Yer: New York

Mekân: Şehir dışında tenha bir otoyol moteli. Ara sıra geçen tırların sesi duyulmaktadır.

Akşamdan kalmayım ki sorma. Kafa olmuş şambriyel! Viski patlak mıydı ne? Ah köşe başındaki zenci kardeşler ah! İsyanım size, bana o viskiyi veren Shaq O’Neal ellerinize. Ne vardı siz de Türkiye’deki gibi çakma saat sataydınız? Halil Sezai gibi çöktüm bir gecede. On yaş attım konti. Hemen kalkmak iyi değil derler. Oturur vaziyete doğrulayım diyorum, sanki günlerce sürüyor. Viski mi helâl değildi biz mi ağzımızla içmedik anlamadım. Hep söylüyorum kendime, yeter, artık insan gibi iç diye ama kime diyorum. Yok, o son şişeyi içmeyecektim arkadaş..

Cenk Büker

Bu ney lan? Etek mi giymişim ben? Yatak örtüsüymüş. Yav allahının aşkına bu nas bi yatak örtüsü yaa? İnsan yiyen tropik bitki yapraa desenli. Renklere hele, renklere… Biri çarşıya gitmiş, hah bu güzel, bu olsun mu demiş? Bir sigara yaksam bari; dur yok sigara, yeni yılda sigara migara yok! Vayy, benim bacaklar da sütunmuş ama. Altta don da yoktur şimdi…

Nedir o, kapı mı? Oo, bayağı da vuruyor yav, hotel menıcır olabilir. Borç oldu Silivri tabi. Mintanları da nereye savurduysam? Şu harikulade örtüye sarınıp açayım… I’m comiiing, what da hell!..

“Yok artık Ali Sami” diyeceğim! Robert Downey Jr?

Neden olmasın?

En azından üstüme bir çeki düzen verseydim, pek de ani oldu..

Ammaan, dert etme. Benim günlük hâllerim bunlar. Sende kendimi gördüm bir an…

(30 dk. Kadar sonra. Not: Dakika burada da dakika; galon, oz, feet falan değil yani.) Ortalık nispeten toplanmış. Loş odada, camdan sızan ve anca kendini aydınlatan soluk ışık, içtiğimiz Irish coffelerin tüten dumanı…

Yani siz de bir isim bulmuşsunuz, ailecek yuvarla gelsin. Baban Robert Downey Sr., Sen Robert Downey Jr. Ee, hanım hamile diyorsun çocuğun adı ne olacak?

Robert Downey! (Kahkahalar)

Sonra tekrar Senyor’a dönüş diyosun, o da güzel. Şaka maka yaş elli ama bünye tamamdır. Tığ gibisin maşallah (kanepenin kenarına tak tak vurarak). Nasıl oluyor?

Bir kere gırtlağı kesicen! Su içsem yarıyo diyorlar ya, hep hikâye. Ha, yalnız sporumu da yaparım bak. Yogamı, Wing Chun’umu ihmal etmem.

Wing Chun Kung Fu… Şu Shaolin’de geliştirilen miydi?

Yes usta. Sakız?

Yok, ney o, nikotin sakızı mı?

Evet yaa, ne bileyim tavsiye ettiler işte, maksat ağzımız boş durmasın. Diyorum ya, zamanında çok yıprattım kendimi. Başkasının salonunda mı uyanmadım, otoyolda yalınayak yürürken mi enselenmedim, neler..

Hep de geri dönmeyi bildin ama. Geçen filmografine baktım da yüze yakın projede yer almışsın ve hâlâ yüzünü eskitmedin?

Bir yıllığına cezaevinde yatmıştım. Öyle olunca ara biraz açılıyor (kahkahalar). Babam yönettiği underground filmlerde rol verirdi, 5 yaşında falan başladım. Adresi yaz bak, ilk repliklerimden biri, internetten SOPA’larsın…

Vay be, oradan Oscar adaylığına. Chaplin filmiyleydi galiba? Kim almıştı o sene?

Evet, ben bunu aldım. Oscar’ı Kadın Kokusu’yla Al Pacino aldı.

Kadın kokusu mu sürmüştü hagaden? (Dize şaplak indire indire, anırarak gülmeler!) Şaka bir yana, ilk söyleşim Al ileydi, buradan büyük ustaya da selamlar, gerçi bu motelden çekmeyebilir ama (iç çekmeyle horultu arası, kahkahaya benzer insanlık dışı sesler). Sen rolü her yönüyle etüd ediyorsun. Gerçi doğrusu da bu. Chaplin için viyola ve sol elle tenis çalıştığını duymuştum.

Don’t play tenis with my… deyimini duymuşsundur. Biz bu ironik ifadeyle her işi ciddiye almanın önemine işaret ediyoruz. Her şeyi bildiğimi sandığım o yirmili yaşlarımda Richard Attenborough’dan aldığım derslerden biridir.

Tropic Thunder’da canlandırdığın aksanlı zenci de buna örnek…

Şimdi (avucunu göğsüne vurarak) kendimi övmek bana yakışmaz ama, sanırım iyi bir taklitçiyim. İyi replikler kötülerden daha çok zorlar beni mesela. Kötü repliği iyi sunmaya çalışırken ortaya oyunculuk çıkıyor (tebessümle).

Zodiac’taki karakterin görece sıradandı ama oyunculuk yine fevkalade!

Fevkinde Cengo, fevkinde. Maazallah bizde patlak mal olmaz.

Seni iyi gördüm ama Bob! Bağımlılıklarını atınca yüzüne renk gelmiş.

(İç çekerek) En iyisi hiç başlamamaktı. Bağımlılık ağzına sokulmuş dolu bir tabanca gibi. Tetikte senin elin var ve bir yandan da çeliğin tadını seviyorsun… Aydınlık taraf hoşmuş ama. Ally McBeal setinde hakim koltuğuna oturmuştum. Manzarası sanık sandalyesinden daha iyi (kahkahalar)..

Orada Sting’le bir düetin de vardı.

Zamanında garsonken kendisine çay servisi yapmışlığım da var, bak bunu herkes bilmez. Hatırlıyorum, eee, naneli çay..

Ben sesini çok seviyorum; Peter Gabriel, Steve Winwood arası bir rengin var. The Futurist’teki besteler senindi değil mi? Sonra niye albüm yapmadın?

Değmiyor be Cengo, inan ki değmiyor. Ama Supertramp, Steely Dan ve Genesis’in ilk zamanlarını seslendiren bir orkestra kurup oradan akabilirim belki..

Supertramp sana ismen de uygun! Kahkahalar…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA