
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Bu haftanın albümü olarak (biraz geçen haftanın grubu ile aralarındaki farklılıkları da görebilmek/dinleyebilmek amacıyla) yine bir post-punk revival grubu olarak tanımlayabileceğimiz (ama Interpol‘den bence çok farklı olan) Bloc Party‘nin 2007 yılında piyasaya sürdüğü ikinci stüdyo albümü “A Weekend In The City“i seçtim.
Burak İşyarBrit grubun kuruluşu her ne kadar 1999 Reading Festivali sırasında solist Kele Okereke ve gitarist Russell Lissack‘ın birbirlerine rastlamasına dayandırılsa da ciddi anlamda ilk tanınmaları 2003 yılında Franz Ferdinand grubundan tanığımız Alex Kapranos‘a demo şarkılarını vermeleriyle başlar.
Müzik yapısı olarak bu türün klasik etkilendigi grup Joy Division dışında Sonic Youth ve (biraz da solist Okereke’nin ses tonu ve şarkıları yorumlama tarzı sebebiyle) The Cure‘den etkilendiğini düşündüğüm Bloc Party, bu albümde ilk albümü Silent Alarm‘ın aksine daha deneysel çalışmalarda bulunmuş. Bloc Party’nin belki de kendine tarz soundu olan pedal efektleri bu albümde daha sert gitarlarla ve daha yoğun şekilde kullanılmış. Albümde birkaç şarkıda kullanılan yaylı çalgılar bir derinlik katarken pek çok şarkıya elektronik olarak çok seslilik/çeşitlilik kazandırılmış. Albümün genelinde davullar ve gitarlar bilgisayar programları ve synthesizer sayesinde bir derinlik ve zenginlik kazanmış (ancak bence kesinlikle elektronik müzik havası yok).
Okereke yazdığı sözlerde günümüz modern şehir hayatını (hatta belirgin bir şekilde Londra’yı) anlatan ögelere vurgu yapıyor: alkol ve uyuşturucu, cinsellik, ırkçılık ve şiddet, terör. Özellikle iki şarkıda genel olarak sadece Londra’da yaşayanlara hitap edebilecek şehir hayatı referanslarında bulunuyor yazar. Röportajlarında cinselliği konusunda yorum yapmaktan kaçınan Okereke albümdeki iki şarkının sözlerinde bu konuya hafiften yer veriyor gibi. Sonuçta bir önceki albüm içerik olarak devam ediyor ancak burada sanki biraz daha karanlık.. ve belki de bu yüzden etkisi daha az bariz (ya da daha uzun süre alıyor etkilenmek).
Albümün oldukça enerjik (eskiden olsa plağın A yüzünde diyebileceğimiz) ilk yarısında dinlediğimiz beş şarkı oldukça hızlı ve hatta yorucu tempoda. İlk kez dinlediğimde kafamdan “bu albüm daha iyi olamazdı” gibisinden iddialı düşünceler geçiriyordum. Fakat altıncı şarkıyla birlikte yavaşlayan tempo, bu kısımdaki bazı güzel sözlerin bile duymazdan gelinmesine sebep olabiliyor. Bence bu albüm kesinlikle dinlendikçe daha çok beğenilecek bir albüm. Ama ben her dinleyişimde tempolu, deneysel, sağlam ilk yarıya daha çok bağlandım ve hatta tekrar başa alıp dinledim. Ama ikinci yarının ağır giden, bence çok ilginç olmayan ve albümün gerisiyle bence uyumsuz bir havası var.
İngilterede 2, Amerika’da ise 12 numaraya kadar yükselmiş albümden en beğendiğim şarkılar, “Song For Clay”, “Hunting For Witches”, Uniform”, ve “Where Is Home?”
Son bir not: Bloc Party’nin 31 Ekim 2009’da verdiği konser grubun son konseri olarak kabul ediliyor; grup şu anda müzik hayatına ara vermiş durumda.
"Haftanın Albümü: A Weekend In The City – Bloc party" için Bir Yanıt
tanıttığınız gruplar ve albümler çok iyi gerçekten. kaleminize sağlık. daha çok yazmanızı temenni ediyorum.
Yorum Yazın