
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Hızlı düşün, görüntü ekle, iki satır yazı yaz, bir siteye yükle ve olayın küresel bir çığa dönüşmesi için saniyeleri say…
Dünyanın en bunaltıcı ama aslında en önemli meselesine, yani insanlığın gündelik yaşamına yeni bir düzen getirme iddiasıyla ortaya çıkmak, bundan 30 yıl öncesine kadar epey cesaret isteyen bir işti. Elinizde söylediklerinizi kanıtlayacak “Das Kapital” gibi ismiyle müsemma koca koca kitaplarınızın olması gerekirdi. Parmağınızla uzakları gösterip “İşte ütopya orası! Yürüyün!” demeden önce ekonomi, siyaset bilimi, tarih, sosyoloji, hatta psikolojiyi yalayıp yutmalıydınız.
O zamanlar fikir hızı henüz internetten film indirme hızına erişmemişti, “copy-paste” ise hak getire… Daha önce yazılmışları temize çekmek bile başlı başına bir zaman demekti. Fikir hızı; okuma, düşünme, yorumlama, tez üretme, yazma, basma ve dağıtmanın izlediği süreçlerin toplamına eşitti. Yani en az aylarla, genelde yıllarla ifade edilirdi.
Reality şovlarla hiç olmazsa ahalinin bir kısmını edilgen izleyici pozisyonundan çıkarıp, etkin esereklilere dönüştüren televizyonun yeni çağında ve tabii ki internet döneminde ise fikir ne ay, ne de yıl, sadece saniye hızında dolaşıma girer oldu. Hızlı düşün, görüntü ekle, iki satır yazı yaz, bir siteye yükle ve olayın küresel bir çığa dönüşmesi için saniyeleri say…
“İnsan hız yeteneğini bir makineye devredince herşey değişir: Artık kendi gövdesi oyunun dışındadır ve bir hıza teslim eder kendini, cisimsiz, maddesiz bir hıza, katıksız hıza, hızın hızlığına, esrime hıza.” (Milan Kundera)
Zeitgeist filminin ikincisi olan Addendum, gerek savunduğu tezler, gerekse zaman zaman powerpoint’teki hazır imajların üç boyutlusunu andıran görüntüleriyle insanda Milan Kundera’nın tarif ettiğine benzer hisler uyandırıyor. Peki Zeitgeist’ta doğru tespitler yok mu? Çok…
Mesela Goethe’den yapılan “Kimse özgür olduğunu zanneden köleler kadar umutsuzca köleleştirilmemiştir” alıntısıyla başlayan ve İktisata Giriş derslerini andıran birinci bölüm, Amerikan merkez bankası FED’in nasıl borçtan para yarattığını anlatıyor. “Borç toplumları fethetmek ve köleleştirmek için kullanılan bir silah, faiz de onun birincil cephanesidir” sözüne kim itiraz edebilir.
Ya; “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabının yazarı John Perkins’in ikinci bölümde verdiği yaşanmış örnekler…
1953 İran: Petrolün yabancı şirketelere daha pahalıya mal olmasına neden olan Musaddık rejiminin devrilip yerine Şah Pehlevi’nin getirilmesi.
1954 Guatemala: Yönetime geldikten sonra yabancı şirketlerin çıkarlarına zarar veren Arbenz’in devrilip yerine şirketlerin eski pozisyonlarına dönmesini sağlayacak birinin getirilmesi.
1981 Ekvador: Ülkesindeki petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirip çıkartılan petrolden ABD’nin çokuluslu şirketleri yerine halkının yararlanmasını isteyen Jaime Roldos’un şaibeli bir uçak kazasında ölümü.
1981 Panama: Kanalı geri alan Başkan Omar Torrijos’un bir uçak kazasında ölümü.
2002 Venezüela: Venezüella petrolünü Venezüella halkı için kullanmaya çalışan Chavez’e CIA destekli darbe düzenlenmesi.
2003 Irak: Saddam’ı ekonomik ya da siyasi anlamda iktidardan düşüremeyen ABD’nin askerlerini yollayıp devirmesi… Bunlara da itiraz etmek mümkün değil.
Ama bu ay içinde Fütüristler Zirvesi’ne katılmak için Türkiye’ye gelen Jacque Fresco‘nun ütopyası “Venüs Projesi”ne kilitlenen üçüncü bölüm insanı epeyce pirelendiriyor. Hadi açık konuşalım bunda Fresco’nun konuk olduğu Fütüristler Zirvesi’ne Bahçeşehir Üniversitesi, yenibiris, anneyizbiz, gittigidiyor, Milliyet, Referans gibi isimlerin sponsor olmasının ve üstüne üstlük katılmak isteyenlerden kişi başı KDV dahil 850 YTL (öğrenci 650 YTL) istenmesinin payı büyük. Zeitgeist’ta “Sosyal sistem, faşist, sosyalist, kapitalist veya komünist olsun, altta yatan mekanizma, para, iş gücü ve rekabettir” diye konuşan Fresco Türkiye’ye gelecek, biz de dinlemek için 850 YTL vereceğiz… Hadi canım…
Bunun dışında Fresco’nun kaynak bazlı ekonomi teorisi ve “Venüs Projesi” olarak adlandırdığı geleceğin şehirleri sunum şekliyle, insanların ulaşmak için uğrunda savaşacakları bir idealden çok, pazarlanmak istenen bir yaşam tarzını andırıyor.
Zeitgeist’ın dördüncü bölümünde “Parasal sistem, genleşmesinin teorik limitlerine ulaşıyor. Bu aralar gördüğünüz banka iflasları sadece başlangıçtır. Paranın genleşmesi duracak ve daha önce görmediğimiz derecede bir küçülme başlayacaktır. Piramit şeklindeki bir çağın sonu halihazırda başlamıştır. Bu yüzden, finansal batışın zayıflığını avantajımıza çevirerek ne olduğunu ortaya koymalıyız” dendikten sonra sosyal dönüşüm için eylem planı altı madde halinde sıralanıyor:
1) Citibank, JP Morgan Chase ve Bank of America’yı boykot edin. Bunlarda banka hesabınız veya kredi kartınız varsa, paranızı başka bankaya yatırın.
2) Televizyon haberlerini kapatın. Haber almak için internetteki bağımsız haber ajanslarını ziyaret edin. İnternetteki serbest bilgi akışından dolayı, kurulu düzen kontrolünü kaybediyor. İnterneti her zaman korumalıyız, çünkü bugün gerçek kurtarıcımız odur.
3) Kendinizin, ailenizin veya tanıdığınız herhangi birinin askeriyeye katılmasına asla izin vermeyin. Irak’taki ABD askerleri, ABD şirketleri için çalışıyorlar, insanlar için değil.
4) Enerji şirketlerini desteklemeyi bırakın. Müstakil bir evde yaşıyorsanız, şehir şebekesinden çıkın. Evinizi temiz enerji ile kendi kendini idare edecek hale getirmenin yollarını araştırın. Araba kullanıyorsanız, bulabildiğiniz en küçük arabayı alın.
5) Politik düzeni reddedin. Demokrasi aldatmacası zekamıza hakarettir. Parasal sistem içinde asla gerçek bir demokrasi olmamıştır, olmayacaktır. Aynı şirketler tarafından yönetilen iki partimiz var.
6) Harekete katılın. www.thezeitgeistmovement.com’a girin. Bize sosyal değişim için yaratacağımız, dünyanın daha önce hiç görmediği büyüklükteki kitle eylemi için destek olun.
Bir çağın sonuna gelinmiş ve biz evde oturup internete girmeye devam mı ediyoruz?
Hah işte tam burada 70′li yıllardan çıkıp gelen, “Evde oturamayacaksın dostum / Ekranın karşısına geçip ayaklarını uzatamayacaksın” diye başlayan ve Chavez belgeseline de adını veren “Devrim Televizyon Yayınlanmayacak” şarkısını üç kıta halinde Zeitgeist’a uyarlayıp ithaf etmenin zamanıdır: evde oturamayacaksın dostum bilgisayarın karşısına geçip kulaklıklarını takamayacaksın youtube senin, facebook benim gezemeyeceksin torrentten film indirmeye başladığında bira almaya koşamayacaksın çünkü devrim internetten yayınlanmayacak devrim internetten yayınlanmayacak explorerın son sürümü tarafından desteklenmeyecek ad-awareleri olmadan indirebileceğin bir dosya paylaşım programı olmayacak devrim internetten yayınlanmayacak.
www.cinedergi.com
"Devrim internetten yayınlanmayacak: Zeitgeist Addendum" için 31 Yanıt
Öncelikle selamlar,
Zeitgeist konusunda bir yeni yoruma rastladığım için mutluyum. Önemli olan, bu filmle belirtilen – buradaki makalede de geçtiği gibi – dünyada var olan sorunların insanlar tarafından görülen ama tam olarak algılanamayan durumlara bir farkındalık oluşturması ve konuyu bir bütün olarak ele alıp ciddi temellendirmelere dayandırmasıyla, bizlere güzel mesajlar vermesidir.
Bence de film sorunlar konusunda doğru şeyler söylemiş ama çözüm konusunda göreceli bir işe imza atmış, eksikleri görülmüş. Bugünlerin koşullarına göre kurgulanmış bir beyin yapısıyla( alışkanlıklar, önyargılar, inanç sistemlerinin baskıları vs.) düşününce bu yorumu yapıyorum. Ama geleceğin farklı bir beyin kurgusuna sahip olacağını, insanların yaklaşımlarının bu düzenin yok olmasıyla değişeceğini ve burada yer alacak temelin, sevgi olunca her şeyin daha anlamlı olabileceğini düşünüyorum. Bu sevgi duygusunun günümüz maneviyat duygularından geleceğin maneviyat duygusuna(filmde de son bölümde verildiği gibi) dönüşünce, insanlık ilerlemesini daha büyük hızlarla bilemediği şeyleri çözmeye harcayabilecektir. Demem o ki, projeye ütopya olarak bakmak, imkansız olarak bakmak sadece o ‘imkan’ın uygulanabilir cesarete dönüşmesi gerekliliğinin farkında olamamak demektir.
Bugünkü hareketin önceki devrimsel hareketlerden farkı, aynı sorunlara, farklı isimle, aynı yöntemle çözüm üretmesidir. Aslında sistemin insanlar tarafından komünizmle farklı olarak atfedilmesinin sebebi yeterince okunmamaksıdır. Hatta Jacque Fresco’nun da farklı olduğunu söylemesinin sebebini, ‘komünist’ kelimesinin Amerikan sistemi ve yandaşları tarafından çok fazla yıpratılması olduğunu düşünüyorum. Zeitgeist oluşumunun bir önemli özelliği de yakın zamanda oluşturulması sebebiyle günümüz bilimselliğini ve teknolojisini daha iyi yansıtması ve yine o teknolojinin yardımıyla dünyayla buluşması. Yani internetin kontrolsüzlüğü umarım kapitalizmin başını yer.
Ayrıca makalede geçen “Fresco’nun kaynak bazlı ekonomi teorisi ve “Venüs Projesi” olarak adlandırdığı geleceğin şehirleri sunum şekliyle, insanların ulaşmak için uğrunda savaşacakları bir idealden çok, pazarlanmak istenen bir yaşam tarzını andırıyor.” saptaması kapitalist bakış açısıyla değerlendirilirse ancak bu şekilde yorumlanabilir, kaldı ki dünyanın çeşitli bölgelerinde yeni yaşam alanları zaten oluşturuluyor, yani kapitalim Venüs Projesi’nin deki yaşam alanlarını kullanmadan da oradaki yaşam standardına ulaşabilir hatta ulaşmıştır da ama bunlar tüm insanların kullanımına sunulmamıştır. Bu standarda, bu değerlere sadece paraya sahip olanlar yararlanacaktır.
“Hızlı düşün, görüntü ekle, iki satır yazı yaz, bir siteye yükle ve olayın küresel bir çığa dönüşmesi için saniyeleri say…” Bu çok güzel bir şey bence ve özellikle alt ve orta tabakanın bu çığdan korkmaması, ona katılması ve çorbaya tuz eklemesi gerekmektedir. Onlar korkmamalıdır, asıl korkması gereken birileri VARSA onlarda, bu ülkede %3-5′lik dilime giren üst tabaka- kaymak tabakasıdır. Yıllarca insanları sömüren, oluşan zenginliği, insanlığın zenginliği olarak görmeyen, ‘ben çalıştım ben yerim’ diyen, ‘çalış seninde olur’ gibi öğütlerle ‘ben sömürüyorum, sende sömürmelisin’i öğreten, bunu öğrenenlere de yanında yer açan, bununla da zenginliği paylaşabildiğini göstermeye çalışan sistem insanları korkmalıdır.
Tekrar dile getirmek istiyorum, umarım bu internetin kontrolsüzlüğü kapitalizmin başını yer ve insanlar sistemin medyasıyla değil de internetin zenginliğiyle aydınlığa kavuşurlar,
Ve tabi son olarak yapmaları gereken, umarım bütün insanlığın çıkarına olan bu oluşumun kösteği değil de destekçisi olurlar. Çünkü bu filmde söylenenler kötü şeyler değil tam tersine çok iyi şeyler.
Kinan arkadaşın sölediklerine katılıyorum, şunu farkettim ki, kapitalizm hemen hemen birilerini satın almış ve bu akımı, projeyi yıpratma çalışmalarına başlamış, birkaç sitede daha gördüm serdar bey gibi desteksiz eleştirenleri, bence yazı kapitalist bir gözlükle yazılmış, fakat yazıdanda anlıyoruz ki kapitalistler bile projenin mükemmelliğini kabul etmek durumunda kalıyorlar ve sadece proje ile ilgili bilinmeyenlere saldırıp, yaralamaya çalışıyorlar, yakında paralar yakılacak buna seviniyorum ve bence yakın çünkü bu akımın ve gençlerin önüne geçilemeyecek, daha iyi bir dünya için yaşamalıyız artık, para kazanmak için değil…
Zeitgeist 1-2 oldukça sansasyon yaratan ancak biraz ileri görüşlü ve zeki insanların bildiği aynı şeyleri anlatıyor.Yani süpriz yok bilinmeyen yok.Güzel bir senaryo ve etkileyici tasarım.Olması ve bilinmesi gereken şeyleri anlattığından uyanış açısından oldukça iyi.Ancak sosyal mühendis J.Fresco nun dilinin altındaki baklayı anlamak da hiç zor değil.Kendini venüs teorisine adamış ve çağı ilkel bulan bu para karşıtı adamın enerji kaynakları konusundaki öngörüşlerini güzel diyerek dinledikten sonra websitesine girerek biraz dolaşmak istedim.Online store mağazası kurmuş olan bu şahıs 130 $ ,30 $ vs kitap dvd gibi materyalleri satıyor.( venus project sitesdir) Yani lafın kısası "para ,para ,para…"
Jacque Fresco'nun 850 TL ile ilgili ne açıklaması var bilmiyorum ama mantıklı bir açıklaması var ise, iş adamı olsaydım verirdim (ki büyük olasılıkla cebi dolgun kişilerce katılım elde edilmiş bir konferans olmalı bu).
Şunu unutmamak gerekir ki, sistemin çöküşü sistemin kendi içinde oluşan bir takım şeylerin bünyesinde olacaktır. Diyalektizmde de bu savlanmaktadır. Yani kötü bir babanın ölümünün, kendi çocuğu tarafından yapılacak olması durumu gibi. Bu sebeple ki "Jacque Fresco para gözün teki, kanmayın ahali" timsali, sistem bünyesinde oluşmuş paranoyaklığın yaygaraya dönüşmesi durumu dedemin yeniliklere açık olamamasından farksızlaşabilir.
Arkadaşın biri demiş ki,
"Online store mağazası kurmuş olan bu şahıs 130 $ ,30 $ vs kitap dvd gibi materyalleri satıyor.( venus project sitesdir) Yani lafın kısası “para ,para ,para…”"
…
Jacque Fresco'nun bu çalışmaları zaten zeitgeist öncesinden bu yana satılıyor. Yani zeitgeist hareketine destek verdi diye sitesini kapatmalı öyle mi? Bu arada 30 yıldır venüs projesi diye tanımlanan projeler bütününün üzerinde çalışılıyor ve bu proje bildiğin parasal sistemde yaşayan bir adam tarafından yapılıyor. Para olmadan nasıl yürüyecek bu iş diye sormazlar mı adama?
Herhalde Jacque Fresco'nun hümanist bir sosyolog olması kadar, kıçından para çıkaran abra kadabrist olduğu filan zannediliyor olmalı? Ya da parasal sistemin olmadığı biryerde; andromeda galaksisinde yaşadığı zannediliyor herhalde? Canlarım benim…
Canlarım benim? Bu herhalde herkesten daha zeki olduğun için bünyeni kaplayan şefkat ve merhametten kaynaklanan bir ifade -İsa'nın kendisini çarmıha geren Romalı askerler için "Affet onları baba, ne yaptıklarını bilmiyorlar" demesi gibi…
Jacque Fresco parasal sistemin içinde yaşadığı için konferanslarında adam başına 850 TL alır; kitaplarını DVD'lerini vs. parayla satar, eyvallah.
"Citibank, JP Morgan Chase ve Bank of America’yı boykot edin. Bunlarda banka hesabınız veya kredi kartınız varsa, paranızı başka bankaya yatırın." gibi ne idüğü belirsiz bir yöntem (bir bankadan al, öbür bankaya ver; ee, n'oldu şimdi?) önerilen insanlar o parasal sistemde yaşamıyorlar, değil mi?
Zeitgeist ve Venüs projesinin komünizmden ne farkı var, diye baktığınızda fazlaca boş laf ve bilim-kurgu görselliğinden başka önemli bir fark yok, ama onlara göre sosyalizm de tu kaka. neye dayanarak? orası belli değil. dinlere ve kapitalist kurumlara harcadığı saatler içerisinde buna değinmiyorlar. komünizmde "işçi sınıfının bilinçlenmesi" kavramı zeitgeist'ta hidayete ermek gibi bir aydınlanmaya dönüşmüş. böyle aydınlanmacı tavırın ardından da bir "cult" gelir sadece. Canlarım benimciler hazır zaten…
Herkesten zeki zannetmek? Akabinde buna paralel gelişen şefkat?
İnternetten ruh hali/zeka analizi? Yazı yazmaya, cevap vermeye eyvallah ama sadece yazdıklarını okuduğun insanların kişiliğiyle ilgili analize yeltenmeye kalkışırsan, ve de bunu bir blog sayfasından yaparsan, AĞIR OL derler, SINIRLARINI ZORLAMA derler, hakikaten bu kadar yetenekli isen Harvard üniversitesinde öğretim üyesi ol derler adama…
Gel gelelim "Citibank, JP morgan" bok püsür meselesine.
"gibi ne idüğü belirsiz bir yöntem"
Buna ne idüğü belirsiz bir yöntem diyecek kadar ne idüğünü anlamamış isen, otur bir kaç kez daha izle. Citibank JP… 'nin sömürü düzenine çanak tutan karteller olması yüzünden, insanlığın boykota davet edildiği gerçekten de anlaşılmadı mı? Yoksa şaka mı?
"Önerilen insanlar o parasal sistemde yaşamıyorlar, değil mi?"
Parasal sistemde, parayla iş yapan herkesin ekonomi imparatorluğuna yardım etmek için çalıştığı zannediliyorsa, JP Morgan'dan çektiğimiz paraları başka bir gezegende banka açıp oraya transfer edelim, bu cazip mi?
Tam hatırlamıyorum ama Rockfeller'ın bankacılık sistemini yayıp, ondan sonra kendi bankasını iflas ettirerek toplumlarda yarattığı korkular bünyesinde diğer özel bankaları iflas ettirerek çiğ tumurta timsali yuttuğu detayının gözden kaçtığı varsayımından yola çıkarak, her kartelin ekonomi imparatorluğuna hizmet etmediğini, ancak bu imparatorluğun tüm karteleri ve ülkeleri kendisine çalışır hale getirmeyi hedeflediğini ikinci bir kez gözünüze sokmak gerektiği fikrine vardım.
Kabalaşmak istemiyorum ama saçmalığın daniskası, ucuz, dişe dokunur olmayan gözlemler "interneti olan yazıyor" dedirtmeye başladı artık… Bir de işin bir diğer boyutu var; laf yetiştireyim, ayar vereyim gibi sözlük gelenekleri… Biz bunları yedik içtik, ayarımızı aldık, ayarımızı da verdik aslanım. Millete ayar vererek tatmin olmanın ve saldırmanın bünyede yarattığı dayanılmaz hafiflikle sırtına yaslanıp "VERDİM AYARI" dedirtmezler adama…
Zaman insan bilincinin şiddetli bir şekilde gelişim ve değişim kazanma zamanıdır. Bugün zeitgeist sistemde bir devrim yapamaz ise şayet, insanlığın kafasının içinde büyük bir devrime temel teşkil edeceği aşikardır. Bloglarda yazma ve asılsızca eleştirme sanatçlığıyla tatmin olmayla meşgul insanlık, toplum adına Peter Joseph'in yaptığının 1%'ini yapsın, zeitgeist'ı elimin tersiyle iteceğim!
İki tarafa da "serin gelin" deme hakkımı kullanıyorum. Çünkü uygar bir seviyede gitse de, mail iletişiminde empati ortamı oluşmuyor, tarzlar yazarken de okurken de çok keskinleşiyor… İki taraf için de iyice tahrik edici bir hal almaya başladı bu dialog. Küfürler edilmeyecek biliyorum ama kalpler kırılacak diye korkarım. Bazen kelimelerin nasıl söylendiği de anlamı ve amacı açık eder. "Aslanım" hitabının ağızdan nasıl çıktığını bilmediğiniz, vurgusunu duymadığınız zaman, yazı dilinin zafiyeti ortaya çıkar ve bu hitap saldırganca ve aşağılayıcı bir hitap şekli olarak algılanabilir misal. Niyet aslında öyle olmasa bile… Ters ninja kavga yeri değil dostlar. Tartışın ama saygımızı kaybetmeyelim… Ne kendimize, ne karşımızdakine… Yoksa onlardan ne farkımız kalır….
Sevgili Landlord’un endişelenmesine gerek yok -en azından benim için. internette daha önce böyle diyaloglara girmişliğim var (bundan kaçmak için neredeyse internete girmemek gerekiyor), dolayısıyla üslüpları kapıştırmanın, “ayar” vermenin anlamsız olduğunu biliyorum, ama benim cevap verdiğim yazıdaki rahatsız edici üslubun Landlord’un bahsettiği gibi algıda seçicilikten ya da yazı dilindeki zaafiyetten kaynaklandığını sanmıyorum; cümleler kendini ifade ederken kastını veren tarzda. Aslanlarımın, ayar meselesinin, yedik içtiklerin ne kadar iyi niyetle okunursa okunsun iyi niyetli olduğuna inanmam güç, ama önemli de değil.
Problem Zeitgeist’in -belgesellerin önemli bir kısmında olduğu gibi- politik olmasından kaynaklanıyor. Zeitgeist’ı sadece sinemasal açıdan irdelemek mümkün değil, hatta bence sinemasal bir derdi hiç yok. Sağcısından solcusuna, herkesin kullandığı propaganda ve ajitasyon yöntemlerinden biri bu film. Dolayısıyla tartışırken kimi zaman sertleşmekten kaçınmak pek mümkün değil. Ama benim açımdan iş küfürleşmeye ve içi boş laf atmaya varmaz. Tabii bu zamanla görülecek bir şey…
Zeitgeist ne anlatıyor? dinsel ve kapitalist kurumlar kendi hegemonyalarını ve çıkarlarını pekiştirmek için insan bilincinde manüpilasyon yapıyor ve bütün dünyanın açlık, sefalet ve savaşlarla kahrolmasına sebep oluyor -eyvallah. bunun yerine ne getiriyor peki? komünal hayat. aman allahım, ne orijinal! sanırım bunu şimdiye kadar düşünüp iki belgeselde ifade edebilen başkası çıkmadı (yapa yapa dört cilt Das Kapital’ler, Anarşist teoriler, onlarca makale, ıvır zıvırlar yaptılar). bu zihniyet devrimi nasıl da vahiysel, değil mi? şimdi herkese bunu izletip toplumsal bir dönüşüm ve devrimin adımlarını atmak yeterli. ama bir dakika, milletin seyretmesini beklemekle olmaz ki bu şimdi; örgütlenmek lazım. aha, işte venüs projesi. yeteri kadar insan toplanırsa önünde kimse duramaz. zaten “zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var ki?” ama bu laf da o tu kaka komünistlerin lafı, olmaz.
Boykota gelince. “Citibank, JP Morgan Chase ve Bank of America’yı boykot edin.” Boykotun anlamlı olması için etkili bir büyüklüğe kavuşmasını sağlamak lazım. Kavuştuğunu farz edelim, o kadar parayı ne yapıyoruz peki? Başka bir bankaya yatırıyoruz. Sağ elinden alıp sol eline verelim yani. Yörsan ürünlerine boykot çağrısının, hatta İsrail menşeili ürünleri boykot etmenin bile daha anlamlı olduğu açık. Ayrıca şunu bir düşünmek gerek; bu bankalardaki kişisel mevduatların tüm sermayesine oranı nedir? Şirketleri de mi katıyoruz bu boykota? Jacque Fresco’nun bile parasal sistemde yaşadığı için kitaplarını, konferanslarını parayla sattığı bir dünyada katılacaklar mı bu boykota?.. Tabii böylesine insanlığa adanmış bir projede paralı konferansı sorgulamamız ne derece doğru olabilir ki? Marx ve Engels de yaptılar bu işi, Meksika’daki Zapatistalar da… Hem önemli olan paralı kesimi tavlamak, o sistemin nimetlerinden faydalananları yani. Diğer önerilere gelince:
-Televizyon haberlerini kapatalım: Tamam, bana uyar.
-Temiz enerji kullanalım: Bunun mücadelesini yıllardır veriyor insanlar zaten, destekliyoruz.
-Politik düzeni reddedin ve askerlik yapmayın: Eh, işe dananın kuyruğunun koptuğu yer. Vicdani retçilerin durumu ortada. Destekledik mi onları? Evimizde otururken “Helal olsun!” demişizdir en azından. Politik Düzeni nasıl reddeceğiz peki? Mesela oy vermeyelim. Problem değil, ama yetmez. O Politik Düzenin bütün kurumları da payını almalı bundan. Nüfus kaydı yapmayalım mesela, sosyal güvenlik çatısına da girmeyelim falan filan. Abartıyorum elbet, çünkü politik düzeninin reddi ancak Devrim’le olur. Devrim’e nasıl gidilir, nasıl olur -Zeitgeist bunu altı mini öneride hap gibi veriyor, ama detaylarına girse ortaya bir Komünist Manifesto çıkacak. Din, eğitim ve devlet kurumlarının manüpilasyonları nasıl açığa çıkacak (Althusser, Foucault)? Devrim’den sonra ne olacak; kurumlara ihtiyaç kalmayacak kadar teknolojik gelişimin sağlanması mı beklenecek (Lenin), yoksa kurumlar ve devlet anında fesh mi edilecek (Bakunin, Kropotkin)? Bütün dünyada mı Devrim (Troçki), yoksa her ülke kendi koşullarında kendi Devrim’inden mi sorumlu (Stalin)? Hay allah, bu tartışmanın temelleri atılmış zaten. Ee, Zeitgeist da üstüne pek bir şey etkilemiyor, o zaman neden Zeitgeistçı olayım ben? Daha mı havalı? Bilmem…
%1′in ölçülebilirliği yok tabii; neye göre, kime göre. Ancak böyle cicili bicili, süslü paketlerde olmasa da, Metin Yeğin’in tanıklığında seyrettiğimiz Topraksızlar ve Efendisizler hareketleri var Güney Amerika’da (romantik devrim diyenler de var); kendi suyunu, petrolünü kullanmak için ağır bedeller ödeyenler. Sendikalaşmalar da var tabii, sonuçta yine sistemin içinde kalsa da, sitemin dışına çıkmanın tohumlarını atan.
Bütün bunlardan sonra Zeitgeist, bahsettiğim temellere bir şey eklemiyorken, ambalajını bu kadar süsleyip insanlara ne sunuyor diye düşünüyorum? Scientology gibi bir tarikattan başka bir şey gelmiyor aklıma. Bunu da ayar vermek olarak kabul edip etmemek bir tercih meselesi olmamalı…
Toplumların bilinci öyle bir durumdadır ki, insanlığın kafatasının içindeki iki lobdan oluşan bir okkalık yönetim merkezinin bugünkü hali, sömürgeleştirilmiş ülkelerde yaşamaya çalışan siyahi çocukların cıp cılız kesilmiş bedenlerinden farksızdır. Sömürge olan toplumlarda yaşam için gereklilik arzeden besin kaynakları ve inanç sistemi sömürge düzeni bünyesinde yerlerde sürülürken, sömürge olmadığı varsayılan toplumlarda da, sömürü insanın kafatasının içinde gerçekleşmektedir. Bunun engellenebilinmesi için çoğunluk, ve bu çoğunluğun oluşması için de bir fikir babası olması gerekir.
Bundan 50 yıl önce insanlığın düşünüşüne devrim fikrini getirmeniz için, bir manifesto yayımlayıp "proletarya, birleş!" demeliydiniz. Manifestonuzu yayımlardınız, kurumlar devreye girerdi ve toplatılırdı. Sonra kamyonlarca manifesto, bilhassa askeri kurumların çöplüklerinde benzin dökülüp yakılırdı.
Kapitalizm, kendi için geliştirdiği sistemler bütününe faydalı olması için İNTERNET diye bir iletişim ağını geliştirdi ve sistemin kendisi tarafından çöküşünün başlangıcı bu aşamada tetiklenmiş oldu.
Devlet politikalarının demokrasi anlayışına göre nedir? Televizyonu koyarsınız insanların karşısına, bilincini istediğiniz yönde şekillendirirsiniz, tam da beklediğiniz seçimi yaptırırsınız, sonra "Demokrasiyi korumak görevimizdir" dersiniz, ne güzel… İnsanlığı televizyona bağlarsınız ve okuyan bilinci bitirirsiniz, bunun yerine İZLEYEN bir bilinç geliştirirsiniz…
İşte böyle bir durumda, zeitgeist görsel bir manifesto hazırlayıp internetten yayarak sistemi kuyruğundan tutup, fare timsali havaya kaldırmıştır.
"Sanki çok iyi bir şeyden bahsediyor, kıçı kırık komunal yapı"
Bu söylenen işin 'sizce' olan kısmı, bir de genel açıdan değerlendirelim bakalım.
DOĞANIN ÜZERİNDE kurulan sistemler nasıl olmalıdır? Doğayla ilgili yapılan gözlemler sonucunda elde edilen bulgularla örtüşen bir sisteme sahip olunması gerekir, aksi halde sistem ve doğa uyumsuzluğundan doğan büyük bir enkazın aldında ezilip kalır bunca insanlık.
Siz bu sistemi kapitalizmden aniden koparıp, inanılmaz ötesi bir boyuta taşıyamazsınız. Herşeyden önce bir başlangıç gerekir. Sistemi kurarsınız, işe yaramaz ise değiştirirsiniz, işe yarar ise geliştirirsiniz. Taki işe yaramamaya başlayana dek… Ama yok öyle kıçımızın üstüne oturalım, olmaz abi bu iş; bloglarda yazayım olmaz diye. Arada ayar veririm, ayar vermek istediğimi farkeden olursa da olayı dolambaçlı yoldan kıvırırım, sonra olayın özüne dönerek konuşurum, kimse çakmaz. Bak hatta bu işi öyle bir beceriyorum ki, görenler TATMİN OLMA ARZUSUNU YENMİŞ, sistemleri irdeleyen ve fikirleri konuşan bir adam olduğumu bile düşünüyorlar… Bir de arada komplike cümleler filan da ekliyorum, değişik terimler filan; yazdıklarımın seksapalitesi tavan yapıyor deyim yerindeyse.
Dün akşam epey uzun bir yazı yazmıştım, ama ya Landlord onaylamadı ya da internetin azizliğine uğradı. İki ihtimalde önemli değil, çünkü çok sevdiğim bir abimin "internetteki tartışmalarda 24 saat geçmeden karşılık verme" tavsiyesini doğru bulmama rağmen dinlememiş oldum. Hayırlısı buymuş yani…
Hakan Kaynak son cevabında benim ayar vermeme karşı onca laf ediyor, bunu da ayar vererek yapıyor. Bu çelişkiyi üzerinden karşılık vermek istemiyorum. Çünkü devamını getirmenin bir anlamı yok, olsa olsa anlamsızlığa katkı sağlar.
Anlamlı bir tartışma olması için sadece şunları sorayım ben: Zeitgeist hareketinin ve Venüs projesinin Komünizmden ve(ya) Anarşizmden farkı nedir? Eğer anlamlı bir farkı yoksa neden kendini ayrı bir ideoloji gibi lanse etmeye çalışıyor?
Onaylamadığım bir yorumun olmadı. Akismete de baktım bende öyle bir yorum görünmüyor.
Ve yer verdiğimiz yazıların üstüne beyniyle tartışan, bilgi birikimlerini öne süren insanlara Ters Ninja'da her zaman yer var. Dünyanın gidişatıyla yakından alakalıyız…
Toplumlara, yıllarca basın yayın organlarıyla empoze edilmiş bilgilerle geliştirilen bilinç bünyesinde, insanlık ANARŞİ ya da KOMUNİZME tamamıyla olumsuz bakar hale getirilmiştir. Halbuki bu insanlık ne anarşinin manasını tam olarak bilir ne de komunizmin…
Bu insanlığa bir takım şeylerden bahsederken, algıyı bismillah demeden kapatmamak için TABUYA dönüştürülmemiş kelimeler kullanılması gerekir. Mesela kapitalizm yerine PARASAL SİSTEM, agnostisizm yerine FELSEFİ BİR İNANIŞ gibi…
Zeitgeistta bu gibi örneklere bolca rastlanır. Mesela müslüman bir toluma "Darwin'in evrim teorisini inceleyin" dendiğinde, tezelden döverler adamı. Çünkü müslüman toplumlarda bolca evrim teorisi aleyhtarlığı yapılarak evrim teorisi olumsuz bir tabuya dönüştürülmüştür. Bunun yerine, "canlıların oluşum ve gelişim sürecini inceleyin" denirse, cümle arasındaki nüans farkı büyük 'olumlu gelişmeler'e temel teşkil edecektir…
Bakın ANARŞİ kelimesini kullanmaktan bile korkan/iğrenen insanlığa, 'v for vendetta' izlediklerinde nasıl da büyük bir anarşi şakşakçısı oluveriyorlar 120 dakikada. (…)
Anarşinin, monarşinin ya da diktatörlüğün anlamını bilecek kadar okuyan bir bilinç YOK denecek kadar az… Bu insanlık devlet politikalarınca basında kendilerine söylenenlere inanıyor. Böyle bir bilince, anarşinin ne olduğunu 120 dakikada gösterirseniz, ayakta alkışlamaya başlayacaktır. Ancak filmin adı 'V for Vendetta' olmalı, ya da 'Bok for Böcek' olmalı, ama kesinlikle ANARŞİ olmamalı, aksi halde bismillah demeden el tersiyle itilir o film…
Bu yorumuna iki açıdan katılmıyorum. Birincisi ve en önemlisi, filmde sosyalizm açıkça kapitalizmle aynı kefeye konuyor, venüs projesinin farklı bir ideoloji olduğu iddia ediliyor. yani komünizm ve anarşizm halk dimağında kötü anlamlar ifade ediyor diye üzerine bir zeitgeist ambalajı geçirip derdimizi öyle ifade edelim diye bir şey yok. buna bir itirazın varsa filmdeki yerini de söylerim, ama canım şimdi bütün filmi baştan sona seyretmek istemiyor.
ikincisi, eğer gerçekten dediğin gibiyse bu sahtekarlıkla nereye varılır? yani insanlara komünizm ve(ya) anarşizmi anlatmak için onları bir nevi tongaya düşürmek doğru mu sence? o zaman bilinç manüpilasyonu yapan kapitalizmden ne farkları var? Camus'nün bir sözü var: Amaçla çelişen araçlar uzun vadede amaçtan sapmaya neden olur. İnsan zihnini özgürleştirmekten bahseden bir hareketin bu tür bir aldatmacaya girişmesi uzun vadede ne olacağını görmemizi gerektirmiyor bile…
Butün yorumları tek tek okudum. Bu filmi baştan sona seyrettim. Anlattıkları doğru, Amerika'nın yaptığı maniplasyonlar doğru, para akışları ve savaşlar doğru, ama din algısının insanları köleleştirdiği yanlış. Tek din olarak İslâm olduğuna göre islam dininde zaten kapitalizmdeki gibi bir sömürü düzeni kurulması yoktur. Fakirlere yardım etmek onların kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmelerini sağlamak amacıyla zekât sistemi oluşturulmuştur. Eğer müslüman alemi hadislerle ve birtakım şeyhlerin, imamların kuran yorumlarıyla yüzyıllarca uyutulmamş olsalardı ne din geri kalmışlığın sebebi olarak görülürdü ne de müslümanlar terörist gibi görülürdü. Herşey Kuran'ın bireylerden uzakta tutulmasıyla, birkaç kişinin tekelinde kendi menfaatleri doğrultusunda oluşturdukları mesheplerle insanları koyunlaştırmalarıyla başladı. Eğer Kuran'a göre insanlar günlük yaşantılarını geliştirselerdi, akıllarını kullansalardı, bugün en medeni toplumlar islam dinine inananlar olurdu. Bence, bu film insanları kışkırtarak sermaye sahiplerine (kapitalistler;bankacılar, fabrikatörler, vs..) karşı kin nefret duygularıyla sosyal anarşiyi hortlatmak peşindedir. Tabiki dünya zenginliğinin birkaç zümrenin elinde olması kabul edilemezdir ama buna dur demek ise o ülkenin yöneticilerine düşer. Atatürk'e bakarsanız savaştan bitap düşmüş bir mileti 10 yıl içerisinde ayağa kaldırarak GSMH yükseltmiştir. Bunu nasıl yapmıştır pekiyi? Kendi iç kaynaklarını doğru idare ederek. Dışarıya bağımlığı azaltarak. Pekiyi Amerika Atatürk'ü devirebildimi? HAYIR! Kitlesel halk isyanı oldu mu? Hayır! İsyanlar oldu ama rejim değişikliği isteyen üç beş yobazın ayaklanmasından ibaretti ve bunun sebebide İngiltereydi. Neyse tarih konusuna girmeyeceğim isteyenin internet elinin altnda google amcaya sorsun. :)
Rusyaya gelirsek neden tekrar sosyalizme geri dönmüyor. Eskisi kadar manüple edilemeyeceği aşikâr. Çünkü sosyalizm, kapitalizm ikiside bir, al birini vur ötekine… Filmi indirmiştim seyrettikten sonra sildim. Normalde arşivlemeyi severim ama arşivlenmeye değer bulmadığım için silmeyi tercih ettim. Daha sosyalizm adına işlenen katliamları, Türklere yapılan soykırımları anlatmayacağım çünkü ellerim yoruldu. :) Benim fikirlerim bunlar özetle bir sistemi değiştirmek için o sistemi kullanıyorsan bil ki o sistem seni kullanıyordur;)
Allah Türkleri korusun.
Asıl mesele anlaşılıyor: "dinime küfreden müslüman olsa" şeklinde, içsesle sarfedilen kelamlar duyduğumu hissediyorum. Sosyalizmin kapitalizm ile aynı kefeye konduğu olayını hatırlamıyorum.
Sahtekarlık diye tanımladığın şeye ise zaten yukarıda cevap vermiştim; hala da buna sahtekarlık demek, ille de bir suçlulaştırma çabası içinde olmaktan öteye gidemiyor gibi görünüyor.
Tüm bu ikinci sorudan edindiğim fikirlerden hareketle, konunun şahsım adına kapanması gerektiğine karar verdim. Selametle…
Öff,öff,öfffff.Fena kokmuş mecrasından çıkartılarak,'ne alaka' zorlamayla konu İslam dayatmacılığına vardırılmış.Tahir bey diyor ki;''Tek din olarak İslâm olduğuna göre islam dininde zaten kapitalizmdeki gibi bir sömürü düzeni kurulması yoktur. Fakirlere yardım etmek onların kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmelerini sağlamak amacıyla zekât sistemi oluşturulmuştur.''
1.Tek din olarak İslam…derken,6 Milyar Dünyalı DİNSİZ damgası yemiş olmuyor mu,1.3 Milyar Müslümanın kendini tatmini adına.?
2.İslamda kapitalizm benzeri sömürü düzeni kurulmasina imkan yoktur…derken,Dünya'daki en acımasız,keskin sömürü düzeninin ADİL DÜZEN vb.İslami çete ideolojileri olduğu gerçeğini nasıl yok sayacağız?AKP öncesinde FAİZSİZ Bankacılık,Helal Sermaye,Kar ortaklığı adlarıyla özellikle Avrupa'daki TC vatandaşlarını soyup soğana çezviren YEŞİL SERMAYE hareketi HOLDİNGLER (sırf Konya'da 43 taneydi),bavul bavul Kombassan'a aktarılan milyar dolarlar nasıl birden BUHAR oldu? O paralarla iktidar olan AKP ile birlikte ufak bir form ve taktik değişikliğiyle,aynı Dine dayalı kitlesel sömürü düzenini Deniz Feneri,Orada Kimse Yokmu,Sızıntı,akıntı,döküntü,çalıntı..derken yukarıda vurgu yapılan,(muhteşem sosyal dayanışma icadı) yoz,çağ dışı bir ZEKAT müessesesine dönüştürülmüştür.Seçim yatırımı olarak,siyasi bir rant amacıyla,son 3 ayda verilen avanta rüşvetlerin (sözde yardım) toplam tutarı 10 Milyon TL'dir.Seçime kadar buna bir ON milyon daha eklenecektir.Burada sömürülen kim?Halk,fakir insanlar Sömüren kim?İslam oligarşisi..Sömürü aracı:DİN..Tahir bey siz farklı boyutlarda mı yaşıyorsunuz..Mars gib.?
3.Fakirlere yardım etmek…derken bu fakirler gökten mi inmekte Fakir bireyler yağmuru olarak? Fakire niye yardım edilsin ki? Ohh bu ne dünya,ana cahil,vasıfsız,çalışmaz..baba kahveden çıkmaz..ortada 7 veled o fakirliğin ürünü (doğurmada maşallah çok zenginler,çünkü hem İslam hem de düzenin din sömürücü zihniyeti teşvik ediyor doğurganlığı,bataklıkları kurumasın diye),ve bu fakirlere yardım için ZEKAT buluşu?Toplumun niye bünyesindeki ASALAKLARI absorbe etme zorunluluğu olsun ki varlık nedenlerini ortadan kaldırmak dururken..Hele ki DEVLET'in niye Dilenci toplumunu teşvik gibi işlevi olsun..Sosyal Güvenlik Sistemi dünyanın hangi kalkınmış ülkesinde BAĞIŞ-Sadaka-Zekat-Yardım gibi ilkel yöntemlere indirgenmiş durumda?Nerde zorunlu sağlık sigortası,nerde işsizlik sigortası,nerde VERGİ kaçırmayı en büyük suç sayan çağdaş yasalar? Oysa yıllardır camilerde,dergahlarda,cemaatlarda VERGİ vermek haramdır,yerine Hayrı kurumlarına (yani kendi ceplerine) bağış yapın Cennete gitmek için bilinçsizliği nakşedilmekte Türk insanının kafalarına..Kaldı ki ZEKAT sistemi çift yönlü sömürü düzenidir:Birey fakirdir,Devlet baba yardımıyla nasıl olsa yaşamaktadır çaba sarfetmeden,yattığı yerden..Onu ayakta tutan zihniyet te İktidar olmakta oradan gelen oylarla,çalışanın emeğini kendisi musluk başına geçip sömürmek üzere.Tam bir danışıklı döğüş..
Bir Tahir Bey'in dahiyane İslami ekonomik kalkınma,sosyal güvenlik sistem önerileri eksikti bu platformda,çok geçmedn damladı,SELAMUNALEYKÜM sokulganlığıyla arzı endam etti..Hakan gibi,şu ana kadar dikkatle tartışmaya odaklanıp ilgiyle hatta kalan okurlara da terki diyar etmek seçeneksizliği düştü…Size doyum olmaz Tahir Bey,ben en iyisi gerçek bir lokantaya gideyim.
bu tartışmaya artık bir nokta koyma zamanı geldi diye düşünüyorum. Bizleri düşünmeye iten böyle bir belgeselin üstüne çıkan tartışmada ileri sürülen görüşler elbetteki çok geniş açılımlı olacak ve siyasetin karasularına da girecek.
Ama tartışmanın kişiselleşmeye başladığını görüyorum ve artık bu konudaki yorumları (en azından birine hitaben yazılmış olanları) onaylamayacağımı belirtiyorum.
Üzgünüm…
Tahir Yurttaş ve şahsıma ait yorum aynı anda onaylanmış olmalı ki, Tahir'den sonra benim yorumum çıkagelmiş ortaya ve sanki Tahir'i yoksaymışım gibi bir ambiyans oluşmuş. Zekat meselesine kısaca değineceğim ve artık tam olarak terk-i diyar eyleyeceğim.
Toplumları fakru zarurete iten bir sistemin pisliklerini bertaraf edeceğim diyen bir din olarak, 1500 yıldır paragözler ile aynı masada oturup kahkahalar atarak yemek yiyen ve kikirdeyen din adamlarınca desteklenen İSLAM'ın, kapitalizm ile bu dostluğu bünyesinde ZEKAT diye bir zerzevat çıkarmış olması kulağa anormal gelmiyor…
Fikir dediğin öyle bir fikirdir ki, fakirlik denen pisliği kökünden kazır, eşitlik getirir. Dinler kapitalizmi öyle bir kabullenmiştir ki, kapitalizm bünyesinde meydana gelen eşitsizliğe bile eşitlik diyebilecek kadar İNSANLIĞI aptal yerine koyar. Bir zamanlar dinden iyi anlayan, entelektüel bir dinci arkadaşıma sormuştum:
"Neden ben fakir bir ailenin çocuğu olarak Dünya'ya geldim?"
- Eeee, şey; Allah zenginleri fakirlerle, fakirleri de zenginlerle sınar…
"Tamam o zaman ben zengin olup fakirlerle sınanmak istiyorum…"
- !?
Bu diyaloğun ilerisi nasıldı hatırlamıyorum ama işin içine fundamentalizm girince, insanlık yumurtlama konusunda ihtisas yapmış tavuk timsali yaratıcı olduğundan, elbet birşeyler yumurtlanmıştır o zamanlar…
Bir de şuna bakalım:
"Toprağımız vardı, beyaz adam bize incil getirdi "Tanrı'dan medet umun" dedi, incili aldık onunla toprağımızı paylaştık. Aradan uzun yıllar geçti, şimdi beyaz adamda toprak var, incil yok. Bizde ise incil var toprak yok…" (…)
Batı uygarlıkların politikalarına bakın, Ortadoğu'da fundamentalizmi hakim kılmanın peşinde koştururlar, Ülke rejimlerini İslami yapmak isterler? Çünkü İslami rejim getirirseniz, doğacak olan nesile fundamentalizmin yolu gözükür. Bu gelişecek olan fundamental bilinç, öyle bir bilinçtir ki, Dünya'yı önemsemez; onun için burası imhitandan ibarettir. Böyle olunca da o toplum sömür sömür sömürülmeye müsait hale gelir. Peki neden bilhassa Türkiye'de fundamental bilinç geliştirilmeye çalışılıyor? Çünkü Türkiye'de -ÖNEMSENMEMESİ SAĞLANMAYA ÇALIŞILAN- madenler var, jeopolitik ve jeostratejik önem var…
Öteyandan, insanların karşısına geçip hem İslam'dan bir takım örnekler vereceksiniz, hem de Atatürk'e destek vereceksiniz, hmm (…) Eğer bu ikisini yan yana getirecek kadar HERŞEYİ İDEOLOJİK DURUŞUNUZA GÖRE değerlendirmeye müsait iseniz, subjektifliğin içinde boğulan açıklamalarınıza sırtınızı dayayarak, gönül rahatlığıyla konuşursanız, AĞZI OLAN KONUŞUYOR diyerek yererler insanı…
Atatürk hiçbir şekilde dinlerden ilham almamış ve hatta bunu nutukta açıkça ifade etmiştir. Ancak insanlık -tatmin olayım derken- okumaktan çok, konuşan bir halde olduğundan, Atatürk'ten bahsetmeden evel Nutuk'un tek bir sayfasını açıp okumaz bile;
"Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."
M.Kemal ATATÜRK
Oncelikle Zeitgeist i izledikten sonra konunun ozunde oldugu gibi bir yönlendirilmeye maruz kalmamak icin biraz arastırma yapmak istedim karsıma cıkan onlarca yorum tartısma vs arasından ortalama ustu en kaale alınacak yorumlar buraya yapıldıgından bir kac kelam etmek istedim. Blogcu ya tesekkurler.
Kisi bazlı olmaksızın “anladıgımdan anladıgım” kadarıyla bir kac seyde ben eklemek isterim.
Zeitgeist ve Zeitgeist Addendum serilerinde anlatılan ve belgelere dayandırılamayan gercekler (ki gercegin belgeye dayandırılamaması onun gercekliğine birsey katmaz,birsey goturmez) orta duzey zekaya sahip ortalama okur ve dusunur bircok kisinin dıs kaynaklara maruz kalmadan dusunerek olusturdukları fakat resmedemedikleri bir cok temel dusunceyi bir altın rehber gibi onumuze sermekten ote yeni ufuklar acmıyor. kapitalist yonlendirmenin seklini matematiksel olarak algılamak isteyenler icin basarılı, iktisat ogrencileri icin faydalı, dost meclislerinde dunyayı kurtarma hareketleri icin gerekli ve fakat bilgi akısı dısında sistemin ortasında erımeye mahkum bir fikir tiyatrosu.
Korku! kaynaklı beslenen dunya imparatorlarını! yine aynı kaynaklı ayıkmacı! bir yontemle yıkamaz kimseyi orgutleyemez korkudan nemalanamazsınız. heleki 2 asırlık sistemli bir sarmalı karsınıza alıp onların sisteminde yasıyorsanız.
Buraya yazı yazan degerli arkadasların yorumlarınıda buyuk keyifle okudum. Fakat bilgi yarıstırmaktan ziyade bir iki notla katılmak isterim.
-Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak- hangi sistemde olursa olsun kimsenin karsı koyamayacagı bir savken bizim ahlaksızlıgımızın aslında bir cok yönlendirmeden ve kaptalist sistemden bagımsız paralel bi sekilde fikri-koleliğimizin dinamitlerini olusturdugunu unutmamak gerek. Ahlaksızlıgın cagrıstırdıgı mana yı silip atın kafanızdan. ögrendiğimizi değil özü düsünelim. tartısırken yazarken okurken ise giderken ticaret yaparken tatil yaparken bir fikri savunurken, kendimizden daha iyi bir fikri okurken ona cevap yazarken ahlaksızız. kufurbaz dinsiz sapık bagnazlık degil ahlaksızız. Ve bu korkarımkı yönlendirilmeyle ögretiyle kulturle gelenekle edinilen bir davranıs turu olmaktan cıkmakta bizzat davranıs kurallarımız olmakta. Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak. cumlesi sempatik ve iyi diye hemen beynimizde kodlanırken icten gelen ben zaten sevgi olmadan asla sevgi ve ben ben zaten sevıyorum savunma mekanizmasının aslında varolan gücümüz oldugunu bilmemek ahlaksızlıgıda.
Emin olun ahlak dersi kisvesiyle bir cevap niteliğinde yazmadım sadece ahlakın toplum ve dın kurallarından ziyade bizim otokontrolumuzle dogrudan alakalı oldugunu dusunmekteyım.
Zeitgeist bizlere bilmediğimizi vermiyor birkac arkadasın dediği gibi cözümde sunmuyor.Bir almanak vazifesi gorur en fazla.bir kacta guzel anektod.
Sav daki yeni sistemin olusumununda bu sisteme karsı orgutlenme ve boykot gibi cagın gerisinde kalmıs yontemlerle olacagını dusunmuyorum. Bu sistemin B C D ve alfabeyi 2 kez dolasacak alternatiflerinin oldugu gercegini unutmayalım. 1945 bilinciyle 2009 bilincinin aynı olmayacagının pekala farkındayız. Ve kurulu duzenin kendini yoketmesini beklemekten baska caremiz olmadıgınında.
venus projesinin olusumu icinde 2 secenek var. birincisini bir arkadasımız ozetlemis.1 proje olusur dolar milyarderlerine hitap eder. 2 beklenen nukleer savas olur duzen kendını sıfırlar ve yeniden kurulur.
Jacque Fresco nun 850 Tl ye konferansa katılmasınıda yadırgamamak lazım. Sonucta bu isleri bi kaynaktan yapması gerekiyor. bunu kendi kaynaklarıyla yapıyor olsaydı mutlaka bizden 850 Tl dısında bisey isterdi ha ne dersiniz.
Tavsiylerindende internetin gucu ve Tv konusundaki onerilerinden baska yapılacak pek bisey yok sanırım.
korku butun bu odakların en buyuk silahı. aynı silahı kullanmamak lazım.
Din cok hassas bir konu.İnanana inanamayana pozitif bilimle cozmeye calısana fotograflayarak anlatmaya calısana ve bi sekilde yonlendirme yapmaya calısana! saygımız var. Ama Zeitgeist gerek yeni insanlık duzeni hareketinde gerek din savında karaladıgı mıhraklarla aynı yontemi kullanmıs.Kendi icinde bir ahlaksızlık soz konusu. Daha iyi sartlarda gercek demokratik yapıda ahlaksız olmakta pek matah bisey değil sanırım. bir arkadasın islamla ilgili yorumuna verilen cevaba cevap olacak biraz ama anlatılanla verilen cevap arasında 1500 yıl kadar bir sure gecmis. “Tahir Yurttas” isimli arkadas zaten “Herşey Kuran’ın bireylerden uzakta tutulmasıyla, birkaç kişinin tekelinde kendi menfaatleri doğrultusunda oluşturdukları mesheplerle insanları koyunlaştırmalarıyla başladı.” diyerek verilen cevaptaki dertten muzdarip oldugunu anlatmaya calısmıs. İslamın sosyal yapısı uzerine ayrıca bir baslıkta konusabilirz belki ama Zeitgeist ta İslamın yanından paralel gecilmis!!!
Okuyan sabreden herkese tesekkurler.
Zeitgeist belgesellerinin izlenmesi ve insanların hayatlarını sorgulanması için açtığımız grupda Zeitgeistle alakalı bilgileri ve gelişmeleri takip ede bilirsiniz…
Geri Dönüş Yok – Zeitgeist http://www.facebook.com/home.php?#/group.php?gid=…
Yakinda -Uygarlığın Uyanışı – Zeitgeist adlı PDF isminde Turkce ve farkli dillere cevirilecek dergiyi hazirliyoruz..
Konular : TVP(The Venus Project – Venüs Projesi) TZMT(The Zeitgeist Movement – Zeitgeist Harekatı) Bilgisayar ve Teknoloji, Bilim, Din, Dizayn ve Tasarım, Doğa, Eğitim, Ekonomi, Felsefe, Hukuk, Kişisel Gelişim, Mizah, Özdeyiş, Redaksiyon ve Editörlük, Tarih
Zeitgeist Harekatı
http://www.facebook.com/group.php?gid=67487929352
Hayat Sevgi ve Korku arasında bir yolculukdur, İkisinden birini seçmelisin, hangisini seçeceksin?
bence din olsun komnizm olsun ütopya lsun insanların bilinci nötürlemediği sürece işlemiyor.o yüzden önce bilinçte şuurlanma olmalı ama nasıl ?insanları doğayı evreni insan kendi içinde bulmalı snra din sistem hepsi otomatikman yerine oturur ve hayalini kurduğumuz ütopya barış huzur mutluluk yerleşir.Şavaşlar ayrılıklar yok olur.ben tabiki Venüs prjesini destekliyorum ve benim ütopyam gibi bir cennet yaratmak istediği için Jacques teşekürler.
Aslında Zeitgeist Das Capital vs. vs. anlatılmak istenenlerin, anlatılanların, bizim anladıklarımızın hiç bir önemi yok.Herkesin hayatını sürdürebilmesi için bir dayanağa bir özkaynağa ihtiyacı vardır.Normal hayatta herkes para döngüsünün içerisindedir.Bu çark her zaman işler farkında olanlar veya olmayanlar bu sistemin dışına çıkamazlar herkes bu sistemde bir yer edinmiştir.Ekonomik Suikastcının itiraf ettiği gibi bir tek kişi bunu başarmıştır oda Hugo Chavez'dir.Ülkenin başındakiler de önemli rol oynuyor bu sistemde insanın ne kadar sosyalist, emperyalist veya komunist oldguğu farketmiyor hapis olmuş durumda eli kolu bağlı dayatmalarla ve zorunluluklarla yaşam kavgasını sürdürüyor belgeselde bahsettiği gibi sadece imparator olanlar ayakta kalabiliyor.Bu belgeselin anlattıkları ve ortaya çıkardıklarını dünyanın yüzde yüzüde idrak etse gene hiç birşey değişmeyecektir.Bir başkaldırı, devrim, Ayaklanma hiç biri bu sistemin tekerine çomak sokamayacaktır.
Zeitgeist'i ve Venüs Projesini eleştiren arkadaşların kapitalist sisteme alternatifi nedir acaba öğrenebilir miyiz? Tabiiki ekonomik sistem genleşmenin son boyutlarına ulaştı bunu göremiyor musunuz? Bu sistem 40 yıl önce iflas etmişti aslında ama tutupta karşılıksız para basıp insanları uyutmaya devam ettiler ve doğayı da katlettiler. Karbonmonoksit soluduğumuz da mı yalan? Sokaklarda yürünmez oldu, insanlar 50 kuruş için birbirlerini öldürüyor bunlarda mı yalan? Uyanın da etrafınıza bakın. Matrixler içinde yaşayıp durmayın açın gözlerinizi de etrafııza bakın neler oluyormuş. Gözler penceredir ama onun içinden ancak bakmasını bilenler görebilir. Bazı arkadaşlarda bu hareketi dinsizlik filan diye nitelendirmişler de dindar bir sistemin gezegeni bu hale soktuğunu görememişler. Gezegenin bir avuç insan tarafından sömürüldüğüde mi yalan? Türkiyede 55 milyon insanın açlık sınırında yaşadığıda mı yalan?
Bu yazıya kesinlikle katılmıyorum..çok yanlış düşünüyorsunuz…
Sadece şunu söylüyorum..
Sayın. Serdar Akbıyık
zeitgeist bir siyasi parti değildir..
bizler politika din ve para ile uğraşmayız..
biz komünist veya devrimci yada libarel bir birleşme değiliz.. insanları yanlış bilgilendiriyorsunuz..
fresco kesinlikle 850 lira civarında bir para almamıştır.. bunu kanıtlayamazsınız.. böyle bir durum yok. .3 5 kişi kendini bilmez.. insan bunları ortaya atıyor.. zeitgeist .venüs projesinin adını lekelemeye çalışıyorsunuz.. çok yanış…
serdar beyin ilk yazısına ve eleştirisine karşılık olarak yazdığım yaklaşık bir sayfa boyutundaki yazının neden, nasıl ve kim tarafından silindiğini merak ediyorum açıkçası, bakkal hüseyine iletilmesi gerekenleri yazmıştım ama galiba serdar beyin kapitalist ve antiyenilikçi zihninin filtresine takıldık, sağlık olsun…
Yorum falan silmedik, silmeyiz…
siteye "bakkal hüseyin" muamelesi çeken, serdar akbıyık'ın bu siteyle ilişkisinin yorumları onaylama düzeyinde olup olmadığına bakmaksızın anında "kapitalist" ve "antiyenilikçi" yaftalarını yapıştıran bir zihniyetin yorumlarını merak etmiyorum açıkçası. ama yayımlanırsa da sağlık olsun…
Belgeselleri izledikten sonra konu hakkında başkalarının neler düşündüğünü öğrenme gereksinimi duydum. Çünkü belgeselde ortaya koyduğu birçok doğru bilgi bombardımanının arasına yerleştirilmiş bu bombardıman arasında sempatizanları tarafından hayranlıktan karşıt görüş tarafından beğenmedikleri yerleri eleştirme çabasından dolayı (alkış tutmak veya yuhalamaktan dolayı pek kolay fark edilmeyeceği için) hiçbir kanıt sunmaya gerek duymadan ortaya sürülen artık belkide sağır sultanın duyduğu görüşler üzerinden gidilmiş. Ama tartışmaların da bu geleneğe uyularak yapıldığını görünce aslında bunun pekçok kişi tarafından uygulanan bir seramoni olduğunu düşünmeye başladım. Bir görüş önesüren insanların hele de mevcut sistemlere böylesine geniş bir çerçeveden baktıklarında her söylediklerinin doğru veya yanlış olmasını beklemek bana göre gerçeklikten uzaktır. o yüzden yüzde yüz teslimiyet beraberinde o karşı çıktığımız köleliğe; tamamiyle inkar ise gerçeği inar etmeye götürür. Temel amaç adalet ve insana yakışır bi hayatsa eğer öncelikle halletmemiz gereken bazı işler var. eğer bir insanın fakir olması sadece o insanın suçu olarak görülüyorsa o zaman bu sistemin herkes için adil olduğunu düşünmemiz gerekiyor ki ozaman zaten sorun yok. yok eğer du doğru değilse “suçun tamamen” sorumsuz veya tembel diyerek yaftaladığımız kişide olmadığını kabul edelim. o zaman bu bizi insanca bi yaşam için mutlak adaleti sağlamak için yapılması gereken nedir sorusuna getiriyor ki bunu sağlayacak olanın ne sosyalizm ne komunizm olmadığı gerçeğini kabullenmek herhalde teslimiyetçilik olmaz. zira bu iki görüşte de adaleti dağıtacak olan kesim her ne hikmetse parayla oynayan kesimin ta kendisi. peki şu anda herkes insanca yaşamı sağlama konusunda birleşmiş olsa bu standartı koyacak olan kesim kim olacak? nasıl bi mütabakat sağlanacak? bana göre standart ile günde benim senende kazandığımın onlarca mislini kazananın standartları aynımıdır sizce. para= mutluluksa teorik olarak lüksemburklu birisinin türklerden 16 kat daha mutlu olması gerekir (kişi başına milli gelirlerine bakarsak). ama toplum bazında mutluluk oranları tabi araştırma şirketlerinin tamamen hayal ürünü istatislikler yayınlamadığını düşünmüyorsanız hiç de bu tabloya uymuyor. ve medeniyet olarak en önde olduğunu bildiğimiz ülkeler de bu listenin başında değiller. demekki ne para ne özgürlük bu dünyada bizi istediğimiz şeye yani mutluluğa götürebilecek tek araç değil. maneviyata inanmayan arkadaşların tezleri tabiki sadece görüp temas edebileceğimiz kısacası şu anki bilimsel verilerle ispat edebileceğimiz olgulara inanmak gerektiği yönündedir ki (bilime aşık birisi olarak herşeyin ispatlanabilir durumda olmasını en çok isteyen insanlardan biriyimdir) gene gerçekçilikten uzaktır. şöyleki günümüzdeki bilim evet ileri bir seviyededir fakat neye veya kime göre. bundan 2000 yıl önce artık bulunabilecek hiçbirşey kalmamıştır diyen bir bilim adamına göre bilim son noktasındaydı ya bundan yüz sene sonrasına göre neredeyiz bileniniz var mı? ben bu konudaki düşüncemi kesinlikle yazımın başında eleştirdiğim düşüncenin bir model üstüne geçerek vizyonu sıfır olan bir adama dayandırmayacağım tabiki ama şunu da söylemezsem eksik kalacak bugün bilimin hala hemen her kolunda kendi paradoksları vardır ki bu bile bilimin hala eksik olduğunu gösteriyor.dine göre birisine yardım etmenin tek nedeni birgün o kişinin durumunda olmak istemememizdir. hangimiz bilimsel bir açıklamayla yarın hala hayatta olabileceğimizi söyleyebilir? sanırım burda yazan hiçbir saygıdeğer yorumcu yapamaz bunu. nekadar yeni ilaç çıkartırsak çıkartalım hastalıkların önüne geçemediğimizi hepimiz görüyoruz çünkü biz bu dünyada senarist veya yönetmen değil sadece oyuncularız. hala kainat hakkında bir kurbağanın kuyunun dibinden görebildiğinden fazlasını bilmiyor iken herşeyin sadece bilimden ibaret ulduğunu söylemek de biraz hayalperestliktir. sizce bundan 50000 sene önce yaşamış birisine bi cep telefonu versek hakkında ne yorum yapar veya onun sistemini nereden bilebilir. belkide şu anda bizden o kadar uzak bir bilincin yapıtlarına bakan birer mağra adamıyız. inşallah herşeye madde gözüyle bakarken gelecekte merhamet kelimesinin anlamını öğrenmek zorunda kalmayız. çünkü tartışıyor olduğumuz bu sistemler kim yönetiyor olursa olsun yönetici kademesindem başkasına eşitlik şansı vermiyor
bir suredir, belgeselleri izliyor ve metinleri okuyorum.
belgeselde konulan teşhisin şu bolumune katiliyorum,
“sermaye belirli bir sınıfın elinde biriktiği sürece insanlık için tehdittir”
“makinalasma, verimlidir bu durum issizlik yaratir”
“kazanilmis olan bos saatler isci sinifina hediye edilmelidir”
ancak şu bolumune katilmiyorum,
“tum pislik parasal sistemden kaynaklıdır”
sorun parayı kimin basıp kimin basmadığında değildir. sorun zenginliğin paylaşılmasında, kimin neye dayanarak ne kadar pay aldığındadır.
marksizmi iyi bilirim, kapitalizmi de bu seride anlatılan neredeyse hiç bir bilgi yeni değildir.
aktivist arkadaslar, harekete baslamislar. yollari acik olsun.
ancak bir konu var ki yanitini birileri verirse cok iyi olur.
- zeitgeist ler uzerine dinci grup din elden gidiyorrr diye saldirirsa kendilerini nasil koruyacaklar.
- zeitgeistler uzerine fasist gruplar, bunlar bolucuuuu diye saldirirlarsa ne yapacaklar
- zeitgeist hareket devlet tarafından yasadisi ilan edilirse kendilerini nasıl savunacaklar
- zeitgeistlerin banka hesaplarina el konulursa ne yapacaklar
- zeitgeistlere hic bir market hic bir mal satmaz ve hic bir nakliye sirketi onlar icin calismazsa nolacak
birileri yanit verirse cok sevinirim.
Bu belgesel 99 doğru söyle araya 1 yanlışı sıkıştır ve inandır felsefesi…
İlluminati gibi şeytani örgütler dünyayı dinlerden uzaklaştırıp yeni dünya düzeni altında tek din devleti olan tek ülke millet herneyse ( tabi burda fakire fukaraya gerek yok hepsini yok etmek ) ultra zenginleri toplayıp lucefer yanı şeytanı tanrı bilip ona tapan bir ırk yaratmak istiyorlar.
Bu belgesel bazı şeyleri bu örgütlerin istediği ölçüde deşifre etmiş gibi insanlara sunuyorlar. İnsanların güvenlerini kazanıyorlar. Herkes bunlar kesin şeytanilerin düşmanı bakış açısına kapılıyor. Ve herşeye inanıyorlar.
Belgeselin sonunda dinleri bırakın hayatınızı yaşayın neymiş venüs projesi diyorlar. yani yine şeytanilere hizmet var. Müslüman musevi hristiyan herkes bıraksın bu işleri diyorlar. Tıpkı şeytanilerin dinlerinizi bırakın dediği gibi. Bize açıkça bırakın dinleri şeytana inanın demiyorlar diyemezler zaten ozaman 2 saatlik belgeseli çöpe atmış olurlar. Fakat bizim dini inanışlamızı bırakın derken zaten şeytanı amacına ulaştırmış oluyorlar.
Gelemeyin böyle tuzaklara bu belgeselde tamamen şeytanilere hizmet ediyor. 99 doğru 1 yanlış ;)
Yorum Yazın