Hayal Perdesi dergisinin Eylül-Ekim 2012 tarihlerini kapsayan 30. sayısı www.hayalperdesi.net adresinde geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Derginin Açık Alan adlı bölümünde Barış Saydam Türkiye’de öne çıkan sinema bloglarını bir soruşturma kapsamında ele alarak, internet ortamının sinema eleştirisinde yarattığı değişime dikkat çekiyor. Soruşturmaya katılanlardan biri de Ters Ninja idi. Aşağıda Barış Saydam’ın sorularına verdiğim yanıtları paylaşıyorum. Öteki Sinema, Kahramanlarsinemada.com, Sinematik Yeşilçam ve Ekşi Sinema‘nın yanıtlarını ise bu linkten yazının kendisine ulaşarak okuyabilirsiniz.

Sizce “iyi” bir eleştiri yazısı nedir ve nasıl olmalıdır?

Okumaktan keyif alacağım, sinemayla birlikte farklı sanat dallarına ait eserlerle de köprü kuran ve seyrettiğim film hakkında ufkumu açan, analizlerle bana görmediğimi gösteren ya da gördüğüme farklı yorumlar getirebilen bir yazıdır. Sıkıcı; diliyle, imlasıyla, üslubuyla kötü yazılmış bir metin ya da benim gördüğümü bana anlatan sığlıktaki bir yazı değil yani.

Sinema bloglarını gazete ve sinema dergilerine kıyasla nerede görüyorsunuz?

Sinema blogları popülist olmak durumunda kalan ve sınırlı sütunlara sıkışmış olmasından kelli sakatlanmış yazılar içeren gazetelerin önünde, bana kalırsa. Dergilerin de önünde, çünkü dergiler yıllardır aynı kişilerin rutin şekilde yazdığı yerler durumda. Rutin, bir noktadan sonra üretimi kalitesizleştirir. Bu kalitesizleşmenin önüne geçebilecek editöryel yapılanmaya da sahip değil dergiler. Satmıyorlar da zaten. Ya kapanıyorlar, ya az eleman-düşük maaş-telif prensibiyle hayatta kalıyorlar, ya da bir taraftan sübvanse ediliyorlar. Tabii bu kıyaslamaları iyi sinema bloglarını düşünerek yapıyorum. Ben şahsen sinemayı yalnızca bloglardan takip ediyorum. Sinema dergisi almayalı epey bir zaman oluyor. Eksikliğini de hissetmiyorum.

Bloglarda yayımlanan eleştiri yazıları ile gazete ve dergilerdeki yazılar arasındaki temel farklar sizce nelerdir?

Gazetelerdeki eleştirilerin sıkıntısını söyledim yukarıda. Dergilerde durum daha rahat. Yer sıkıntısı yok, popülist olma zorunluluğu yok. Ancak dergilerde çıkan eleştirilerle, rüştünü ispatlamış bloglardaki eleştiriler arasında belirgin bir fark yok. Çünkü bloglar da bu avantajlara sahip. Kimi zaman fark oluyorsa da yazılan yerden değil, yazan kişiden kaynaklanıyor.

Toy bloglar söz konusu olduğunda bir fark oluşuyor elbette. Dergide yazanlar yayıncılık disiplinine blog yazarlarından daha sahipler. Bu editöryel disiplin teknik anlamda bir üstünlük (Türkçe ve yazı yapı bilgisi) getirdiği gibi, üslup konusunda da sağlıklı bir otokontrol sağlıyor. Blog yazarlarının çoğunda bu otokontrol mevcut değil. Bu yüzden henüz yirmi yaşında olmasına rağmen dünyanın en büyük sinema yazarıymış havasında yazılar yazanlar olabiliyor bazen. Kendilerini hem yazar hem eleştirmen hem editör zanneden bu toy arkadaşlardan bolca var. Zamanla kendini geliştirip iyi noktalara gelenler mutlaka olacaktır içlerinden ama “ben olacağım” değil de “ben oldum” diyenler mutlaka bertaraf olacaktır.

1 YORUM

CEVAPLA