Üstüne gitmeye gelmez, iyice fıttırır diye “Haklısın Esra’cım, düşüncesizlik…” diye geçiştirdim. Silahların teslim edileceği yeri gösteren tabeladan sonra terminalin dışına çıktık. Bizi belediye şoförü Sezgin abi karşıladı. İki buçuk saatlik yol boyunca Artvin’in coğrafyasından, demografik yapısından, havasından suyundan, barajlarından, etnik dağılımından konuştuk. Sabah dörtte nihayet otel odasına girebildim. Oda arkadaşım Onur’la böylece tanışmış oldum. Onca yorgunluktan sonra uyku hissetmiyordum, ama yatakta kalmakta ısrar edince bir güzel uyudum.
Birkaç saat sonra uyandık ve ilk toplantımızı yaptık. Ben gelmeden üç yazı yazmıştım zaten. Bütün yazıları cümle cümle konuştuk ve helalleştik. Yarın (11 aralık perşembe) “5 Nolu Cezaevi” belgeselinin yönetmeniyle röportaj yapacağım. Merak ettiğim bir filmdi zaten, birazdan izleyeceğim.
Artvin hakkında yarın konuşuruz artık. Landlord için özellikle söyleyeyim: İstanbul’da hamsi diye yediğimiz şey, hamsi değilmiş. Bir porsiyon yumurtalı karışık pide yedim, hiç ağırlık yapmadı. Numan’a not: Çay da mis gibi…
Hadi, görüşürüz be Ninja…
not: Fotoğraflar M. Murat Kocaağa’nın hediyesi…
"Deniz’in Artvin Günlükleri (9-10 Aralık) (Nam-ı Diğer: Bahtsız Ninja)" için Bir Yanıt
ahaha üzgünüm ama ben çok eğlendim okurken. artık bu bahtsızlıkların eğlenceli gelmesi neye işaret bir bakmak lazım ama heyecanla serinin geri kalanını bekliyorum.
Yorum Yazın