11364_Ginsberg-Allenkonuk ninja
Orhan Duru ve Ferit Edgü 1966’da Ginsberg ve Ferlinghetti’nin şiirlerini Türkçeye çevirip dergilerde yayınlamaya başlamışlardı. Ginsberg’in henüz bu çevirilerden haberi yoktu. Sonradan Demir Özlü’nün bir Avrupa seyahatinde Ginsberg’le tanışması ve çantasından bu çevirileri Ginsberg’e çıkarıp vermesi üzerine Duru-Edgü ve Ginsberg’in yazışmaları da başlamış oldu. Türkiye’deki bu ilgiye çok sevinmişti Ginsberg. Amerika’ya döner dönmez Howl’u (Uluma) notlarıyla birlikte Duru ve Edgü’ye göndermiş, bir Türkiye seyahati için de planlar yapmaya başlamıştı. Çeviriler ancak 1976’da Ada Yayınları’ndan çıkan özel bir basımla kitaplaşabildi.

Burak Fidan Burak Fidan

Ginsberg, şiirleriyle bir bakıma Walt Whitman geleneğini sürdürerek bağnazlığa, ikiyüzlü politikaya, sahteciliğe ve yozlaşmaya karşı neredeyse dünyanın her ülkesini dolaşarak bir özgürlük savaşçısına dönüşmüştü. 1990’da Türkiye’ye gelmeden hemen önce görmek istediği üç ülke kaldığını söylüyordu: İzlanda, Güney Kore ve Türkiye. Geç kalmış buluşma 1990 Haziran’ında, Kumkapı’daki Kara Kartallar meyhanesine bir meteor gibi düşmüştü. Ginsberg’i, Philip Glass beraberliğindeki oldukça kalabalık bir grupla ağırlayan yazar-şairler arasında Melih Cevdet Anday, Can Yücel, Sezer Duru, Özdemir İnce de vardı. Ginsberg geceyi dünyanın bağışıklık sisteminin insan denilen bir virüs tarafından fena halde yıpratıldığına dair bir konuşmayla açmıştı. İlerleyen saatlerde cebinden İngilizceye çevrilmiş bir Orhan Veli kitabı çıkarması ve Orhan Veli şiirlerini Jack Kerouac’un kurduğu okulla akraba bulması dikkat çekmişti.

orhan-duruO gecenin sıra dışı karakterlerinden birini Orhan Duru’dan defalarca dinledim. Biliyorsunuz, edebiyatçılar, meyhaneler ve masa hesabı arasında tedirgin edici bir bağ vardır. Masanın mükellefliği oranında sohbetler de ağırlaşır, hesap da. Duru’da da o gece benzer bir ağırlık vardı, hem şiirlerin çevirmeni olarak hem de masa hesa bının sorumluluğu konusunda. Ginsberg’in grubu arasında, oldukça şık giyimli, siyah fötr şapkalı, bir sanatçıdan çok iş adamına benzeyen biri, daha akşamın ilk saatlerinde dikkatini çekmişti Duru’nun. Hiç konuşmuyor, herkesi olanca dikkatiyle dinlemeye çalışıyordu. Gece bitiminde hesabı ödemek için kasaya giden Duru’ya, siyah fötr şapkalı adamı göstererek “Hesap ödendi efendim” demiş işletme sahibi. Sonrasında, teşekkür etmek için masaya yönelen Orhan Duru’yla bu bonkör adamın arasındaki diyalog şöyle:

Duru: Teşekkür ederiz hesap için, hiç gereği yoktu.

Bonkör adam: … ( Gülümsemekte)

Duru: Afedersiniz, ne işle meşguldünüz?

Bonkör Adam: Çek keserim ben.

Duru: Anlamadım.

Bonkör Adam: Çek keserim ben bayım. Bir Ginsberg hayranıyım. O nereye giderse peşinden gider, onun etrafındaki herkesin hesabını öderim. Zengin biriyim ve benim işim bu.

O gece Duru, not defterine “Acaba yazın hayatım boyunca böyle ideal bir okura sahip olabilecek miyim?” diye bir soru cümlesi düşecektir.

Önemli Not: Yukarıdaki yazı üç ayda bir yayımlanan şiir-eleştiri dergisi heves‘in 23. sayısında yayımlandı. Derginin bu sayısında ayrıca Orhan Duru’nun Allen Ginsberg’le 1990′da yaptığı röportajı, Orhan Duru’nun Beatnik’ler yazısını, Ginsberg’in Sezer-Orhan Duru’ya gönderdiği mektubu da okuyabilirsiniz.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir