#istfilmfest16 De Palma ve Yılanın Kucağında

De Palma/ Noah Baumbach& Jack Paltrow

Tüm zamanların en büyük yönetmenlerinden biri olan Brian De Palma, inşa ettiği devasa filmografiyle her türlü ilgiye, övgüye mazhar bir isim ve adının herhangi bir filmle ilişkilendirilmesi bile bizleri heyecanlandırmaya yetecekken festival kapsamında De Palma’ya dair bir belgeselle karşılaşacağımızı öğrendiğimizde hoş bir kalp çarpıntısı yaşadık- doğal olarak. Tabi bu çarpıntı fazla uzun sürmedi, kameranın arkasında Noah Baumbach’ın olduğunu öğrenen biri nasıl güçlü kalabilirdi ki? De Palma Carrie’den, Casualties of War’dan, Carlito’s Way’den bahsederken bir anda Greta Gerwig’in saçlarını sallaya sallaya sahneye dalmayacağının garantisini kim verebilirdi ki?

_15-720x730

Neyse ki korkulan olmadı, ne Baumbach etkisi vardı ne de Gerwig, De Palma kamera karşısına geçmiş, ilk filminden son filmine dek her eseriyle ilgili anekdotlar aktarırken izleyiciyle ustanın arasına giren hiçbir unsur ya da kimse yoktu. Çok basit ve tekdüze bir teknikle konuşulanlarla ilgili görüntüler ekrana geliyor, usta döktürdükçe döktürüp Sakallılar Çetesi’nden, Hollywood’dan, Hitchcock’tan, oyunculardan, özel hayatından bahsediyordu. Sinemasal numaralar, akışı bölen gereksiz konuşmalar, can sıkıcı kişiler yerine 2 saat boyunca sadece ve sadece De Palma vardı… Amacınız bizim gibi De Palma’yı görmek, dinlemek ise De Palma belgeseli sizin için tam bir hazine olacaktır; elde sinemasal check list ile belgesel izleyenlerdenseniz uzak durabilirsiniz rahatlıkla.

El abrazo de la serpiente /Ciro Guerra

Kolombiya’nın son beşe kalan ilk Oscar adayı El abrazo de la serpiente, eşine kolay rastlanılamayacak bir deneyim. Kolombiya Amazonlarında son 30 yıldır çekim yapabilen ilk ekibin meydana getirdiği film, yok olmuş dünyaların unutulmuş ezgilerini kulağa fısıldarken modern dünyanın yıkıcılığının karşısına doğayı ve eski kültürlerin bilgeliğini koyuyor. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Brezilya, Venezüella ve Kolombiya Amazonlarına yolculuklar yapan Theodor Koch-Grünberg ile kendisinden 40 yıl sonra izini takip ederek benzer yolculuğa çıkan Richard Evans Schultes’in öyküsünü paralel kurguyla perdeye getiren film, iki hikâyeyi birleştiren, kabilesinin son üyesi Karamakate aracılığıyla kolonileşmenin yarattığı tahribatı ve doğa-insan arasındaki ilişkiyi enfes görüntüler eşliğinde aktarmayı başarıyor.

embrace4

Farklı okumalara açık, envai çeşit alt metine sahip bu filmin temel sıkıntısı ise bir noktadan sonra kendi kendisinin meditasyonuna dönüşecek kadar tekrar düşmesi. Bitmek bilmeyen son düzlük, ilk hikâyede anlatılanların ikinci hikâyeye yeniden iliştirilmesi ve başlı başına bir film oluşturabilecek kadar girift Mesih öyküsünün bir anda filme dâhil edilmesi filmin vuruculuğunu düşürse de, böylesine ulvi bir filme denk gelmek pek kolay mümkün olmuyor. Asla gidip görülemeyecek toprakların, geriye kendilerinden pek bir iz kalmamış kültürleriyle bizleri tanıştıran bu filmi basit sebeplerle göz ardı etmemekte fayda var.