Günahı Boynuna Röportajlar 9 : Angelina Jolie

Burası oldukça sıcak. “Oldukça”yı morellerimi daha da bozmamak için kullandığımı kendime hissettirmemeye çalışıyorum. Ter devamlı giymek zorunda kaldığım yılışık bir kıyafet. Dandik duşa girmeden birkaç saat bile dayanmak zor. Accidental Tourist’in yeni bir macerasında gibiyim. Motellerde vakit öldüren –evet, tam anlamıyla geberten-, bir şahsiyetsiz otoyol lokantasından diğer sıkıcı strip bar’a sürüklenen bir lejyoner. Soldier of Fortune ezgisi kafamda dönüp duruyor.

  Cenk Büker

Bir yandan da muhasebesindeyim; nasıl olur da ben Amerika’dayken o Türkiye’de olur kardeşim?! Sayrıs dedim, bak, bu röportajı mutlaka koparman lazım bana, anlıyor musun? Ayrıca seninle konuşurken suratıma bak Amerikan çakalı!

Birkaç hafta sonra Sacramento’daki motelin kirli telefonu çalar… Gıcırdayarak yarı aralık kalmakta ısrar eden kapıdan tepede dönen pervane ve telefonla görüşen adamın dengesiz hareketleri görülebiliyor. Sara nöbeti geçirmekte gibidir. Kesik çığlıklar.. Hawai desenli boksör donun üzerine alelacele geçirilen paçaları bir karış dışa kıvrılmış kot. Beşinci sınıf sünger yatağa hızla oturup espadril benzeri ayakkabıları yukarıdan aşağı çekiştirme, koltuk altına hızlıca bir iki fıs…

Kapıyı sevinçli bir küfürle tekmeleyerek açar, bir yandan kotunun düğmelerini iliklemeye çalışırken aralık kapıyı dışarıdan topuklayarak kapatır. Kapıyla iyi bir ilişkisi olduğu söylemez. Güneşten çatlamış beyaz tavanlı laci (artık mavi-grimsi) Chevy büyük bir gürültüyle çalışır. Egzosttan gelen birkaç düzensiz patlama ve toz bulutu…

Angie merhaba, ve bu merhabanın benim için önemini bilemezsin.

(Gülümseyerek. ) Selam Cenk, hayırdır?

Her türlü yahu! Bir kere sen gülümsediğinde evrende farklı bir şey oluyor, buna yemin edebilirim.

Yalan yere yemin etme Cenk, neticede ben de basit bir insanım değil mi?

Yav bırak Allasen, Milla Jovovich de böyle demişti. Ne kaden de mütevazısınız, akıllara zarar.. Neyse bu aralar herkes Türkiye ziyaretini konuşuyor. Memleketime gitmiş olman beni farklı duygulara salıyor.

Aaa, Türk müsün sen?

Yes, Oğuzlar’ın Kayı Boyu… Menajerim Sayrıs kertosu söylemedi mi?

Hayır. Adını duyunca senin Kızılderili-Alman ortak yapımı olduğunu düşünmüştüm.

Ah hah haa! Kıyak karışımmış ama mevzu kokteyl ise seni tek geçmek lazım. Aslında seks ikonluğunda da birsin ya neyse. Oscarlı oyuncu, senin tabirinle “muhteşem aktör fakat ihtişamdan uzak bir baba” Jon Voight de Slovak-Alman’dı galiba?

Annem Marcheline Bertrand, ki hayatımda önemli bir figürdür, Fransız-Kanadalı ve Iroquois yerlisi.

Iroquois’ler Mohawk’larla akrabaydı galiba. Çocuklukta yılan ve kertenkele biriktirdiğin söyleniyor, ondan geçmiş olabilir.

Sırf toplamak olsa.. En sevdiğim yılanımın adı Harry Dean Stanton idi.

Sebep?

Severim. Annem ve kardeşimle çok film seyrederdik. Evet, haşarı bir çocuktum ben. Özgür bir ruh. İlkokulda çocukları öpmek için sıkıştırıp canlarını yakardım. Annem şikayetlerle az uğraşmadı (şen kahkahalar.. Yoksa şuh mu desem?).

O ilkokula kayıt yaptırabilmek için helalinden bir bilgisayar bağışlardım. Yalnız bu konularda çok delikanlı bir tutumun var ki seni diğer starlardan fersah fersah ayrıştırıyor. Sado-mazoşist zevklerin olduğunu, biseksüelliğini falan saklamıyorsun misal.

Saklamak ikiyüzlülük olmaz mı? Hem iki dünyada veremeyeceğim bir hesabım da yok. Senin var mı?

Yalnızca iki dünya varsa rahat çıkarım da, fazlası kastırabilir. “İki yol var demiştin, birinden gidiyorum” işte kendimce. Altın Küre ödülü sonrası, Beverly Hilton Hotel partisinde havuza gece elbisesiyle atlayıp “Bana göre komik olan şey, herkesin havuza atlamaması” diye haykırdığında medyanın sana niye “Vahşi Kız” dediğini anlamıştım zaten.

Özgür, hesapsız ve vahşi sanılan bu ünlülerin kariyerlerini ve yavşak iş ilişkilerini korumak adına ne hesaplar yapıp ne kılıklara girdiğini sen de görsen şaşardın.

Belki böyle soru olmaz ama insanlar merak ediyor, neden Brad Pitt?

O sırada senle henüz tanışmamıştık ama…

(Bu yanıt üzerine pipetlemekte olduğum Long Island Ice Tea’yi nargile gibi fokurdatan bir kahkaya boğuluyorum). Çok tatlısın Angie! Aziz ol! (Muhteşem dudakları pipetine doğru ilerlerken gözlerini hafifçe kısarak başını belli belirsiz eğiyor. Yoksa ciddi mi lan? Boğazımda düğümlenen heyecanı yutkunmaya çalışarak) Eh, ehem, diyorum ki elbet basın için çok iyi malzeme ama sen dünyada gittiğin onca yerden sonra kongre üyeleriyle Washington’da lobi yapmaya başladın ve bir değil iki değil, yirmi küsur girişimin oldu.

Şimdi kalkıp kahpe basın bunu da yazın seviyesine inmek istemem ama ben bunları yaşama hakkını korumaya çalışan aciz insanlara dikkat çekmek için yaptım. Başarılı da oldum bence. Basına kalsa yok çocuklarının adları niye Knox, Pax, Maddox diye sorarlar. Diğer üç çocuğumun adı normal ya, onla ilgilenmezler.

Brad’den olma ilk çocuğunun doğumunda medyadan uzaklaşmak için Namibya’ya gittiğini, siz oradayken Shiloh’un medya tarafından “İsa’dan beri en çok beklenen bebek” olarak haber yapıldığını hatırlıyorum misal.

Al işte! Yok bu dövmemi niye şu dilde yazdırmışım da, 13. dövmemi ne zaman yaptıracakmışım ve sair zımbırtı… Kimse kalkıp bir Kevin Carter olayını deşmez ama! (Burada esaslı bir küfür savurup sinirden bir sigara yakıyor. Sigarasının üzerinde danseden bir çiçek veyahut mozaik desen olmaması beni şaşırtıyor. Bu asil meleğe gerçekten kanım kaynadı. Hepten sinire kesmesin diye ters manyel çekiyorum.)

Okumaya ne kadar vakit ayırırsın? Bu aralar ne okuyorsun?

Türkiye ziyaretim sırasında bulduğum bir mizah dergisi vardı, yanılmıyorsam adı Harakiri idi. Farklı kültürleri mizah yoluyla tanımak çok hoş oluyor. Dergiyi İngilizceye çevirttirip uygun olan esprileri çocuklarımla paylaşmak da çok keyifli. Menajerime bu dergiyi takip edip getirtmesi için talimat vermiştim.

Ritchie Blackmore veya Jimmy Page, şu şey ettiremedim de, ikisinden biri de yine ülkemizden Türkçe çocuk kitapları aldıydı diye hatırlıyorum. Yazıları çevirttirecek misin diye soran mihmandarına “resimler üzerine öyküyü ben uyduruyorum, daha zevkli oluyor” demiş.

Vaay buraya konsere mi geldiler?

Elbette Angie, sen ülkemizi ne sandın yav?

Yok o şekil demek istemedim.. Neyse benim söylediğim dergi?..

Angie o dergi maalesef son harakirisini yapıp üçüncü sayıda bizlere ömür oldu diyelim. Kutlukhan Perker önderliğinde farklı bir yaklaşımdı. Bizim buralarda farklılıkları pek sevmezler.

N’oldu demin havandan geçilmiyordu Ceko? Pustun bakıyorum. Neyse üzüldüm tabi. Sebep?

Boş ver, uzun mevzuu. Yaa Angie bak ne diyeceğim demincek sen bir konuda üzüldüğünde morellerini düzeltmeye, sohbeti sürdürmeye çalışmıştım ama bu mevzuda aynı şeyi kendime yapamayacağım. Darılmazsan sohbeti bitirsek?..

Pat pat sırtıma vurarak, üzülme diyor, henüz yarım, kefal kaden sigarasını hışımla tablaya bastırarak söndürüyor. Şunu anlamıyorum: Angelina Joly bile bizi anlıyor… Ben anlayamıyorum… Anlayamıyorum usta!..

Angie sigarandan bi tane aldım, helal et..

Helal olsun, aşk olsun!

Duman havaya yayılıyor.