Franz Beckenbauer: İmparator’un Yolculuğu (Ters Ninja Futbol Öyküleri)

Franz_Beckenbauer4

“Beckenbauer, Johan Cruijff gibi kavgacı, Bobby Charlton gibi sersem, George Best gibi sarhoş, Diego Maradona gibi iyileşen bir uyuşturucu bağımlısı, Michel Platini gibi zayıf karakterli biri ya da Pele gibi konuşan bir kukla değildi.”

futbolcu-ninja2 Ege Görgün (Landlord)

İthaki Yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde çıkan Futbol Adamları – Modern Futbolun Devlerine Bir Bakış adlı kitabında bunları söylüyor Simon Kuper. 2006’da kaleme alınmış yazıdaki bu cümle Beckenbauer’i anlatmak için sarf edilmiş olsa da, diğer isimlerle Franz_Beckenbauer3ilgili yapılan saptamalar şüphesiz daha dikkat çekici. Tabi buradaki amaç o isimleri karalamak değil, Beckenbauer’un neden bu kadar sevildiğini, dünya futbolunda neden bu kadar ağırlığı olduğunu açıklayabilmek. Gerçekten de Beckenbauer’un kendisini kamuoyu karşısında zayıflatacak pek bir zaafı yok. Solcuların ve entellektüellerin sevdiği bir isim değil elbette ama zaten futbolda solcuların borusunun öttüğü ne zaman görülmüş ki. Simon Kuper’e göre ondan hoşlanmamalarının nedeni Beckenbauer’un zengin, ünlü, sağcı, açgözlü ve Bavyeralı olması. Bunu söylerken Kuper de sanki biraz katılırmış gibi bu tanımlamalara.

Bence de sahadaki efsanesi ne kadar büyük olursa olsun, Beckenbauer’un paraya ve güce fazlaca düşkün, kendini sosyal anlamda da bu iki şeye ulaşacak şekilde şekillendirmiş olduğu, politik Franz_Beckenbauer2davranma ve fırsatları değerlendirme konusunda uzmanlaştığı su götürmez bir gerçek. Onu liderliğe taşıyan yalnızca müthiş yeteneği ve şöhreti değil, bu özellikleri. Hatta bu özellikler çok daha etkili olmuş bu süreçte. Hata yaptığında bile hep affedilmesinin arkasında da bu yatıyor. Ayrıca Almanya’nın da onu affetmeye ihtiyacı vardır zaten. Savaşta incinen milli gururlarını unutturan, onları yeniden zafere taşıyan bir Kaiser, bir İmparator’dur çünkü o. Kompleksli, şöyle ya da böyle ezilmiş toplumlar her daim bir imparatora ihtiyaç duyarlar. Gönençli, kendine güvenen, eğitim düzeyi yüksek toplumların aksine…

Beckenbauer gerek futboldaki, gerekse sosyal hayatındaki başarıları sonucunda kendine, zekasına, gücüne çok güvenir hala gelir. 1977’de vergi kaçırmasının nedeni belki bu güvendir, belki de yine affedileceğine, hatasının görmezden gelineceğine inancıdır. Belki de yalnızca açgözlülüktür. Kuper’e göre futbol hayatını Amerikan takımı Cosmos’da devam ettirme kararı almasının nedeni de budur.

Franz-Beckenbauer6

Gücü seven Beckenbauer, güçlüyü de sever. Eninde sonunda, belki de “zayıf karakterli” Platini’nin ardından UEFA başkanı olacaktır. Kuper’e ve 68 öğrenci hareketlerinin Kızıl Danny’si Dannny Cohn-Bendit’e göre böyle bir şey gerçekleşirse “başkanlık süresinidünyayı büyük kulüpler için güvenli bir yer haline getirmeye çalışarak” geçirecek.

Beckenbauer yine de dünya futbolunun görüp göreceği en büyük futbolculardan biri. 1977’de Kelebek Yayınları’ndan çıkan Beckenbauer Futbol Okulu adlı kitapta kendini şöyle anlatıyor Beckenbauer:

“11 Eylül 1945’te doğdum. Boyum 1.82. Kilom 75. Savunmada ve hücumda “boş adam” (serbest adam) olarak oynamak hoşuma gider ve bu işi kendi stilime göre yaparım.”

Beckenbauer liberodur. Ona göre libero futbolda sorumluluğu temsil eder. Aynı kitapta, tabi bunlar kitabın editörü Halit Kıvanç’ın tasarımları değilse, golcülüğüyle ilgili şunları söyler.

“Pele ya da Gerd Müller kadar çok gol atmadım ama benim attığım goller içinde de önemli olanlar vardı. 1966 Dünya Kupası finallerinde ünlü Sovyet kaleci Lev Yaşin’e uzaktan bir sol şutla gol atma şansına erişmiştim.”

Gol atardı ama daha çok gol attıran adamdı Beckenbauer. Pek çok şekilde gol attırırdı ama onun özdeşleşen iki tane organizasyonu paylaşalım en azından:

Franz_Beckenbauer-gerd-Muller

Beckenbauer ve Gerd Müller sahada sanki aralarında telepatik bir bağ varmış gibi çok iyi anlaşan iki oyuncuydu. Genellikle iki adam tarafından tutulan Müller ceza alanı yakınlarındayken Beckenbauer ona pas atar. Müller bu pası tek vuruşla ona geri iade edip hemen boşa kaçar. Bilir ki Beckenbauer topu onun koşu yoluna yollayacaktır.

İkinci bir organizasyonu kaleye uzakça sayılabilecek frikik atışlarında yapar Beckenbauer. Topa çok sert vuracakmış gibi iyice gerilir. Ancak topa tam vuracağı anda topun altına girip biraz da falso vererek topu barajın üstünden açık oyuncularının koşu yoluna bırakır ve gol.

Beckenbauer’un ileri çıkışları da çok tehlikelidir. Topla dümdüz kaleye iner. Pas verir. Top ona gelene kadar topsuz biraz daha ilerler. Bir daha pas veriri, biraz daha ilerler. Top ona yeniden geldiğinde ya şut pozisyonunda, ya da kaleciyle karşı karşıyadır.

Beckenbauer ile ilgili yaşanan ilginç bir gelişmeyi de 9 Mayıs 1971 tarihli Milliyet gazetesinden aktaralım:

Franz_Beckenbauer1

Almanya’yı karıştıran iddia: Bir Yugoslav Beckenbauer’in Babası Olduğunu Açıkladı

Zivadin adlı eski çetecinin iddiasını reddeden Beckenbauer babasının Bavyeralı olduğunu ileri sürüyor, ancak isim vermekten kaçınıyor.

O sıralar Almanya’nın en pahalı futbolcusu olan Beckenbauer’in babası olduğunu iddia eden Yugoslav hikayeyi şöyle anlatıyordu.

“Almanlarla yaptığımız Partizan savaşlarında yaralanarak esir düştükten sonra Leipzig’de bir esir kampına gönderildim. Bir süre sonra Delitzch’te zengin bir ailenin yanına aşçı verildim. 1944 Nisan’ında Bayan Beckenbauer’le tanıştım. Birbirimizi sevdik ve her gün buluşmaya başladık. Sevgilimin evlenme isteğine babsı savaş esiri ve Sırp olduğum için karşı koydu. O günlerde sevgilim baba olacağımı söyledi. O sırada savaş bitti. Ruslar geldi ve Yugoslavya’ya gönderdi.”

İlginç olan, Mesut Behlülgil’in Münih’ten bildirdiği habere göre Beckenbauer babasını tanımamaktadır. Halit Kıvanç’ın Beckenbauer Futbol Okulu kitabında yazdığına ve diğer pek çok kaynağa göreyse Beckenbauer bir posta memuru olan Franz Beckenbauer Sr.’ın ikinci oğludur.