2001’de sonlanan Jurassic Park serisini yeniden başlatan Jurassic World (2015) filminin devamı niteliğindeki Jurassic World: Yıkılmış Krallık, selefinin bıraktığı noktanın çok uzağından başlamıyor. Eğlence parkı yıkılmış, insanlar adadan uzak durmakta ve adadaki volkanın patlayıp içindeki tüm canlıları yok edeceği günü beklemektedir. Bir kısım bilim insanı bunun doğal seleksiyonun sonucu olduğunu savunmakta ve doğanın kendi yöntemiyle -yüzyıllar önce olduğu gibi- dinozorların sonunu getirmesine göz yumulması gerektiğini önermektedir. Claire Dearing’in (Bryce Dallas Howard) başı çektiği bir grup aktivist ise; dinozorların yaşamının güncel hayvan hakları kanunları çerçevesinde değerlendirilerek, soyu tükenmekte olan canlılar olarak korunması için çalışmalar yürütür… Bu çıkış noktası filmi şüphesiz 2018 yılına taşıyıp politik doğruculuk çerçevesinde güncellemek için geçerli bir adım. Belli bir yaştan ufak olanların dinozorların yaşamadığı bir dünyayı bilmediği gerçeğini  filmin iyi insanlarının ağzından savunan senaristler, bir yandan da hayvanat bahçelerine uzanan görüntüler eşliğinde doğduğumuz günden bu yana dünyayı paylaştığımız canlıları ve içinde bulundukları tehlikeleri düşünmemizi isteyerek çevreci mesajlar veriyor.

Yıkılmış Krallık yukarıda anlattığımız çağının ve modern dünyanın farkında alt metninden şöyle bir bahsedip iki saat boyunca izleyicisini aksiyona boğan bir film değil. Franchise filmlerin her yeni bölümünün bir öncekinden daha büyük, daha görkemli, daha baş ağrıtıcı olması gerektiği şeklindeki eğilimi önemsemeyerek neredeyse yarısı bir evin içinde geçen (Bir Jurassic Park filmi için) küçük bir film. Silah tüccarlarına, yemek yediği kaba pisleyen nankör insanlara, bilimi kötü emellerine alet eden ve teknolojik gelişimi dünyayı kaosa sürüklemek için kullanan canavarlara tek tek dersini veren; bir çocuğun saf keşfetme güdüsü üzerinden izleyicisine de umut veren bir film. Aksiyon yok mu, elbette var. Ama bu kez mesajın doğrultulması uğruna birlikte yaşadığımız hayvanlar zarar vermiyor bize, üzerinde deneyler yaparak acı çektirdiğimiz, ürettiğimiz melez bir ırk üzerinden kuruluyor aksiyon. Biz yokken onlar vardı ve yok etmek yerine onlarla yaşamayı öğrenmeliyiz mesajı veriliyor.

Yıkılmış Krallık finalinde dinozorları ana karaya salarak sonraki filmin de altyapısını oluşturuyor. Ormanın kralı aslanla kükreme yarışına giren T-Rex’ten, muhteşem bir gün batımı eşliğinde uçan türlere uzanan görüntülerle birlikte yaşayabilecek miyiz sorusunu sorarak bitiyor. Bundan sonrası dinozorlardan birinin, Blue’nun özelinden yola çıkarak Planet of the Apes yoluna da savrulabilir, paragöz bir yapımcının talimatlarıyla büyük şehirlerin yıkımını milyonuncu kez izlediğimiz bir blockbustera da dönüşebilir (bkz. kapanış jeneriğinden sonraki sahne) ya da Colin Trevorrow’un vizyonuna sadık kalınarak izleyicilere hayvan hakları ve çevre konusunda bilinç kazandırmaya devam edebilecek ve sinemanın (Hollywood’un) gücünü kullanarak kitleleri etkileyebilecek şekilde değerlendirilebilir. Her halükarda, en temel insan haklarının bile hiçe sayıldığı bir ülkede yaşayıp 170 milyon dolara üretilmiş bir filmden “her canlının yaşamına değer verilip saygı duyulmalı” mesajı alarak çıkmak güzel.

HENÜZ YORUM YOK