
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
24 Ara


Herkes gibi benim için de bazı filmlerin özel bir yeri vardır. Bunun sebebi her zaman sanatsal nitelikleri değildir; kimi zaman kendi hayatımla, geçmişimle özdeşlik kurmam, kimi zaman arzularımı yansıtması, kimi zaman oyuncularına hayranlık duymam vs. yüzünden. Bu filmlerden biri de Sam Mendes‘in 2002 tarihli Road To Perdition filmi. İlk seyrettiğimde tümüyle içine çekildiğimi hatırlıyorum. Her şey bir yana, en sevdiğim aktörlerden Paul Newman‘ın son sinema filmiydi.
Deniz Akhan
Filmi seyretmeden önce bir çizgi roman uyarlaması olduğunu, hatta çizgi romanın 1998′de Türkçe’ye çevrildiğini öğrenmiştim, ama cılız bir araştırma sonucunda bulamayınca peşini bırakmıştım. Landlord ve Numan Serteli ile beraber 2012‘yi seyrettikten sonra Beşiktaş’ta dolaşırken yeni bir kitapevine rastladık. Gördük ki Aksoy Yayıncılık‘ın pek çok çizgi romanından bolca bulunuyor ve bunlardan biri Cehennem Yolu. Benim ilgimi gören Landlord, önümüzdeki 10 yıl boyunca yazacağım yazıların telifi karşılığında(!) kitabı hediye etti (Numan’a sadece bir bardak çay ısmarladı).

Filmi de bilmeyenleri düşünerek konudan bahsetmek yerinde olur: 1930′lu yıllar, Amerika… İçki yasağı suç çetelerini iyice palazlandırmış, devlet kurumlarını da çürümeye itmiş. Üç-Şehir’e hakim olan John Looney ve çetesinin Ölüm Meleği Michael O’Sullivan yeraltı dünyasının en korkulan tetikçisi, ama aynı zamanda sevgi dolu ve otoriter bir aile reisi, işinin çirkinliklerini evine taşımıyor. Bir gece, babasının nasıl bir iş yaptığını merak eden büyük oğul Michael Jr. gizlice babasının arabasına biniyor. Ancak babası ve John Looney’in cinayetlerine tanık oluyor, üstelik kısa sürede fark ediliyor. Ufak bir çocuğun ağzını kapalı tutacağına inanmayan John Looney ve oğlu, Ölüm Meleği Michael’ı bir tuzağa gönderip diğer yandan evine saldırıyor. Baba ve oğul Michael’lar kurtuluyor, ama anne ve küçük kardeş katlediliyor. Baba Michael bir yandan oğlunu Perdition’daki akrabalarına teslim etmeye diğer yandan da ailesinin intikamını almaya çalışıyor. Kitabın ismi bu şekilde ikili bir anlama kavuşuyor: Perdition (azap/ızdırap), hem yaşanan büyük acıyı hem de kurtuluş ümidini ifade ediyor.

Yazar Max Allan Collins, gerçek bir olaya dayanarak yazdığı senaryoda; dönemin ruhu, kara film atmosferi, kişinin benliğini bulma serüveni, insani duyarlılık gibi pek çok unsuru ustalıkla harmanlamış, üstelik sürekli bir aksiyon temposunda. Michael Jr.’ın anlatıcılığı hem okuyucuya yakınlık sağlamış hem de bu sıradışı öyküye doğallık havası katmış. Çok açılımlı bir senaryo bu. Sayfaları çevirdikçe dönemin Amerika’sını ve bugüne yansımalarını, intikamın yakıcılığını, bir baba ve oğul arasındaki mesafenin koşulların da iteklemesiyle kapanmasını, zamanın ruhunun ve toplumsal yaşantının ahlakı nasıl biçimlendirdiğini görüyorsunuz.
Çizer Richard Piers Rayner içinse ne söylesem az. Foto-realist çizgilerinin güzelliğini görmeniz gerekir. Fırçasıyla çizimlerine Frank Miller estetiğinin lezzetini, zikzaklı taramalarıyla da hareket katmış. Yukarıdaki resimde görebileceğiniz gravür tekniği ise bambaşka… İlahi Komedya ve Don Kişot gibi kitapları resimleyen Gustav Doré‘nin kokusu sinmiş kitaba.
Peki, kitabı bu kadar beğendikten sonra, film hakkında hislerim değişti mi? Hayır… Filmin senaristi David Self farklı, ama en az orijinali kadar güzel bir yorum getirmiş. Filmdeki aksiyon da, baba Michael’ın ölümcüllüğü de daha az. Diğer yandan Paul Newman’ın üstüne cuk oturan John Looney karakteri, Michael’la ilişkisi, Jude Law‘ın canlandırdığı kiralık katil tiplemesi öyle lezzetli ki, bunu dert etmiyorum. Hem orijinali hem de uyarlamayı beğenmek gibi nadir yaşanan bir durumun keyfini çıkarıyorum.
"Filminden önce çizgi romanı vardı: Cehennem Yolu (Road To Perdition)" için 2 Yanıt
ben de hem orijinali hem uyarlamayı beğenenlerdenim. yazı çok güzel olmuş. keyifle okudum.
içten bir yazı yazmışsınız. bu filmi seyretmedim, ama yazınızı okuduktan sonra seyretmemiş olduğuma biraz pişman oldum açıkçası. hemen seyredeceğim bu filmi.
Yorum Yazın