Appaloosa konuk ninja

Ed Harris, kendine özgü karizmasını canlandırdığı her karaktere -filmin önüne geçmeden- taşıyan biri olarak en beğendiğim oyunculardandır. Özellikle Elia Kazan‘a onur Oscar’ı verildiği sırada neredeyse bütün salon ayakta alkışlarken koltuğunda kıpırdamadan oturup anlamlı bir şekilde sahneye bakışını da unutamam (Elia Kazan, Mc Carthy döneminde komisyona ifade verip pek çok sinema emekçisinin işsiz kalmasına, sürgün edilmesine katkıda bulunmuş biriydi ve bu yaptıklarının hep arkasında durdu).
Deniz Akhan

Deniz Akhan

Oyunculukta üst mertebelere erişmiş birinin yönetmenlik çalışması elbette ilgi çekici. Aslında Ed Harris yönetmenlik yapabildiğini 2000 yılında çektiği Pollock filmiyle kanıtlamıştı. Amerika’nın dünya çapında ilk soyut ressamı Jackson Pollock‘un hayatını anlatan filmde başrolü de kendisi oynamış, partneri Marcia Gay Harden‘a bir Oscar kazandırmıştı. Son filmi Appaloosa’yı da seyrettikten sonra yeni bir Clint Eastwood vakası mı yaşayacağız diye düşündüm.

Appaloosa

Western türüne miadı dolmuş gözüyle bakmanın nasıl bir hata olduğu seyrek, ama sıkı filmlerle kanıtlanıyor. Kapitalizmin zirvesinin yaşandığı ülkede Western dönemi Amerikalıların kendi mitlerini yarattığı, ulus bilincini kökleştirdiği, bütün coğrafyaya hakimiyetlerini -kızılderilileri katlederek de olsa- yaydıkları bir dönem. Ama yine aynı dönem bir çözülmenin başlangıcı. Batıya hücum, demiryollarının gelişmesi, şehirlerin çoğalması, sanayinin temellerinin atılması gibi faktörler yaşamını bileğinin gücüyle sürdüren, güçlünün bu şekilde belirlendiği bir dönemin de sonunu getiriyor. Güçlenen kapitalizm sosyal yaşamı ve dünyaya bakışı değiştiriyor. Appaloosa’yı en kayda değer kılan özellik bu tür bir alt-metne sahip olması.

Appaloosa

Film 1882 yılında New Mexico’daki Appaloosa kasabasında geçiyor. Kasaba halkı uzun zamandır bölgenin en büyük çiftlik sahibi Randall’ın (Jeremy Irons) kanunsuzluklarına dayanmaya çalışmaktadır, ancak Randall’ın yanında çalışan birini tutuklamak için çiftliğine gelen üç kanun adamını öldürmesi bardağı taşırır. Ortada şahit ve ceset olmaması nedeniyle yargılama söz konusu değildir, ama bu tür aşırılıkların önüne geçmesi için iki paralı kanun adamı Virgil (Ed Harris) ve Everett’e (Viggo Mortensen) bütün yetkilerini devrederler. Yılların göçebe silahşörleri kasabada süren soğuk savaşta üstünlüğü gittikçe ellerine geçirirken kasabaya gelen taze dul Allison’a kapılan Virgil göçebe hayatını terk etmeye, evlenip kasabaya yerleşmeye karar verir. Everett, dışarıdan çok namuslu görünen kadındaki hafifmeşrepliği ve çıkarcılığı sezse de sessiz kalmaktan başka çare bulamaz. Üstelik Randall’in yanında çalışan ve cinayetlere tanık olan bir gencin mahkemede şahitlik yapacağını söylemesi üzerine Randall’ı hapse atan ikili yaklaşan sıcak savaşa hazırlanmak zorundadırlar.

Appaloosa

Randall karakteri bir nevi toprak ağasına benziyor. Yalnız tebası köylüler ya da köleler değil, gelişime ve zenginliğe aç burjuva sınıfı. Kasaba ileri gelenleri önlerini tıkayan Randall’a karşı eski usül silahşörleri yardıma çağırıyor, ama dertleri kesinlikle ilke veya insani değerler değil, tamamen çıkarsal. Zaten filmin ilerleyen kısımlarında çabucak taraf değiştirmeleri bunun göstergesi. Artık bilek kuvvetinin zamanının geçtiği bir dönemin başlangıcı yaşanıyor. Göçebe kültür yerleşik medeniyet karşısında tutunamıyor. Virgil her ne kadar zamana yorgun düşüp yerleşmeye karar verse de sonradan dahil olmaya çalıştığı düzen içinde kendine kolayca yer bulamıyor. Ancak Everett’in fedakarlığı sayesinde bir şans yakalayabiliyor. Virgil’in aşık olduğu kadın başta olmak üzere, bütün kasabanın yeni dünya düzenindeki omurgasız karakterleri karşısında Virgil ve Everett birer yama gibi duruyorlar; işlevleri sadece delikleri geçici olarak tıkamak. Zamanı geldiğinde çöpe atılmak zorundalar.

Appaloosa

Böylesi güçlü bir alt-metne ve karakter derinliğine sahip bu hikayeyi aktarırken Ed Harris kendini ne silahlı çatışmaların görselliğine ne de seyircinin hız tutkusuna teslim etmiş. Kararında bir doygunlukla, hafif ve keyifli bir tempo tutturmuş. İçinde yer aldığı oyuncu kadrosu kalitesini bu filme çok iyi yansıtmış. Ancak Viggo Mortensen için ayrı bir parantez açmak gerek. Aksiyon dolu maceralarda güçlü ve şiddet dolu tiplemeler çizmesine rağmen aynı zamanda bir karakter oyuncusu olmayı başarabilen ender oyunculardan. Makyajsız ya da çok az makyajla değişik yüzlere girebiliyor ve kolaylıkla kartona dönüşebilecek karakterlere derinlik katabiliyor.

Son dönemde sadece 3:10 To Yuma ve The Assassination Of Jesse James ile ekranlara gelen Western türü Ed Harris sayesinde oldukça kaliteli bir filme kavuştu (üçü içinde kişisel tercihim The Assasination Of Jesse James). Sonuç olarak bir klasik diyemeyiz, ama bu kıtlıkta Western severlerin kaçırmaması gerek.

Eleştiri notu: 7/10
Seyir notu: 8/10

Bu yazılar da ilginizi çekebilir