Evli Erkeklere Nasihatlar: Evlilik kaybedeni baştan belli bir savaştır!

evli erkek

Hayata bakış olarak, duygu, düşünce, felsefe olarak birbirine tamamen zıt kanatlardan iki kişinin aynı ortamda yaşayabilmesi mümkün kılabilecek tek şey o habitatta bir iktidar savaşının yaşanmamasıdır. Daha anlaşılır bir örnekle açacak olursak bu cümleyi; kadın ve erkeğin evlilik vesilesiyle aynı evde yaşayabilmesi (yaşamak var, yaşamak var tabi, biz mutlu ve huzurlu cinsinden olanıyla ilgiliyiz) ancak ve ancak o evde kimin iktidar olduğu konusunda bir çekişme yoksa mümkündür.

Nacizane görüşüme göre mutlu ve huzurlu bir evin sırrı iktidarın erkekte olmasında gizlidir. Tabi bu iktidarın gerektiğinde taviz vermesini bilen bir iktidar olması şartıyla… Çünkü aksi taktirde zamanla bu iktidar bir diktaya dönüşecektir. Ve gerçek hayatta örneklerini sık sık gördüğümüz gibi diktalar da bir süre sonra darbeyle alaşağı edilmeye mahkumdur. Dedik ya, iktidar erkekte olmalıdır ve erkek taviz vermeye kendini alıştırmalıdır.

Örneğin bırakın gideceğiniz filmi, restoranı hanımlar seçsin. Zaten ikincisinde, en fazla üçüncüsünde bu seçimi yapmaktan sıkılacaklar ve bu konuda da sizin karar vermenizi isteyeceklerdir. Ama en ufacık bir şey konusunda bile seçim yapmanın, karar vermenin ne kadar bir güç ve yorucu iş olduğunu kabul edecek midir? Hayır! Peki, bu meşakatli işi hayatı boyunca iki kişi adına yapıyor olduğu için erkeği taktir edecek midir? Asla! İşçisin sen, işçi kal hesabı.

Bırakın yemek takımını onlar seçsin. Siz hiç karışmayın. Ama fiyat konusunda bir çizgi çekin ki, iki aylık maaşınız içine yemek koymaktan başka işe yaramayacak, gittigidiyor’a koysan para etmeyecek kap kacağa gitmesin.

Bunlar oldukça küçük tavizlerdir. Tavizin büyüklüğü cebinizden çıkacak meblağ ile doğru orantılıdır. Evlilik tavizlerin havada uçuştuğu küçük çarpışmalarla dolu bir savaştır aslında. Bu tavizlerin çoğu sizin tarafınızdan verilecektir ve daha da önemlisi verilmiş tavizler gelecekte lehinize delil olarak kabul edilmeyecektir. Onun için eski tavizlerinizi öne sürerek bir avantaj elde etmeyi aklınızdan çıkarın. Taviz söz konusu olduğunda kadınlar için dün diye bir şey yoktur. Yarın diye de bir şey yoktur. Bugün vardır yalnızca.

Futbol gibi biraz. Şöyle diyelim siz kalecisiniz. Gol kurtarmayı da taviz vermek gibi düşünün. İyi oynadığınız goller kurtardığınız maçtan sonra omuzlara alınırsınız. Ama bir dahaki hafta hatalı bir gol yediğinizde sizden kötüsü yoktur. Taviz vermediğiniz de de aynı, Rüştü’den beter ederler sizi valla. (Bknz. FB yılları)

Tavizlerle ilgili verebileceğim en önemli tavsiye: Sonunda taviz vereceğini biliyor olsanız da bu tavizi vermemek için sonuna kadar göğüs göğüse mücadele edin. Çarpışmaktan asla vazgeçmeyin. Tecrübeli bir evli erkek, savaşarak verilen tavizle, peşinen verilen tavizin aynı şey olmadığını çok iyi bilir. Yani yalnızca kaleci değil, bir kamikazedir evli erkek.

Zaferler küçük kazanımların toplamıdır, denir. Doğrudur. Hayatınızın sonuna doğru bir muhasebeye giriştiğinizde, verdiğiniz bu tür küçük tavizleri üst üste koyduğunuzda acı gerçekle karşılaşacaksınız. İngiltere kraliçesinden bir farkınız olmadığı yani iktidarınızın aslında sembolik olduğu gerçeği. Ne kadar iktidarım diye geçinseniz de, aslında gizli bir iktidar mücadelesi olduğunu ve eşinizin bunu açık ara kazandığını tüm açıklığıyla göreceksiniz.

Evlilik tarihinizdeki çarpışmalar bir bir gözünüzün önünden geçecek o an. O en sevdiğiniz koltuğunuzu 10 yıl, giyilmekten rengi solmuş uğurlu tişörtünüzü 15 yıl onurla, cesaretle müdafaa ettiğinizi hatırlayacaksınız. Ama neticeyi de hatırlayacaksınız.

Bir akşam eve geldiğinizde koltuğunuzun yerinde yeller esiyordur ve onun yerini mini mini şirin mi şirin mandallarınız olmuştur. Tişörtünüz hala evdedir evde olmasına ama çoktan yeni bir işlev kazanmıştır. Artık o bir toz bezi olmuştur. Bundan sonra yapabileceğiniz tek şey onun bu Brutus vari eylemlerini eşinizin kafasına kakmak olacaktır. Ama eşinizin kendince bu konuya açıklık getirme çabalarının ardında “çok da umurumdaydı, attıysam attım işte, yerse” tavrı gözünüzden kaçmayacak.

Eğer en sevdiğiniz çizgi roman serisini, üç beş antika plağı, çocukluğunuzu hatırlatan Milliyet Çocuk ciltlerini, hadi bir de gittiğiniz önemli maçların biletlerini muhafaza edebildiyseniz, yine iyisiniz. Ama emin olun bu kazanımlarınız sizin başarınızdan çok, eşinizin bunları savaş zaiyatı olarak çok önceden gözden çıkarmış olmasının sonucudur.

Biz yeni taşındık. Dünya üzerinde kadınların dekorasyon şevkini yeni bir evden daha fazla tetikleyebilecek bir şey yoktur. Dolayısıyla kısa bir süre öncesine kadar evimiz müthiş çarpışmalara sahne oluyordu. Badana Muharebesi, 1. Perde Muharebesi, 2. Perde (Tül) Muharebesi ve son olarak Koltuk Meydan Muharebesi. Birkaç cephede birden savaşmak zorunda kalmama rağmen destansı bir mücadele örneği verdiğimi söyleyeyim ki bana arka çıkacak evli erkekler benimle gurur duysun. Hatta öyle ki bir an gaflete düşüp bu savaşı kazanabileceğim gibi saçma sapan bir umut bile doğdu içime.

Zamanla kaynaklarım tükenince geri çekilip Vietnam’ı ABD’ye mezar eden Vietkonglar gibi gerilla savaşına başladım. Bunu psikolojik savaş stratejileriyle destekliyordum. Ama kaçınılmaz son adım adım yaklaşıyordu. Kaybettiğim gerçeğini bir gün kendimi Fetih Mahallesi’ndeki mefruşat çarşısında koltuk kumaşı bakarken bulduğumda kabul etmek zorunda kaldım. Aslında bir yandan memnundum, arslanlar gibi savunduğum koltuğumun yeni bir L koltukla değişmesini önlediğimi düşünüyordum. Yüz değiştirmeyle yırtacaktık bu işten. Bu iyimser hava ancak birkaç gün sürdü ve yeniden L koltuklara bakmaya başladık. Eski perdeler çöp oldu, vesaire… Ama son ona kadar savaşı bırakmamıştım neticede. Önemli olan tek şeyde buydu. Yani. Sanırım. Üfff, kimi kandırıyorum, ya! Resmen yine onun istediği oldu işte, di mi?