Fırat SayıcıHalk Düşmanları (Public Enemies)

Johnny Depp ve Christian Bale’li suç draması “Halk Düşmanları”, Amerikan orta sınıfının ‘öteki’leştirdiklerine bakış açısını başarıyla çözümleyen “Tabu”, erkek odaklı komedi “Felekten Bir Gece” ve hızlı bir kaçma-kovalamaca gerilimi “Kapan” haftanın yapımları… Vizyona giren bu dört filmden hiçbiri için, izlemeseniz de olur diyemem ama kesin gidin diyebileceğim tek film var o da “Halk Düşmanları”…

Halk Düşmanları (Public Enemies)

Halk Düşmanları (Public Enemies)

Yönetmen: Michael Mann
Senaryo: Ronan Bennett, Michael Mann
Oyuncular: Christian Bale, Johnny Depp, Marion Cotillard, Channing Tatum

Bundan birkaç ay önce özel bir gösterimde bazı sahnelerini izleme fırsatı bulduğum, heyecanlandığım ve sabırsızlıkla beklediğim “Halk Düşmanları” nihayet vizyonda. Filmi izlerken hayal kırıklığına mı uğradım, yoksa beni fazlasıyla mı tatmin etti, emin olamamıştım. Hafızamdaki sinema kilerinde dinlendirmeye yatırdığım film, aradan birkaç gün geçince yavaş yavaş tatlanmaya başladı.

Brian Burrough’un gerçeklere dayanarak yazdığı “Public Enemies: America’s Greatest Crime Wave and the Birth of the FBI, 1933-34” adlı kitaptan yola çıkılarak yapılan film, Amerika’daki büyük buhran döneminde geçiyor. Banka soygunları ile tanınan John Dillinger halk tarafından sevilen bir suçlu. Bunun sebepleri arasında, soygun sırasında orada bulunan banka müşterilerinin paralarına dokunmaması, onlara zarar vermemesi ve kadınların yanında asla küfür etmemesi yer alıyor. Yakalandığı zamanlarda gazetecilere verdiği demeçlerle de halkın gözüne girmeyi başarıyor.

Soğukkanlı ve bir o kadar da centilmen olan Dillinger rolü için önce Leonardo Di Caprio düşünülmüş ancak Martin Scorsese’nin bir filmi için Di Caprio projeden ayrılınca yerine Johhny Depp getirilmiş. İyi de olmuş. Zira, Di Caprio’nun bu role uymayacağını kestirmek çok da zor değil… Kendisine üvey babasını hatırlatan ve küçükken hayran olduğu John Dillinger’i canlandıran Johnny Depp, sinema camiasında çoktan kesinleşmiş oyunculuk gücünü bir kez daha sergiliyor.
Halk Düşmanları (Public Enemies)
Son zamanlarda içinde bulunduğu işlerde (Bknz. “Kara Şövalye” ve “Terminatör”), yan rollerin gölgesinde kalan Christian Bale, canlandırdığı Melvin Purvis karakteriyle çizilen karizmasını az da olsa toparlamışa benziyor. Karşılıklı oynadıkları nezarethane sahnesinde ise, iyi gözlem yapan bir seyirci, Depp’in Bale’e oyunculuk alanında attığı sinsi gollere tanık olabiliyor. Oscar’lı aktris Marion Cotillard, küçüklüğünden beri itilen, dışlanan ve alt tabaka işlerinde karın tokluğuna çalıştıktan sonra Dillinger’la tanışarak hayatını kökten değiştiren Billie Frechette’i başarıyla canlandırıyor. Depp ile kurdukları ilişki, seyircinin bu aşkı daha iyi kavrayabilmesini sağlıyor.

Bunların haricinde James Russo, Channing Tatum, Emilie De Ravin, Giovanni Ribisi, Leelee Sobieski gibi, sinema ve dizi piyasasından tanıdık yüzler, ara sıra minik süprizler olarak karşımıza çıkıyor. Final sahnesinde, Dillinger, iki bayan arkadaşı ile birlikte gittiği sinemada 1934 yapımı, Clark Gable, William Powel ve Myrna Loy’un baş rollerinde oynadıkları“Manhattan Melodrama” adlı filmi seyrediyor. Tabiri caizse “gangster” kavramını ve bu işle uğraşanların sonunun nereye varacağını anlatan klasik, Dillinger’in bazı şeyleri görmesini sağlıyor ama nafile…
Halk Düşmanları (Public Enemies)
Oyunculardan ve yönetmenden sonra filmi başarılı kılan en önemli unsur sanat yönetimi… 30’ların başındaki Amerika’nın yeniden tasarlanması adına, kıyafetler, dekorlar ve aksesuarların doğru kullanımı yanı sıra, bina ve sokak tasarımlarının gerçekçiliğe katkısı büyük. “Halk Düşmanları”nda aklıma takılan tek şey filmin ‘HD’ kamera ile çekilmiş olması. Özellikle gündüz çekimlerinde ya da silahların konuştuğu dolayısıyla karanlıkta aniden parlamaların yaşandığı sahnelerde, ışık patlamaları yaşanmakta. Bu tarz sahnelerde filmden çok, filmin kamera arkası sahnelerini seyrediyormuşsunuz izlenimine kapılabilirsiniz. Ancak bu olumsuzlukları saymazsak dijital görüntünün, filme gerçekçilik hatta belgeci bir tutum kattığını da söylemek mümkün. “The Last of the Mohicans”, “Köstebek”, “Heat”, “Ali”, “Collateral” ve “Miami Vice” gibi işleriyle Hollywood’daki yerini sağlamlaştıran Michael Mann’e olan güvenim bir kat daha arttı. Sayesinde, iddialı biyografi filmlerinden biri daha, sinema tarihinde şimdiden yerini aldı.

Felekten Bir Gece (The Hangover)

Felekten Bir Gece

Yönetmen: Todd Phillips
Senaryo: Jon Lucas, Scott Moore
Oyuncular: Bradley Cooper, Ed Helms, Justin Bartha, Heather Graham

“Old School” filminden hatırlayacağınız Todd Philips’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu yapımın konusu kısaca şöyle: Doug, düğününden iki gün önce en yakın arkadaşları Phil, Stu ve müstakbel kayın biraderi Alan ile birlikte bekârlığa veda partisi vermek için Las Vegas’a gelmiştir. Parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ancak damat ortada yoktur. Bir gece öncesine dair hiç birşey hatırlamayan üç arkadaşın önce damadı bulması ardından da, Los Angeles’a düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir. Ama başlarındaki bela onlara hiç unutmayacakları bir deneyim yaşatacaktır. Amerikalıların Günah Şehri olarak tanımladıkları Las Vegas’ta geçen komedi, sıcak yaz günlerinde ruhunuzu gıdıklayarak serinletecek.

Tabu (Towelhead)

Tabu (Towelhead)

Yönetmen: Alan Ball
Senaryo: Alan Ball
Oyuncular: Summmer Bishil, Chris Messina, Maria Bello, Peter Macdissi

Ortadoğu kökenli, ancak müslüman olmayan bir baba ve kızının Amerika’nın banliyölerinden birinde var olma çabasını anlatan film, cinsel uyanış, ırkçılık ve iki yüzlü ahlâk değerleri üzerine yapılmış, keyifli bir zihin jimnastiği olarak açıklanıyor. “American Beauty”nin senaristi ve “Six Feet Under” adlı dizinin yapımcısı olarak ün sağlayan yönetmen Alan Ball, bir kez daha orta sınıf Amerikan ahlâk değerlerini seyircinin ilgi alanına çekmeyi başarıyor. Haftanın dikkate alınması gereken filmlerinden…

Kapan (Hush)

Kapan

Yönetmen: Mark Tonderai
Senaryo: Mark Tonderai
Oyuncular: William Ash, Christine Bottomley, Andreas Wisniewski, Claire Keelan

Artık alışkınız… Neredeyse her hafta bir korku, o da olmazsa, bir gerilim filmi vizyona giriyor. Çaresiz kaldığınızda ve etrafta size inanan kimse olmadığında sıradan bir insan olarak neler yapabilirsiniz sorusunu temel çıkış noktası olarak alan, Mark Tonderai’nin yazıp yönettiği, düşük bütçeli gerilim filmi “Kapan” türün meraklılarını fazlasıyla tatmin edeceğe benzer. Karayolundaki dinlenme tesislerine duvar ilanları asarak geçimini sağlayan Zakes Abbott, o talihsiz gecede kız arkadaşı Beth ile birlikte yola çıkmıştır. Gizemli bir kamyonun arkasında tanık oldukları bir görüntü istemeden de olsa başlarını belaya sokacaktır. Girdikleri bir tesiste Beth kamyon şoförü tarafından kaçırılınca, Zakes kamyonun peşine düşer. Zaman zaman mantık hatalarıyla karşılaşıp, bu kadar da olmaz be kardeşim desek de, temposu hiç düşmeyen ve seyirciyi sonuna dek tedirgin eden bir yapım var karşımızda.