Güven Erkin Erkal

Müzik araştırmacısı/tarihçisi olarak tanıdığımız Güven Erkin Erkal, geçtiğimiz yıl Türkiye Rock Tarihi başlıklı çalışmasıyla bu müziğin ülkemizdeki serüvenine projektör tutmuştu. Biz kendisinden Türk Rock Tarihi‘nin devamını beklerken, o bir sürpriz yaparak, halk arasında ‘kapak güzeli’ diye bilinen, yayın tarihimizde büyük yer tutan pin-up’ların bir dökümü sayılabilecek Türkiye Güzel Tarihi‘yle çıkageldi. Güven Erkin Erkal’la buluştuk ve ona Türkiye Güzel Tarihi‘ni sorduk…

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

Pin-up nedir? Bu kitabı yapma fikri nasıl ortaya çıktı?

Ben Türkiye Rock Tarihi’nin 1. cildini hazırlarken Türkiye’ye jazz nasıl girdi, nasıl popüler oldu, o dönemden başladım çalışmaya. Mütareke sırasında ilk jazz band’lar oluşuyor Pera dediğimiz bölgede. Hemen basın da ilgi göstermeye başlıyor: “Türkiye eğlence hayatına jazz diye bir müzik girmiş”, “balolarda jazzcılar çalmış”, “Amerika’dan jazzcılar gelmiş” şeklinde aktüel haberlerle doluyor ortalık. Fakat bu haberleri geçen müzik dergileri yok. O dönem müzik dergilerinin yerini ne doldurmuş diye baktığımızda magazin ve salon mecmuaları dediğimiz dergiler karşımıza çıkıyor. O her şeyden söz eden dergiler, İstanbul’un eğlence hayatından da söz ettiği için küçük bir bilgi kırıntısı çıkar umuduyla on binlerce derginin arasına daldım. Hakikaten de bir şeyler çıktı…

KELEBEKBir yandan da o dergileri karıştırdıkça, çok enteresan bir biçimde dergilerin ortak buluştuğu paydanın güzel kızların, fotomoldellerin ya illüstrasyon ya da fotoğrafla yer aldığı kapaklar olduğunu gördüm. Bu kapakları çevirdikçe  o dönemin futbol, siyaset, edebiyat, felsefe tarihini okuyabiliyorsunuz. Birçok alan var, çünkü o dergiler kelimenin tam anlamıyla 7’den 70’e girdiği evin çocuğundan dedesine, entelektüel gencine kadar her kesimine hitap etmeye çalışıyor. Gözüme çarpan bu özellik neden oldu Türkiye’nin Güzel Tarihi‘ni yapmama. O zaman dedim bu güzel kadınların yer aldığı kapakların bir tarihi var ülkemizde. Bu kapakların altında bu kadar şey söz ediliyorsa, ben bir kılavuz olabilecek, bu konuya dikkat çekebilecek bir paragraf açayım dedim bu kitapla. Birileri bunu geliştirip, daha da hak ettiği, altyapsı daha da zengin, daha araştırılması gereken yönleriyle inleyecektir mutlaka deyip bu kitabı yaptım.

Bu çalışmayı yaparken hangi kaynaklardan esinlendiniz?

2016’da çıkarmayı planladığım, Türkiyenin Fantastik Tarihi adlı çalışmamı hazırlarken, 30’lar ile 60’lar arası ülkemizde suç ve cinayeti eksene alan gazete, mecmuaların popüler olduğunu gördüm. “Cinnet” adında bir gazete var mesela. Türkiye’nin geçmişinde suç haberine özel bir düşkünlük var; hatta o kadar çok ilgi göstermişiz ki gazeteler, dergiler çıkarmışız bu konuda. Bunları araştırırken yol geldi Erol Üyepazarcı’nın Korkmayınız Mr. Sherlockk Holmes‘ine dayandı. Bunun yanında Ömer Durmaz’ın İstanbul’un 100 Grafik Tasarımcısı ve İllüstratörü de etkiledi beni, gençlik yıllarımda resme, illüstrasyona çok  meraklı olduğum için… Bu iki ismin çalışmaları bana ilham verdi. Ben de öyle bir şey yapmalıyım ki, gelecekte birileri bu esere bakıp araştırmalarında kullanabilsin, bu eserden yola çıkabilsin istedim. Her fırsatta belirtemeye çalışıyorum; benim ortaya koyduğum bir bütün değil, başka bir bütünü tamamlayacak bir parça aslında.

RESIMLI AYBaskı tekniği ve görsel nitelik olarak nasıl bir gelişim gözlemlediniz bu kapaklar üzerine çalışırken?

20’li, 30’lu yıllarda kapakları açıp bakıyorsunuz gerçekten de grafik tasarım konusunda çok öne çıkan çalışmalar var. Bazı kapaklar yapılırken beşinci renk için, yaldız için yurtdışından kalıplar getiriliyor özel olarak. Böyle bir sanatsal kaygı var o yıllar. Fakat 60’lara, 70’lere gelindiğinde, hatta 80’lere doğru yaklaşıldığında nitelik düşüyor. Tek klişe, üzerine kabasaba, ölü bir şey basılmış korkunç kapaklarla karşılaşıyorsunuz. Aradaki elli yıllık uçurum sanki geriye doğru gitmiş gibi. Kitaba hızlaca bir göz attığınızda bunu kolayca anlayabiliyorsunuz.

Eşcinseller, komünistler gibi “ötekilerin” tarihi de çıkıyor karşımıza…

Yayıncı kimse, o yayıncının ideolojik perspektifinden her şey yansımış bu sayfalara. Bu dergiler sanıldığından çok daha etkili o dönemde, televizyon ve internetin olmadığı günlerde bir mahalleyi elden ele gezebiliyor. Bu dergilerin günümüze nasıl bir algı mirası bıraktığını da gözlemleyebiliyorsunuz. “Homoseksüellik iyileştirilecekmiş” diye bir yazı var mesela, kitapta kullandık, o dönem hastalık olarak görüyor dergi homoseksülelliği…

60’lara geliyoruz ve bir bayağılaşma başlıyor dergiciliğimizde…

50’li yıllarla birlikte cinsel konulara karşı bir merak baş gösteriyor. Bu konuda dergiler yayınlanmaya başlıyor; pin-up kapakları kullanılarak cinsel bilgiler dizisi yapılmış örneğin. Erotizm çirkin değil bu dönemde, estetik ile erotizm arasında bir denge tutturulmuş. 1960’lara, 1970’lere gelindiğinde yavaş yavaş basitleşme görmeye başlıyoruz. Müşteri kitlesi değişmiş, dergiler, seçkin, elit ve cinsel konularda bilgi öğrenmeye meraklı bir okuyucuya hitap etmeye başlıyor. Göç başta olmak üzere bir sürü değişken giriyor devreye, yaygın dağıtım ağı oluşuyor, bu minvalde yayın politikası da değişiyor haliyle. Nitelik düşerken, Ses ve Hayat gibi niteliği korumaya çalışan dergiler de yok değil. Estetik ve erotizm dengesini koruyor bu dergiler pin-up kapaklarında. Adnan Menderes dönemiyle başlayan çirkinleşmeden dergiciliğimiz de nasibini bolca almış kısaca.

Bu dergilerden sadece “magazin” tarihi çıkar diye düşünmüşsünüz başta ama kısa bir süre sonra yanıldığınızı anlamışsınız… Nazım Hikmet dahi çıkmış bu kapakların altından, değil mi?

TAVUSNazım Hikmet’in şiirleri içerden çıktığı bir dönem kısa bir süre tam sayfa illüstrasyonlu olarak Yedi Gün dergisinde yayımlanıyor. Tam kitap yayına hazırlanırken ben o görseli kaybettim, yoksa koyacaktık o görseli kitaba. Sonra görsel çıktı karşıma ama ne çare. Münif Fehim’in ya da o dönemin başka bir ressamı olabilir etrafına vinyet yapmış, süslemiş şiiri. Sedat Simavi’nin dergisi Yedi Gün, bu alandaki en önemli dergilerden birisi. Otuz yıllık bir serüveni olan dergi, öyle çok satılıyor, ilgi görüyor ki dergi, Hürriyet Gazetesi’nin basılmasına yol açıyor. Hürriyet Gazetesi bu dergiden gelen finansal kaynakla basıma geçebiliyor. Bu derginin otuz yıllık yayın kadrosuna baktığınız zaman Nazım Hikmet’ten tutunda Sait Faik’e, oradan Halikarnas Balıkçısı’na uzanan inanılmaz bir isim listesi karşınıza çıkıyor. Türkiye’de edebiyat tarihe yön vermiş hem sağdaki hem soldaki birçok isim topyekün aynı derginin çatısı altında gençlik harcığını çıkartmış, hayatını idame ettirmiş… Böyle şeylere de vesile olmuş bu dergiler.

Bu kapakları bir sergi olarak görebilecek miyiz gelecekte?

Birkaç girişim oldu bu konuda ama sonuçlandıramadık. Olursa da çok keyifli olacağını biliyorum. Ayrıca sadece kapakları değil, seçme sayfa örneklerini de koymak istiyorum sergi olması halinde.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA