Kaguyahime no Monogatari düşlerin ve çılgınlığın krallığında

14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali takibinde şimdi bir belgesel ve bir animesel sırayı alıyor.

Tuğba Keleş Tuğba Keleş

Yume to Kyouki no Ohkoku / Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı: Animenin iki devi Hayao Miyazaki ve Isao Takahata’nın son animeleri üzerinde çalıştıkları dönemde hazırlanan belgeselde seyirci, Miyazaki’nin sırrına az biraz erme şansı elde ederken, Takahata’yı biraz daha fazla sır perdesi ardında kaybetmeyi başarıyor.

Miyazaki Bey, Rüzgar Yükseliyor (Kaze Tachinu) animesine çalışıyor. Pazar günleri hariç, her sabah 11.00’de başlayıp 21.00’de sonlandırdığı mesaisinde dibinden ayrılmayan kamera ile çalışma yöntemine, diğer çalışanlarla olan mesafeli ilişkisine tanık oluyoruz. Isao Takahata’nın Miyazaki Bey’i nasıl keşfettiğine, birlikte çalışmaya başlayıp sonra da Stüdyo Ghibli’yi kurdukları zamanı öğreniyoruz. Rüzgar Yükseliyor’un taslaklarının hazırlanma aşamasından, diğer çizerlerin olaya dahil olduğu anlara, seslendirme aşamasından (Hideaki Anno’nun tuhaf sesine dikkat) anime müziğinin bestelenme aşamasına kadar hemen hemen üretimin her safhasını gözler önüne seriyor belgesel.

studio-ghibli
Masası başında Hayao Miyazaki

Miyazaki Bey, artık tonton bir dede olmuş olmasının ötesinde hala nüktedanlığını korurken, ister istemez aslında ne kadar karamsar bir kişiliği olduğunun sinyallerini de alıyoruz. Her ne kadar bu karamsarlık, her şeyi olumsuzlama anlamına gelmese de, yeterince (!) yaşamışlığın verdiği bilinçle, artık bizi ölüm paklar misalli konuşmaları, yaptığı işleri her daim sevimli gelen biri için ilginç aslında. Bir o kadar da gençlik yıllarında “sol cenahtan” protesto ve gösteri olaylarında etkin rol üstlenmesine rağmen son yıllarda ürettiklerinin nasıl kapitalist sistemin egemenliğine girdiğini izlemek de. Rüzgar Yükseliyor’daki uçak mühendisi Jiro Horikoshi karakterinden hareketle kendi ağzıyla dediği gibi (kelimesi kelimesine aynı olmasa da) uçak tasarlamak da anime yapmak da bir çeşit lanet aslında. Uçak tasarımlarının sonuçta savaş için kullanılması gibi animeler de günümüz avcı-toplayıcı insanları için meta fetişizmini körükler hale geliyor.

rüzgar yükseliyor
Rüzgar Yükseliyor

Belgesel sayesinde Miyazaki’nin artık son işim diye adlandırdığı Rüzgar Yükseliyor’un hikayesinin nasıl kendi hayatından parçalar da içerdiğini, Zero adı verilen uçaklara tutkun olduğunu (ama ‘otaku’ seviyesinde değil) öğreniyoruz. Son yıllarda Takahata Bey ile Miyazaki Bey arasındaki ilişkinin aralandığını, Miyazaki’nin çalışma enerjisi ve hızına karşı Takahata Bey’in nasıl yavaş ve kararsız çalıştığını, genellikle Miyazaki cephesinden algılıyoruz.

Sonuçta belgesel, bu dünyanın en güzel şeylerinden biri olan animenin üstadı Stüdyo Ghibli’yi seyirciye fevkalade sıcak bir şekilde (ama her yönüyle değil) sunarken, kafamızdaki soruların bazılarına cevap bulabiliyoruz. Miyazaki Bey cephesinde aydınlanmalar yaşanırken, Takahata Bey cephesinde hep karanlık, yine karanlık bizi karşılıyor.

***

kaguyahime no monogatari (2)

Kaguyahime no Monogatari / Prenses Kaguya Masalı: Isao Takahata’nın el emeği göz nuru son güzellemesi. Sade ama etkileyici bir Stüdyo Ghibli animesi daha. Üstelik görsellik açısından uzun zamandır görmediğimiz doyuruculukta bir çalışma.

Aynı isimli halk masalından uyarlanmış olan animenin konusu, bambu ormanında odunculuk yapan bir adamın, bambu filizi içinde parmak kadar bir kız çocuğu bulması ile başlıyor. Evine, karısına getirdiği parmak kız, önce bir bebeğe dönüşür. Ardından da normal insanlardan farklı bir hızda gitgide büyür. Oduncu baba, ormana bambu kesmeye gittiği başka seferlerde de bambuların içinde altın bulur ve kısa süre içerisinde ganimeti artınca, prenses olduğunu düşündüğü kızı için daha iyi yaşam şartları hazırlamaya karar verir. Köyden ayrılıp şehirde yaptırdığı sarayında kızının prensesler gibi yetişmesi için hizmetçilerden mürebbiyelere kadar eksik bir şey bırakmadan yeni bir yaşam kurar. Kısa süre içerisinde dünayalar güzeli bir kıza dönüşen ve köyde sürdürdüğü basit ama mutlu hayatından ayrılarak, bambaşka bir dünyaya giren Kaguya, mutsuzluğun pençesine düşer. Üstelik güzelliğini duyanların evlenmek için sıraya girmesiyle birlikte, hayat daha da karmaşık bir hale gelir. Kaguya’nın güzelliği saraya kadar giderken, eski basit yaşantısını özlemle arayan genç kız, hüzün içinde geçmişinden gelen sırrını açıklayarak, köklü bir değişiklik yapmak zorunda kalır.

kaguyahime no monogatari (2)
Prenses Kaguya’nın Vedası

Böyle yazınca acayip bir sır perdesi varmış gibi tınladığını biliyorum konunun. Aslında konu zaten 10. yy’a ait bir halk masalı olduğu için yazarken sır tutmanın manası yok. Ama üşengeçlik diye bir gerçek var…

kaguyahime no monogatari (3) kaguyahime no monogatari (3)

Anime, masal gibi akıp giderken ve görünürde son derece basit bir hikaye anlatır görünürken, aslında birçok temayı içinde barındrmış. Bir kız çocuğu açısından büyüme sürecindeki özgürlüklerin büyüdüğü zaman esamesinin okunmaması, toplumsal kurallar içerisinde sıkışıp kalma (evlenme zorunluluğu), zenginliğin her zaman mutluluk getirmeyeceği, basit bir yaşamdan karmaşık bir yaşama geçildiğinde kaybedilen masumiyet ile birlikte gelen hüzün (basit köy yaşantından karmaşık şehir hayatına geçiş) vb. gibi.

kaguyahime no monogatari (1)

Animenin görsel açıdan en güzel yanı huzurlu zamanlardaki naif ve durağan çizgilerin, öfkeli zamanlarda dinamik bir karalamaya dönmesi. Dilerim ki Takahata Bey, bize daha fazla güzellik sunma lütfunu en kısa zamanda (10 yıl idealdir) yeniden gösterir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA