Ek seanslarla 11 güne uzayan ve tarihinin muhtemelen en iyi programıyla karşımıza gelen İKSV etkinliği Filmekimi sona erdi.

arrival-2016-movie-amy-adams

Arrival (7/10)

En yetenekliler listesine adını yazdıran Denis Villeneuve’un türü için orta karar bütçeli duygusal bilimkurgusu Arrival sinema eleştirmenlerini birbirine düşman etti. Filme tam puan verenlerle yerden yere vuranlar arasında benim gibi büyütecek bir şey görmeyenler de mevcut. Son on dakikasında açık edeceği hikaye için izleyicisini 110 dakika kıvrandıran bir film Arrival. İyi çekilmiş, iyi oynanmış fakat türün tüm klişe sahnelerini tekrarlayan ve sırrını açık edene dek yaşattığı merak duygusu dışında kağıt üzerinde hiçbir özelliği olmayan bir film. İkili ve üçlü testlerin yapıldığı, genetik markerlar sayesinde bebeklere doğmadan önce tanı konan günümüzde ölecek bir çocuğu doğurma inadını romantize eden filmin “ari ırk” fikrine karşı durduğu söylenebilir(!)

Rester Vertical (7/10)

Hoşlandığı genç yüz vermeyince önüne çıkan ilk kadınla birlikte olup bebek yapan bir erkekten yola çıkarak LGBTİ+ bireylerin yaşamlarının farklı dönemlerinde yaşadıkları duyguları ve zorlukları resmeden ve alternatif aile-destek modellerini üstü kapalı bir anlatımla sunan Dimdik Ayakta; yönetmenin önceki filmi Göldeki Yabancı’dan daha da zor lokma. Bittiğinde anlayamayanları sinir basması olası.

Toni Erdmann (7/10)

Baba-kız hikayelerini ve alternatif karakterleri sevenlere ilaç gibi gelen film şimdiden mütevazı bir hayran kitlesi edindi.

Julieta (7/10)

Pedro Almodovar’ın son filmi Julieta ile ilgili yazımı Film Arası Dergisi’nin Ekim 2016 sayısında bulabilirsiniz.

Hymyilevä Mies (7/10)

Başarısızlığın filmini yapan Polonyalılar Olli Maki’nin En Mutlu Günü ile boks filmlerine bakış açımızı değiştirmeyi başardı diyebiliriz. Hayatta elle tutulur başarılardan daha fazlası da vardır diyen film başkarakterini şampiyon yapmadan da sevdirmeyi biliyor.

train-to-busan-busanhaeng-2016-turkce-altyazili-izle-952

Busanhaeng (7/10)

Film, zombi alt türünde daha ne yapılabilir sorusuna cevap veriyor: Hiçbir şey! Güney Kore dokunuşu, karakter çalışması ve vadettiği eğlence nedeniyle izlenebilir ancak sinemacıların zombileri rahat bırakmasının vakti geldi de geçiyor.

Frantz (6/10)

François Ozon’un sinemasına hakim izleyiciyle dalga geçtiği, kandırdığı yeni filmi Frantz’a bakması güzel ancak üzerine düşünmek boş ve sinir bozucu.

On the Milky Road (6/10)

Böyle filmler çekecekse emekli olsun dedirten Emir Kusturica’nın 2016 yılında hala kazlardan medet umması inanılır gibi değil. İlk yarıda yeni aldığı drone ve su altı kamerasıyla deneme çekimleri yapan yönetmen, ikinci yarıda Reha Erdem sinemasından tanıdığımız bir yapı sunarak Jin ile Koca Dünya arası bir film kotarmış.

I, Daniel Blake (6/10)

Ken Loach’un kamera arkasında görünmez olduğu Altın Palmiye’li yeni filmi, yönetmenin son on yılının özeti niteliğinde.

I Am Not a Serial Killer (6/10)

Kült mertebesine ulaşmakta zorlanmayacak bir başka film. Sadece merkalısına.

thenet

Geu-mul 6

Kim Ki-Duk’un Under Armour reklamı mı, Güney-Kuzey Kore eleştirisi mi olduğu belli olan yeni filmi; yönetmenin sevdiğimiz işlerinden ayrı konumlanan, ortaokul seviyesinde siyasi tespitleri üzerine kurulu bir iş.

Voyage Of Time: Life’s Journey (5/10)

Terrence Malick 90 dakika boyunca tanrısına dua ediyor ve biz de beyninin içinden izliyoruz. Sözüm ona belgesel olan yapım; arşiv görüntüleri, oyuncular, mizansenler, yer yer senaryo, CGI hayvanlar, muhtemelen yönetmenin eski filmlerinden çıkarılmış sahneler ve bolca kafasını yerden kaldırır gibi yapan kamera hareketlerinden oluşuyor. Peki, bu görüntülerin yüzde kaçını bizzat Malick çekti, sadece soruyorum.

La Fille Inconnue (5/10)

Dardenne Kardeşler’in bu en kötü filmi tek boyutlu bir doktor karakterin peşine takılan omuz kamerasının yolculuğu. Sahi, artık kendini dünyaya ispat etmiş, kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan bu yönetmen kardeşler hiç mi merak etmiyorlar şu kamerayı omzumuzdan indirsek, farklı bir çekim yapsak nasıl görünür filmimiz diye? Tarzları, imzaları bu olabilir, benimki sadece merak.

Albüm (5/10)

Roy Andersson ve Romanya sineması esintili absürt komedi Albüm, yarı yolda pusulası şaşan, ne yapmaya çalıştığı belirsiz, Türkiye kötülemeleri can sıkıcı bir ilk film. Mehmet Can Mertoğlu’nun Albüm‘ü ile ilgili yazımı Film Arası Dergisi’nin Kasım 2016 sayısında bulabilirsiniz.

Juste la fin du monde 4

Yönetmeninin bu en kötü filmi, süresi boyunca bir odada bağırıp çağıran karakterlerden oluşuyor ve yakın planlar midenizi bulandırmaz, filme konsantre olabilirseniz de buhranlarının sebebini anlamakta zorlanıyorsunuz.

HENÜZ YORUM YOK