Futbolseverler Ödüllendirildi: Hepsi Futbol /Futbol Hakkında Neredeyse Her Şey – Burak Tezcan

hepsifutbol

Burak Tezcan, NTV Yayınları’ndan çıkan Hepsi Futbol / Futbol Hakkında Neredeyse Her Şey adlı kitabında uzun yıllardır derlediği enteresan bilgi ve istatistikleri paylaşıyor futbolseverlerle.

Kitaptaki bölümlerin her biri bir futbol dergisinde konu olarak işlenebilecek başlıklar. Bunu sizin futbola bakış açınızla mı yoksa dergicilik geçmişinizle mi açıklamak gerekir?

???????????????????????????????Aslında bunu biraz da kitabın ortaya çıkma öyküsüyle açıklamak lazım. Kitapta yaklaşık 20-25 yıl boyunca biriktirdiğim futbola dair hikâyeleri, anekdotları ve istatistikleri bir araya getirdim. Bu süre boyunca hep bir futbol maçında ne olduğuyla değil de nasıl olduğuyla ilgilendim. Örneğin 1986 Dünya Kupası’nda oynanan ve 2-1 Arjantin’in kazandığı İngiltere maçını, “Maradona bir tane elle gol attı, sonra da güzel bir gol attı, ardından Lineker’in golü geldi ve maç 2-1 bitti” diye okursanız o maçla ilgili anlatacak hiçbir şeyiniz olmaz. Aslında bu maçın her bir golü, maçın öncesi ve sonrası, Falkland Savaşı nedeniyle iki ülke arasındaki gerginliği de göz önüne alarak okursanız bambaşka bir keyif alır, futbola farklı bir anlam da katabilirsiniz. Kitaptaki bölümlere böyle yaklaşıyor olmamın elbette dergicilik geçmişimle ilgisi var ama gazetede çalışırken de futbola böyle yaklaşmaya çalıştım. Ne olduğundan çok nasıl olduğunu anlatmaya çalıştım.

İstatistiki metinlerin oldukça sıkıcı bir bilgi akışına dönüşebilme riski vardır. Kitabınızı okurken sizin bu riski açıkça bertaraf ettiğiniz görülüyor. Futbol yazarlığına heves eden gençlere bunun sırrını açıklayalım mı?

İstatistik konusu aslında çok riskli bir alan. Gerçekten de son derece sıkıcı ve anlamsız bir hal alma tehlikesi var. Ancak özellikle sporla entelektüel boyutta ilgilenen biri için de vazgeçilmez. Zira rakamların dünyası özellikle futbol gibi bir oyunda büyük önem taşıyor. Çünkü oyunun sonucu ne kadar objektif kriterlere dayanıyor olsa da biz izleyenler için gönül bağlılığı, iyi takım, başarılı futbolcular hep sübjektif kriterlere göre belirleniyor. Bu açıdan da kitapta yer alan konular arasında tartışmaya yol açmayacak maddeler olması gerekiyordu. Orada da istatistiklere başvurdum. Pele ile Maradona’nın hangisinin daha iyi olduğu tartışması sürekli yapılır ama rakamlara başvurduğunuzda en azından ikisinin arkalarında rakamsal olarak nasıl bir iz bıraktıklarını okuma şansınız olur. Ama tek başına bir anlamı olmayacaktır. Bu açıdan gençlere okudukları her istatistiği ya da her rakamı başka araştırmalar yapmak için bir fırsat olarak değerlendirmelerini tavsiye ediyorum.

Türkiye’de futbola duyulan sevgiyle, nitelikli futbol yazınına rağbet neden bu kadar ters orantılı sizce? Daha da açık sorarsam futbol dergileri neden çok okunmuyor bu ülkede?

GOAL_Haziran-kapakBenim için bunu açıklamak çok kolay aslında. Çünkü Türk milleti, sadece futbolda değil hemen her alanda nasıl olduğunu değil ne olduğunu merak eden bir toplum. Skorunu bildikleri bir maçı, eğer tuttukları takımın maçı değilse çok az insan izler. Sonunu bildiğimiz bir filmi bir Avrupalı gibi oturup izlemeyiz. Bu da ister istemez bizim futbol sevgimize yansıyor. Ülke olarak futbol oyununun sadece saha içindeki kısmına ilgiliyiz. Bu durum bizim futbol okuma hallerimize de yansıyor. Gazetelerin futbol sayfalarını Avrupa’daki bir gazetenin futbol sayfalarıyla karşılaştırdığımızda bu durum çok daha net gözüküyor. Futbol oyununu seviyoruz ama bu oyun üzerine düşünmeyi, oyunu etkileyen diğer etkenleri incelemeyi sevmiyoruz. Bu durum da okuma alışkanlıklarımıza yansıyor.

En ünlü taraftar grupları arasında Türkiye’den yalnızca Çarşı yer almış. GS ve FB’yi unutmuş olamazsınız herhalde.

Galatasaray ve Fenerbahçe’nin önemli taraftar grupları var ama Çarşı’nın bence en büyük farkı tıpkı dünyadaki örnekleri gibi stadyum dışında da insanları bir araya getirme ve sürükleyebilme gücü. Bu güç Çarşı’yı salt bir taraftar topluluğu olmanın dışında adeta bir sivil toplum örgütü gibi konumlandırıyor. Yeri geldiğinde kendi takımının hatta bizzat kendisinin de karşısında durabilen bir tavırdan bahsediyorum.

Artık kapitalizm kurallarının daha bir geçerli olduğu futbol için “oyunun artık eski tadı yok” desem, siz ne dersiniz?

Rijkaard, Van Basten, Gullit   -  AC MIlan

Endüstriyelleşen futbol özellikle 1980’lerin ve 1990’ların futbolunu iyi bilen benim jenerasyonum için biraz tatsızlaştı, bu gerçek. Bugün takımların onlarca yabancısı olmasına karşın benim yaş grubum için 1980’lerin sonuna damgasını vuran ve Gullit, Van Basten ve Rijkaard ile sadece üç yabancıyla oynayan
AC Milan’ın yeri başkadır. Dört yıl büyük bir heyecanla Dünya Kupası’nı beklerken bugün kupada yer alan 736 futbolcunun zaten hemen hemen tümünü bir sezon boyunca izlemiş oluyoruz. Evet, “oyunun eski tadı yok” ama ben yine de sadece parayı verenin düdüğü çalamadığına inanıyorum. Hâlâ küçük takımların büyük sürprizleri, çok parası olan takımları şaşırtıyor. Hâlâ Kosta Rika ya da Kolombiya gibi hoş sürprizler maçları izlenir kılıyor. Ama kapitalizmin hızla oyunu değiştirdiği bir gerçek. Endüstriyelleşen futbol mu yoksa romantik futbol mu diye sorsalar benim tercihim her zaman ikinciden yana olur.

Kitaptan…

PORTUGAL_DECO

EN FAZLA KIRMIZI KARTIN GÖSTERİLDİĞİ DÜNYA KUPASI MAÇI
Portekiz – Hollanda: 1-0 (25 Haziran 2006)
Costinha (45), Boulahrouz (64), Deco (78), van Bronckhorst (90)

İLK YARI 1, MAÇ SONUCU 1
İngiltere Premier Lig kurulduğundan bu yana Manchester United ilk yarısını önde bitirdiği hiçbir maçı kaybetmedi. Bahis oynayanlara duyurulur.

???????????????????????????????Burak Tezcan kimdir?

Spor gazeteciliğine lisede tuttuğu defterlerle başlayan Tezcan, profesyonel anlamda kariyerine Spor&Spor dergisinde başladı. Sonraki yıllarda Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl, Radikal ve Fanatik gazetelerinde çalışan Tezcan uzun bir ara verdiği yazarlığa Ege Görgün’ün yönetiminde çıkan Goal dergisinde başlamıştı.