Erbuğ Kaya’nın ilk romanı Giddar’ı elime aldığımda, üst üste konulmuş iki tuğla kalınlığında cüssesine bakıp, başından ve sonundan biraz okur, bu yeni yazar hakkında bir fikir edinip bırakırım dediğimi hatırlıyorum, bu kadar uzun bir kitabı bitirebilmeyi gözüm kesmemişti. Üç, dört gün süren aralıksız bir okuma sürecinden sonra ise, “ne de güzel yazmış adam” diyerek son sayfayı çevirmiştim.

Barış Müstecaplıoğlu

Binbir türlü entrikanın döndüğü saray koridorları, efsanevi kahramanların ruhlarını taşıyan, ama bunun farkında olmayan sıradan insanlar, kendilerine dua edilmedikçe güçlerini kaybeden ve sıradanlaşan tanrılar, haritalarda yer almayan sürgün adaları… Sayfalardan taşan hayalgücü ve macera, temiz bir Türkçe ile birleştiğinde ortaya türü sevenler için son derece keyifli bir roman çıkmıştı.

Fantastik Kurgu, belirli ortak özellikleri olan kitapları tanımlamak için kullanılan bir terim. Kendilerine ait bir dünyası, tamamen yazarın hayalgücü ile yaratılmış bir haritası, ırkları, tarihi ve mitolojisi olan kitaplardan bahsediyorum, çoğunlukla teknolojinin yerini büyülerin aldığı, yüksek gökdelenlerin yerine bol bol orman ve deniz gördüğümüz, kamyon ve arabaların yerinde atlar, uçakların yerinde dev kuşlar ve ejderhaların olduğu dünyalardır bunlar. Bu yönüyle doğaya ve saflığına bir güzellemedir çoğu fantastik kurgu romanı. Türe hakim olmayanlar dışarıdan baktığında bu kitapları gerçeklerden uzak, hayattan kopuk sansalar da, aslında bütün o olağanüstü detayların ardında, fantastik romanlar hayattan öyküler anlattıklarını iddia eden pek çok kitap kadar, hatta bazılarından daha fazla gerçeği anlatırlar.

İnsanoğlunun hırsı, birbirlerine ettikleri haksızlıklar, savaşlar, önyargılar, dini baskılar, aşk, dostluk, idealizm ve kahramanlık, gerçek hayatta gerçek insanların yaşadığı tüm bu olaylar ve duygular, fantastik romanların da ana temalarıdır. Fantastik Kurgu yazarları bu duyguları ve temaları alırlar, onlara hayal güçleriyle yarattıkları renkli elbiseler giydirirler ve düşledikleri evrensel bir tiyatro sahnesine yerleştirirler. Oynanan oyun ise aslında gerçeğin ta kendisidir. Erbuğ Kaya da Giddar’da tanrı kavramını, dini baskıları, insanoğlunun bitmek bilmeyen hırslarını belli bir milletten ya da kültürden bağımsız olarak sorgularken, dostluğun ve dayanışmanın önemini hatırlatıyordu bizlere. Bunu görebilmek için ise önyargılardan sıyrılmak ve kitabın dünyasına girebilmek, o dünyayı orada yaşayanların gözlerinden görebilmek gerekiyordu.

Yazarın Giddar’ın devamı olarak yazdığı Beşlerin Çağı isimli romanı yakınlarda yayınlandı ve ben de bu kez beklentilerimi yüksek tutarak kitabı okudum. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Beşlerin Çağı fantastik kurguyu seven okurların çoğunu memnun edecek bir kitap. Erbuğ Kaya, Giddar’da işlediği temalara devam ederken, bu defa insanların zalim tanrılara karşı gelmeye başladığı ve kendi içlerindeki gücü keşfettiği bir öykü kurgulamış. Burada zalim tanrıları ve kraldan çok kralcı takipçilerini, siyasi akımlardan cemaat ve örgütlere, sıradan insanlar üzerine tahakküm kuran her türlü baskı unsuru olarak okuyabileceğimizi düşünüyorum. Yazar insanların kendilerini bu güçlerin karşısında birey olarak ne kadar zayıf hissedebileceğine ve bazı kişilerin huzuru onlara teslim olmakta bulabileceğine değinmeyi de ihmal etmemiş.

Erbuğ Kaya’nın akıcı bir anlatımı var, kısa cümlelerle tempoyu yüksek tutuyor, bu kadar uzun romanları okutabilmesindeki sır bence burada saklı. Romanın macera boyutu, görkemli savaş sahneleri gayet iyi işlenmiş. Tek eleştirebileceğim nokta, bazı bölümlerde karakter ve mekan isimlerinin ardı ardına sıralanması ve bu isimler farklı bir dile ait oldukları için kimin kim olduğu, nereye gittikleri gibi konuların karışabilmesi. Birçok karakter sahneye girip biz onlara daha tam alışamamışken yerini bir başkasına bırakıyor. Fantastik Kurgu romanlarına özel merakı olanlar bu duruma ayak uydurabilse de, ilk defa bu tarz bir kitap okuyacaklar zaman zaman kendilerini kaybolmuş hissedebilirler. Bunun dışında üzerinde çok çalışılmış, ilginç karakterlerle dolu, benim gibi bir romanda en çok keyif aldığı şey zekice kurgular olan okurların tat alacağı bir kitap Beşlerin Çağı. Her ne kadar bir devam kitabı olarak yayınlansa da, kendine ait bir öyküsü olduğunu, ilk kitabın karakterlerinin yer alması dışında Giddar’la bir göbek bağı olmadığını, bu yüzden tek başına da okunabileceğini söyleyebilirim.

Daha önce hiç bu tür bir roman okumayanları zorlayabilir, ama hali hazırda fantastik kurgu okuruyum diyenlerin, sevdikleri tarzda Türkiye’de de iyi kitaplar yazıldığını görmeleri açısından Beşlerin Çağı’nı keşfetmeleri gerek. Tanrıların göktaşları içinde yeryüzüne düştüğü, zamanı durdurabilen kahramanların yaşadığı, suya, toprağa ve hayvanlara söz geçirebilen ruhların bulunduğu bir Türk romanına kaç defa rastlayabilirsiniz ki?

Beşlerin Çağı (Giddar 2. Kitap) – Erbuğ Kaya

İthaki Yayınları, 440 s.

İstanbul, 2012, 1. Basım

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA