Filmekimi

Numan Serteli Pazartesi akşamı Tersninja ajanı olarak Filmekimi Açılış Kokteyli’ne katıldı ve bizim için ortamın röntgenini çekti. Sinema camiasının basın cenahından simalar bir araya geldiğinde ne yapar ne eder merak edenler için….

numan serteliNuman Serteli

Önceden haberleştiğimizi, pazar günü de kesinleştirdiğimizi göz önüne alırsak; Beyoğlu’ndaki ’8 İstanbul’ adlı mekanda, pazartesi günü yapılacak olan, ‘Filmekimi Basın Kokteyli’ne -kısmetse- Landlord’la birlikte gitmeyi kararlaştırmıştık..

Patron’la, Taksim’de falan buluşmayı düşünerek; ertesi gün akşama doğru, Kabataş’a geçmek üzre Kadıköy İskelesi’ne varmıştım..

Vapura binmeden, şunu bir arayayım dedim.. Korktuğum, ama pazar günü yüzüne söyleyemediğim ‘malum’ durum -yine- başıma gelmişti: “Numancığım, ben şimdi seni satıyo.. eee.. ben.. şeyy.. sorma yaa.. Yoğun işlere öyle bir daldım ki dışarı çıkamıyorum.. Kusura bakma n’olur.. Ama sen git istersen..”

Gideceğim elbette; akbilimi okutmuş, 130 yeni kuruşumu İDO’ya kaptırmışım; döner miyim hiç, sinema sanatına hizmet için çıktığım bu kutlu yoldan..

Tam vaktinde oradaydım.. Daha önceden, ilk kez, bir filmin basın tanıtımına gitmiş, ‘hayal kırıklığı’ denebilecek bir deneyim yaşamıştım ama bu farklıydı; bu bir kere, ‘kokteyl’ idi, en önemlisi, İKSV’nin düzenlediği, gayet mühim bir etkinlikti..

İlk bakışta aşık olduğum ‘8 İstanbul’, pek tenhaydı; gözlerim, film gösterimlerinden aşina, ‘sabah dostlarını’ aradı.. Selamlaştığım bir-iki kişi dışında, olaya pek rağbet olmadığı kanısına varıyordum ki, başta ‘görkemli’ Sadibey olmak üzere, kalabalık bir SİYAD ahalisinin mekana duhul ettiğine şahit oldum.. Diğer katılımcılarla birlikte, ortam bir anda ‘iğne düşmez’ hale gelmişti..

Yani, Landlord hariç, herkes oradaydı; kendisini bana soran -kapıda bilet yoklaması yapan kızımız dahil- herkese verdiğim, -yüzüme takındığım intikam sırıtışıyla- “o beni sattı” cevabı kimseye tuhaf gelmediği gibi, suratıma: “Landlord hakkında farklı bir şey söyle de, dişimi kırayım” der gibi baktılar..

Sadece Sadibey, beni teselli etmek istercesine, “gelir, gelir o” falan diyordu ama, hiç de inandırıcı olamıyordu maalesef..

Sanırım, vicdan azabına daha fazla dayanamayan Landlord (Bir kimsenin, tamamen kötü olamayacağına inananlardanımdır ben..), tam partinin ortasında, hatırımı sormak için beni aradığında, aynı sitemimi ona da tekrarlayınca, aldığım, “hiç umurumda bile değilsin” yanıtı, bir an için özümü sersemletti..

Çok üzülmüştüm; bu moral bozukluğuyla, -daha önceden kestiğim- barın en ‘sota’ yerine çöküverdim ve mekandan ayrılana kadar da, o rahat yerimi kimselere bırakmadım.. Oysa, sinemamızın büyük duayeni Atilla Dorsay dahil, bütün SİYAD mensubu arkadaşlar ortadaki dans pistinde ayakta duruyorlardı.. Her an başlayabilirler deyu, dans etmelerini beklediysem de, maalesef, bu hiç gerçekleşmedi..

Yine de, bunca değerli insanın saatlerce ayakta dinelmeleri, beni üzmüştü.. “Sen buraya üzülmeye mi geldin bre Numan?” dedim; -yanımda konuşabileceğim kimse olmadığından- kendi kendime.. Dudağımın kenarında hafifçe beliren, acı bir tebessüm; yine benden gelen bir cevap oldu bu soruma..

Sonradan fark ettim ki üzülmem boşunaydı; oturan, oturmayan, herkes mutlu ve neşeliydi.. Hatta bi ara, Sayın Dorsay’ın, pistin ortasından bana doğru, kadeh kaldırdığını bile gördüm.. Tam ben de bardağımı kaldırıyordum ki, kör olası utangaçlığım devreye girdi; “Atilla Bey, ya o hareketi bana değil de, arkamdaki birilerine yaptıysa?. Ya rezil olursam?” kuruntusu, beni durdurdu; yüzümde zoraki bir gülümseme, öylece kalakaldım.. (Eğer bana idiyse tabii- benim için büyük bir gurur vesilesi olacak o ince davranışa karşılık vermediğim için, Atilla Dorsay Beyefendi’den çok özür diliyorum..)

Takınabildiğim en kuul tavırla, olaya uzaktan vakıf olmaya çalışırken, iftar vakti de gelmişti.. Ramazan şuurundan uzak olduğunu müşahede ettiğim tertip heyeti, misafirlerine iftariyelik vermeyi akıl edememişlerdi; ancak, bardaki Erol arkadaşın verdiği bir kaç bardak üzüm suyuyla, yine personelden Papatya hanımın, keklik gibi sekerek bana yetiştirdiği nefis yiyeceklerle, az-çok nefsimi körletebilmiştim..

Çok afedersiniz!.
Aslında ben ne anlatacaktım, ne anlattım.. Elbette, sanal aleme yeni bir güneş gibi doğan Tersninja’nın, konuk yazarı ve çakma sinema muhabiri olarak, Filmekimi’nden bahsedecektim..

10 Ekim Cuma akşamı, bir Açılış Partisi ile başlayacak olan Filmekimi, 10-16 Ekim tarihleri arasında, tümü Beyoğlu Emek Sineması’nda gösterilecek, 21 filmlik bir programa sahip..
Bu yılın, festivallerde gösterilip, ödül ve ilgi görmüş filmleri yanısıra; yeni gösterime girip de ses getiren ve ‘yeni sezonda’ bizde de gösterilecek filmlerden bir demet, sinemaseverleri bekliyor..

Benim bildiğim sinemasever, ‘yeni sezon’ falan anlamaz; onun için yaz, kış, bahar fark etmez; yılın her günü, film sezonudur.. Ancak, “sayın yetkililer öyle diyorlarsa bir bildikleri vardır” diyerek, biletlerin 25 Eylül Perşembe günü Biletix’te ve Emek Sineması’nda satışa sunulacağını belirtir; hafta içi gündüz seanslarının, sadece 3,50 YTL. olduğunu hatırlatarak; bu filmlerden, mümkün olduğu kadarını seyretmek, menfaat icabıdır derim ben..

Bilgi için: http://www.iksv.org/filmekimi_2008/

Bu yazılar da ilginizi çekebilir