Ercan y Yılmaz 1 (Foto, Gamze Yılmaz)

Öykücü, şair, kısa filmci… Aynı zamanda bir öğretmen. Ercan y Yılmaz’dan söz ediyoruz. Son kitabı On Üç Sıfır Sıfır adlı öykü kitabıyla Necati Cumalı Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Yılmaz, böylelikle ödüllerine bir yenisini daha eklemiş oldu. Yılmaz’a ulaştık ve ismindeki gizemli “y”den başlayarak merak ettiğimiz ne varsa hepsini bir çırpıda sorduk…

Ercan Dalkılıç Ercan Dalkılıç 

Öncelikle ismin ve soyismin arasındaki y harfini sormak istiyorum? Ne anlama geliyor bu harf? Bir şeyi mi simgeliyor ya da Cemal Süreya’dan mı miras mesela?

Cemal Süreya, Elma adlı şiirini “Adımın bir harfini atıyorum” dizesiyle bitirir. Bu dizenin yönü Cemal Süreya’nın girdiği iddiaya çekilse de bana göre, dizeyle sözü edilen y harfi değildir. Gerçekte y harfidir ama şiirde c’dir. C harfini atarak Elma şiirini tamamlamıştır. Böylelikle, Elma’yı oluşturan harfler yalnız kalmıştır isminde. Bunu, Elma Şiiri Tahlili başlıklı yazımda da anlattım. Tabii bu şiirin gerçeğidir, gelelim hayatın gerçeğine. İtiraf ediyorum: Şairin gerçekte attığı harf bende değil, sevgili dost Süreyyya Evren’dedir. Ona yakışmıştır. Bendeki ‘y’ ise basit bir kopyalama. Soyadımın ilk harfi. Bir karışıklığı önlemek için soyadımdan kopyaladım. Çünkü aynı ad ve soyadıyla yazanlar da sinemacılar da var. Onların okur ve izler kesimini yanılgılardan kurtarmak için bir değişikliğe ihtiyaç duydum. Adımı değiştirmek istemedim. Araya isim eklemek de istemedim. Soyadımı değiştirmeyi hiç düşünmedim. En sonunda soyadımın ilk harfini tekrarlamakta karar kıldım. Kısaltma olmadığı için noktasız ve küçük.

ercan yılmazÖykü ile şiir aynı kaynaktan beslenseler, bir ağacın iki dalları olsalar da neredeyse apayrı formlar… Kendinizi hangisinde en iyi ifade ediyorsunuz?

Bazen anlatmak istediklerim çokmuş gibi geliyor bana. Ama düşününce hep aynı şeyleri anlatıp duruyorum. Bunu bilinçli yaptığımı da söyleyemem. Sonradan farkına vardım. Çiğ bir tekrardan söz etmiyorum. Temel izlekler ya da içinden yaşama baktığım çatlaklardır bunlar. Hep bunların etrafında dolanıyorum. Tam içine girmiyorum, kenarlarına bile değmeden, fark etmeden ve de fark ettirmeden o çatlakları. Başka başka sanatlarla baktım o çatlaklardan. Sadece birinde ısrar etmedim. Hem neden edeyim ki! Şiir kitabımdan sonra şiir yazmadım. 28 şiirim var, hepsi de Yürüyen Siyah’ta. Öykü kitabım, On Üç Sıfır Sıfır’dan sonra da öykü yazmadım. İki de kısa filmim var. Şimdi bu toplamı düşününce kendimi neyle iyi ifade edebildiğime karar veremiyorum. Şiiri seviyorum, öyküden hoşlanıyorum, romanla yaşıyorum, sinemaya karşı boş değilim ama görsel kültüre de göz kırpıyorum. Sonuçta hepsi aynı yerden çıkıp aynı yere gidiyor. Belki de okur bu soruyu net yanıtlayabilir. Okurun hakkıdır bu.

 Bir insan niye yazar? Siz ne zaman ve ne nerede başladınız yazmaya?

Her öykünün niye’si ayrıdır. Her insanın yazma nedeni ayrıdır. Bir insan olarak ben unutmamak için yazıyorum. Unutkan biriyim. Özellikle kendimi hatırlamak için. Misal, On Üç Sıfır Sıfır’daki Buzdolabı hikâyesini okuyup yaşamındaki tek esrarı çözen çocuk hâlimi hatırlayınca amacıma ulaştığımı düşünüyorum ve tabii hatırasıyla bile üşüyorum. Hatırlamak için yazıyorum ama hatırlanmak da var işin ucunda. Toprak olmak zor geliyor, kâğıt olmak iyi. 13 yaşımda yerel bir dergide ilk şiirim, akabinde ilk öyküm yayımladı. İlk mektubum yerel bir radyo kanalında okunduğunda yine 13 yaşındaydım. Mektupta sosyalist, öyküde oryantalist, şiirde aşırı ağlak liriktim. Öğretmenlerime yazar olacağım, derdim. Ortaokul bitti. Lisede de bu ısrarı sürdürdüm, yazar olacağım, deyip susuyordum. Sustukça daha güzel kitaplar okuyordum. Sayısal sınıfa aldılar, dilekçe verdim: Yazar olacağım, bu sınıfta duramam; Kimya, Fizik, Geometri başımı döndürüyordu. Türkçe-Matematik sınıfına aldılar. Edebiyat ağırlıklı. Hocalarım şiirlerimi, hikâyelerimi alıp okudular. Böyle oldu işte.

Ercan y Yılmaz 2 (Foto, Gamze Yılmaz)

Her ismin etkilendiği isimler vardır mutlaka. Siz kimlerden etkilendiniz, sizi yazmaya hangi yazar teşvik etti bu manada? Şu kitabı ben yazsaydım dediğiniz oldu mu hiç…

Yaz günlerinde uğrak yerim olan İl Halk Kütüphanesi, Yaşar Kemal Caddesi üzerindeydi. Büyük yazarı, cadde ismi olarak tanıdım, öncesinde pek bilmiyordum. Kitaplarını rafta görünce alıp okudum. İlk okuduğum kitabı Yer Demir Gök Bakır’dı. Bu bir. Sonra. Ahmed Arif’in şiir kitabını Kelepir Kitabevi’nden çalmıştım. Fiyatını sordum, param yetmedi. Yoğurt satmaya inmiştim çarşıya. Boş bakraca koydum Ahmed Arif’i. Çıkarken Yılmaz Güney’in Sürü filminin senaryosunu gördüm. Onu da bakraca indirdim. Bu üç kitap beni yazmaya sevk eden ilk kitaplarımdır. Hayatın belli dönemlerinde etkilendiğim isimler değişti. Ama başucumda tuttuğum yazarlar değişmedi ve en çok onlardan etkilendim: Turgut Uyar, Ece Ayhan, Vüs’at O. Bener, Necati Tosuner, Sait Faik, Bernhard, Borges, Pessoa, Zweig, Böll gibi.

Sorunuzun son kısmına gelince, rahatlıkla söyleyebilirim: Keşke ben yazsaydım dediğim tek kitap yok. Zaten çok sevdiğim kitapları sahiplenirim. İlla benim yazmış olmam gerekmiyor. Bu şekilde sahiplendiğim çok kitap var. Birkaçını paylaşabilirim: Don Quijote, Binbir Gece Masalları, Huzursuzluğun Kitabı, Fransız Teğmenin Kadını, Kasırganın Gözü, Tehlikeli Oyunlar, Trenin Tam Saatiydi… bunlar böyle çoğalır.

Yürüyen SiyahYazarlıktan kazandığınız ödüllerin yanında bir de 2011’de ‘Vitrin’ adlı kısa filminizle İstanbul Kısa Filmciler Derneği’nden aldığınız En İyi Film Ödülü’nüz var. Sinemaya nasıl başladınız? Öyküleriniz gibi filmleriniz de sosyo-politik bir temel üzerinde mi yükseliyor?

Sosyo-politik temel mevzusunda bilinçli bir tutumum yok ama fikrine güvendiğim arkadaşlar, öykü ve kısa filmlerimin o temelde yükseldiğini söylüyor. Sinemayla ilişkim ise yukarıda anlattığım şekilde sahip olduğum Sürü senaryosu kitabıyla başladı. Hâlâ filmini izlemedim. İzlemeyi de düşünmüyorum. O, bende ayrı bir büyü, defalarca senaryosunu okudum. Köy okulunda öğretmenken ilk senaryomu yazdım. Kendim çekmek istedim. Sanat yönetmenliği, görüntü yönetmenliği, senaryo, fotoğraf atölyelerine katıldım uzun süre. Alanlarında çok iyi isimlerden ders aldım. Bu eğitimlerden sonra senaryo son hâlini aldı. Çok değişti. Film için bütçe gerekiyordu. Gila Kohen Öykü Ödülünü aldım o sıralar. Ödül parasıyla ilk kısa filmim olan Vitrin’i çektim. Öğrencilerim oynadı. Hepsi de çok iyi oynadı. Kültür Bakanlığı’ndan destek de aldık. Bu desteğin bir kısmıyla Hizbullah dönemini anlatan ikinci kısa filmim olan Uğultu’yu çektim. Arkadaşlar beni bu filmden vazgeçirmeye çalıştı. Ailem de. Hizbullah ciddi bir korku bırakmıştı bölgede. Tesiri hâlâ devam ediyor. İki kişiyi öldürdüler gözlerimin önünde. Onların gözlerini gördüm, gözlerden başladılar ölmeye. 13 yaşındaydım. Batman’ın en işlek yerinde öldürdüler hem de. Kaçmadılar bile. Tanımadığım o iki kişi için çektim Uğultu’yu. Bu iki film de sinema tekniği açısından kusurludur. Olsun benim kusurlarım bana okul oldu.

Peki, son olarak üzerinde çalıştığınız bir proje/metin var mı? Roman denemesi yapmak istiyor musunuz günün birinde?

2007’de yazmaya başladığım romanı yaklaşık bir ay önce bitirdim. Son şeklini aldı. Uzun sürdü ama romanın kendisi uzun değil. Tabii bu süre zarfında başka işler yaptım çoğunlukla. Sadece romanla uğraşmadım. O henüz bitmeden sonraki bir romanın notlarını almıştım. Şimdi onu yazıyorum. Sonra, çekmecemde uzun metraj film senaryom var. Onu çekmek istiyorum. O da bütçesini bekliyor. Görsel kültür çalışmalarım da var yani plastik sanatlar. Arkadaşlarla sürdüğümüz Askıda Öykü var. Anlayacağınız çok proje var, mutlaka bir şeyler yarım kalacak. Kesinlikle ömür yetmeyecek hepsine. Ama devam işte… Teşekkürler, sevgi ile.

***

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA