HAYAO MIYAZAKIRuhların Kaçışı

Hayao Miyazaki‘nin Japonya’nın en önde gelen animatörü olduğundan pek fazla kimsenin kuşkusu yok. Porco Rosso ve Princess Mononoke‘nin çarpıcı başarısından sonra, emekliliğin cazibesi bile Studio Ghibli‘nin en meşhur kurucusunu Japonya’nın gelmiş geçmiş en başarılı filmini ortaya koymaktan alıkoyamadı: Spirited Away (Sen To Chihiro No Kamikakushi).


Aşağıdaki röportaj, Kasım 2001 sonunda, (Fransız hükumetinin Miyazaki’ye “Officier des Arts des Lettres” ünvanı verdiği) Nouvelles images du Japon isimli animasyon festivalinde Spirited Away’in Avrupa’daki ilk gösterimi nedeniyle Miyazaki’nin verdiği basın konferansının bir raporu. Benimkiler de dahil olmak üzere çeşitli kişilerin sorularını içeriyor.

Yazan: Tom MES  / Çeviri: Deniz Akhan

Bütün filmlerinizi senaryosuz çektiğiniz doğru mu?

Doğru. Filme başlarken hikâye bitmiş ve hazır değildir. Genellikle buna zamanım olmaz. Bu yüzden hikâye, ben hikâye şemalarını (storyboard) çizmeye başlarken gelişir. Yapım bundan hemen sonra başlar, hikaye hâlâ gelişim aşamasındadır. Hikâyenin nereye gideceğini bilmeyiz, ama gelişirken film üzerinde çalışmaya devam ederiz. Bu animasyon filmi yapmak için tehlikeli bir yoldur ve ben farklı olmayı severim, ve maalesef ben bu şekilde çalışırım, bu yüzden diğer çalışanlar bunu kabullenmek zorundadır.

Ama sanıyorum karakterlerinizle empati kurmanız için bu zorunlu.

Benim için en önemlisi karakterlerimle empati kurmak değil, filmin tasarlanan süresidir. Filmi ne uzunlukta yapmalıyız? Üç saat mi olmalı, yoksa dört mü? Bu önemli bir sorundur. Bununla ilgili sık sık yapımcımla tartışırım, o da genellikle yapım takvimini bir yıl daha uzatmak ister miyim diye sorar. Aslında bana bir yıl daha vermeye niyeti yoktur, sadece beni korkutmak ve işimin başına döndürmek için söyler. Zaten harcadığım zamana bir yıl daha ekleyip işimin kölesi haline gelmeyi gerçekten istemem, bu nedenle yapımcım bana bunu sorunca işimin başına daha konsantre bir biçimde ve daha hızlı bir tempoyla dönerim. Yönetmenlikte bağlı kaldığım ikinci prensip ise ekibimin yarattığı her malzemeyi iyi kullanmaktır. Benim arka-planlarıma uymayan ön-planlar yapsalar dahi çöpe atmam ve onları en iyi şekilde kullanacağım bir yol ararım.

Ruhların Kaçışı

Yani yaratılmış olan bir karakter hikâyeden hiçbir zaman çıkmaz ve her zaman filmin sonuna kadar devam mı eder?

Karakterler tekrardan, üzerlerinde sürekli düşünmekten doğarlar. Ana hatları kafamdadır. O karaktere bürünür ve o karakter olarak hikâyenin geçtiği yerleri defalarca ziyaret ederim. Ancak bundan sonra karakteri çizmeye başlarım, ama tekrar söyleyeyim, bunu tekrar tekrar, defalarca yaparım. Ve ancak süre bitiş tarihinden hemen önce bitiririm.

Karakterlerinizle aranızda çok kişisel bir bağ olduğunu düşünerek, çoğu filminizde ana karakterin genç kız olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Bunu burada cevaplaması çok karmaşık olur ve uzun sürer, bu yüzden sadece kadınları çok sevdiğimi söylemekle yetineyim (gülüşmeler).

Spirited Away’in baş karakteri Chihiro daha önceki filmlerinizdeki kadınlardan daha değişik bir kadın kahraman gibi görünüyor. Apaçık daha az kahramansı, ayrıca geçmişi ve motivasyonu hakkında pek bir şey bilmiyoruz.

Chihiro karakterini böyle olmaktan hoşlandığı için seçmedim, Japonya’daki pek çok genç kız şu anda böyle olduğu için seçtim. Ailelerinin onları mutlu etmek için gösterdikleri çabaya gittikçe daha çok duyarsızlar. Chihiro’nun babasının çağrısına tepki vermediği bir sahne var. Babası onu ancak ikinci kez çağırdığında tepki veriyor. Ekibimdeki pek çok kişi bu çağrıyı iki değil, üç kere yaptırmamı söyledi, çünkü günümüzde genç kızların çoğu böyle. Ailelerinin çağrısına hemen tepki vermiyorlar. Beni bu filmi yapmaya karar verdiren şey on yaşındaki genç kız grubu için yapılmış bir film olmadığını fark etmem oldu. Bu, arkadaşımın kızı üzerinden yaptığım gözleme dayanıyor, ona direkt temas eden bir film yok. Tabii ki onun gibi kızlar, içinde kendi yaşlarındaki karakterlerin olduğu filmleri seyrediyorlar, ama onlarla özdeşleşemiyorlar, çünkü hepsi onlara benzemeyen hayali karakterler.

Spirited Away ile birlikte onlara “merak etmeyin, her şey yoluna girecek, sizin için de bir şeyler olacak” demek istedim, sadece sinemada değil, aynı zamanda günlük hayatlarında da. Bu nedenle kahramanın sıradan bir kız olması önemliydi, uçabilen ya da imkânsız şeyler yapan biri olmamalıydı. Japonya’nın her yerinde karşılaşabileceğiniz biri.

Chihiro’nun karakteri ve davranışları hakkında ne zaman bir şeyler yazsam ya da çizsem kendime, arkadaşımın kızının ya da arkadaşlarının da bunu yapıp yapamayacağını sordum. Chihiro’ya yeni bir görev ya da mücadele verdiğim her sahnede kriterim buydu. Çünkü bu zorlukların üzerinden gelmesi sayesinde bu Japon kızı daha yetkin bir kişi haline geliyor. Bu filmi yapmak üç yılımı aldı, şu anda arkadaşımın kızı on değil, on üç yaşında, ama yine de filmi sevdi ve bu beni çok mutlu etti.

Ruhların Kaçışı

Hikâye şemalarını çizmeye başlarken hikâyenin nasıl biteceğini bilmediğinizi söylediniz. Hikâyeyi sonuca vardırmak için bağlı kaldığınız bir yöntem ya da düzen var mı?

Evet, hikâyenin kendisine bağlı olan, beni sonuca götüren içsel bir düzen var. Spirited Away’de 1415 farklı çekim var. Projeye başlarken 1200 olarak planlamıştım, ama film buna olmaz dedi, 1200′den fazla olmalıydı. Filmi yapan ben değilim. Film kendini yapar ve benim buna uymaktan başka şansım yoktur.

Yaptığınız çalışmalarda tekerrür eden çeşitli temaların  Spirited Away’de tekrar sunulduğunu görüyoruz, özellikle nostalji teması. Bu filmin daha önceki çalışmalarla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu zor bir soru. Nostaljinin çok çeşitli görünüşleri olduğuna ve bunun yetişkinlere özgü olmadığına inanıyorum. Bir yetişkin yaşamındaki belli bir zamana nostalji duyabilir, ama bence çocuklar da nostalji sahibi olabilir. Bu insanoğlunun en çok paylaştığı duygulardan biridir. Bizi insan yapan şeylerde biridir ve bu yüzden tanımlaması çok zordur. Nostaljinin evrensel olduğunu Tarkovsky’nin Nostalgia filmini izlediğimde fark ettim. Japonca’da kullanıyor olsak da “nostalji” kelimesi Japonca bir kelime değil. Aslında bu filmi yabancı bir dil konuşmadığım halde anlayabiliyorsam demek ki nostalji hepimizin paylaştığı bir şeydir. Yaşadığınız sürece bir şeyler kaybedersiniz. Bu hayatın bir gerçeği. Bu yüzden herkesin nostalji duyması gayet doğal.

Önceki filmlerinizle kıyaslayınca beni Spirited Away’de en çok çarpan şey yaratıcının özgürlüğü, filmi ve hikâyeyi istediğiniz her yere götürebileceğiniz hissi oldu, hatta mantıktan bağımsız bir biçimde.
Mantık beynin ön kısmını kullanır, hepsi bu. Ama mantıkla bir film yapamazsınız. Ya da başka bir açıdan bakarsanız, mantıkla herkes bir film yapabilir. Ama benim yöntemim mantığı kullanmamaktır. Ben bilinçaltımın kaynağına inmeye çalışırım. Bu sürecin belirli bir anında kapak açılır ve çok değişik fikirler ve hayaller serbest kalır. Bir film yapmaya bunlarla başlayabilirim. Ama belki bu kapağı tamamen açmamak daha iyidir, çünkü bilinçaltınızı serbest bırakırsanız sosyal ya da aile hayatınızı yaşamanı çok güçleşir.
İnsan beyninin fark ettiğimizden daha çok bildiğine ve kavradığına inanırım. Beynim seyircilerin hatrına bir sahnenin üstesinden belli bir şekilde gelmem için bana herhangi bir sinyal yollamaz. Örneğin, benim için filmin sonunu oluşturan şey Chihiro’nun tek başına trene bindiği sahnedir. Benim için filmin bittiği yer orasıdır. Bu hissi perdeye taşımak için trenin penceresinden görünen, dağlar ya da bir orman gibi manzaraların olmaması önemliydi. İnsanların çoğu tek başlarına trene bindikleri ilk zamanı hatırlayabilir, ama trenin dışında görünen manzarayı hatırlayamaz, çünkü tamamen yolculuğun kendisine odaklanırlar. Bunu aktarabilmemiz amacıyla trenden görünen bir manzara yoktu. Ama önceki sahnelerde bunu sağlayacak koşullar yarattım, bunun sonucunda yağmur yağmaya başlayınca manzara suyla kaplandı. Ama bunu trenli sahneye gelinceye kadar bilmeden yaptım, o sırada “Buraya bir okyanus yaptığım için ne şanslıyım” dedim (gülüşmeler). O sahne üzerinde çalışırken fark ettim ki ben bilinçdışı bir şekilde çalışıyorum. Bir hikâyenin yaratımında basit mantıktan daha çok içe işleyen şeyler var.

Ruhların Kaçışı

Batı ya da Avrupa arka-planında geçen çok film yaptınız, mesela Laputa ve Proco Rosso. Diğerleri epey Japonya arka-planında geçiyor. Bu seçimi neye göre yapıyorsunuz?

Filmlerimde kullanmak için hazırladığım kapsamlı bir imaj ve resim stokum var. Hangisini seçeceğim film üzerinde çalışmaya başladığımız anda belirginleşir. Genellikle yapımcımla beraber seçerim, gerçekten o anda ortaya çıkar. Çünkü film yapmak istediğim anda bile doküman toplamaya devam ederim. Etrafımda bir sürü bavulla seyahat ederim, betimlemek istediğim günlük hayatla ilgili pek çok görüntü var. Spirited Away’de olduğu gibi hamamda geçen bir film yapmak çocukluğumda hamama gittiğimden beri düşündüğüm bir şeydi. Totoro‘daki orman mizansenini filme başlamadan önce 13 yıldır düşünüyordum. Keza Laputa’da, filmi yapmadan yıllar önce o lokasyonu kullanmayı düşünüyordum. Yani her zaman bu fikir ve imajları kafamda taşır, filmi yapmaya başladığım anda seçme yaparım.

Dünyanın bu tarafında seyrettiğimiz bazı Japon animasyonlarından farklı olarak filmleriniz hep pozivitizmi, umudu ve insanın içindeki iyiliğe duyulan inancı ifade ediyor. Bu sizin filmlerinize bilinçli olarak eklediğiniz bir şey mi?

Aslında ben bir pesimistim. Ama bir film yaptığım zaman kendi pesimistliğimi çocuklara aktarmak istemiyorum. Onu kenarda tutuyorum. Yetişkinlerin görüşlerini çocukların dünyalarına kabul ettirmeleri gerektiğine inanmıyorum, çocuklar kendi görüşlerini şekillendirmekte gayet beceriklidir. Kendi görüşlerimizi onlara zorla benimsetmemize gerek yok.

Yani filmlerinizin çocukları hedeflediğini mi söylüyorsunuz?

Porco Rosso’nun bir çocuk filmi olduğunu asla söylemedim. Ama Proco Rosso dışında bütün filmlerim özellikle çocuklar için yapılmıştır. Yetişkinler için film yapabilen bir sürü insan var, bu yüzden o alanı onlara bırakıyor ve çocuklara konsantre oluyorum.

Porco Rosso

Ama filmlerinizi izleyen ve çalışmalarınızdan zevk alan milyonlarca yetişkin var.

Bu bana çok keyif veriyor tabii ki. Basitçe ortaya koyayım; bence özellikle çocuklar için özveriyle yapılan bir film aynı zamanda yetişkinleri de memnun edebilir. Bunun zıttı her zaman doğru değildir. Yetişkinler için yapılan filmlerle çocuklar için yapılan filmler arasındaki tek fark, çocuklar için yapılan filmlerde yeni bir başlangıç için yeniden başlama seçeneğinin her zaman olmasıdır. Yetişkinler için yapılan filmlerde bir şeyleri değiştirme şansı yoktur. Olan olmuştur.

Sizin yaptığınız gibi hikâye anlatmanın insan olarak bizler için önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben bir hikâye anlatıcısı değilim, resim çizen biriyim (gülüşmeler). Bununla birlikte, hikâyenin gücüne inanıyorum. Hikâyelerin insanoğlunun oluşumunda önemli bir rol oynadığına inanıyorum; dinleyicilerini tahrik edebiliyor, hayrete düşürebiliyor ve onlara ilham verebiliyorlar.

Çocuklara hikâye anlatırken fantezinin önemine inanıyor musunuz?

Hayal gücü anlamında fantezinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Günlük hayatın gerçeklerine çok saplı kalmamalıyız, ama kalbin, aklın ve hayal gücünün gerçeklerine yer vermeliyiz. Bu tür şeyler bize hayatta yardımcı olabilir. Ama fantezi kelimesini kullanırken ihtiyatlı olmalıyız. Japonya’da, TV programlarından video oyunlarına kadar her şey için kullanılıyor bugünlerde. Ama sanal gerçeklik, gerçekliğin bir inkârıdır. Gerçekliğe fayda sağlayan hayal gücüne açık olmamız gerek. Sanal gerçeklik insanı hapsedebilir. Hayali dünyalar ile sanal dünyalar arasındaki dengeyi sağlamak filmlerimde mücadele ettiğim bir ikilemdir.

Hem Spirited Away’de hem de Porco Rosso’da domuza dönüşen insanlar var. Domuzlara olan bu düşkünlüğünüz nereden kaynaklanıyor?

Çünkü deve ya da zürafa çizmekten daha kolay (gülüşmeler). Bence söylemek istediklerime çok uygun düşüyorlar. Domuzların davranışları insanlarınkine çok benzer. Domuzları kalpten seviyorum, zayıflıkları için olduğu kadar güçlü yanları için. Yuvarlak göbeklerimizle domuzlara benziyoruz. Bize çok yakınlar.

O kokuşan nehir tanrısına ne demeli? Japon mitolojisinde bir yeri var mı?

Hayır, mitolojiden değil, kendi deneyimlerimden çıktı. Şehir dışında yaşadığım yere yakın bir nehir var. Nehri temizlediklerinde dibinde neler olduğunu gördük, gerçekten de kokuşmuştu. Tekerleği nehir yüzeyinin dışında kalmış bir bisiklet vardı. Bu yüzden çıkarmanın kolay olacağını düşündüler, ama korkunç zordu, çünkü yıllar boyunca biriken kirler yüzünden çok ağırlaşmıştı. Şimdi nehri temizlemeyi başardılar, balıklar yavaşça geri geliyor, yani her şey yok olmadı. Ama o çıkardıkları şeyler gerçekten berbat kokuyordu. Herkes yıllarca o nehre bir şeyler atmıştı, tamamıyla çöplüğe dönmüştü.

Komşum Totoro

Filmlerinizde, filmin tamamını temsil eden esas bir sahne var mıdır?

Çalışmaya belli bir hikâye hattı olmadan başladığım için her sahne birer esas sahnedir. Anne babanın domuza dönüştüğü sahne filmin o anında esas sahnedir. Ama bir sonraki daha önemlidir ve böyle devam eder. Chihiro’nun ağladığı sahnede göz yaşlarının daha büyük olmasını istedim, gayzer gibi. Ama o sahneyi hayal ettiğim gibi görselleştiremedim. Yani merkezi sahne yoktur, çünkü her sahnenin yaratımı kendi problemini de beraberinde getirir, ki etkileri takip eden sahnelerde devam eder.
Ama Spirited Away’de filmi sembolize ettiğini kabul edebileceğimiz iki sahne var. Bir tanesi arabanın arkasında gerçekten savunmasız bir kız olarak görüldüğü ilk sahne, diğeri de, hayat dolu ve bütün dünyayla yüzleşmiş görüldüğü final sahnesi. Bunlar Chihiro’nun karakterindeki gelişimi gösteren iki portre.

Diğer hangi filmlerden ve yönetmenlerden etkilendiniz?

Bizler 1950′lerin film ve yönetmenleri tarafından biçimlendirildik. O zamanlar pek çok film izlemeye başladım. Beni gerçekten etkileyen sinemacılardan biri Fransız animatör Paul Grimault’ydu. Aslında, dünyada pek çok ülkeden film seyrettim, ama yönetmenlerin isimlerini hatırlayamıyorum. Bu yüzden başka isimlerden bahsedemediğim için özür diliyorum. Üzerimde kesin etkisi olan bir diğer film ise bir Rus filmiydi, The Snow Queen. Saygı duyduğum çağdaş animasyon yönetmenleri Rusya’da Yuri Nordstein ve Kanada’dan Frederick Bach‘tır. Özellikle Nordstein sanatçı titrini gerçekten hak eden biri.

Bir sonraki projeniz nedir? Şu anda her hangi bir şey üzerinde çalışıyor musunuz?
Yakın zamanda Studio Ghibli müzesini açtık. Belki müze demek abartılı olur, çünkü daha çok stüdyonun çalışmalarını teşhir ettiğimiz küçük bir baraka. İçinde sırf Ghibli müzesi için yapılmış kısa animasyonların gösterileceği bir salon var. Bundan ben sorumluyum, bu yüzden şu anda bir kısa film üzerinde çalışıyorum. Aynı zamanda Hiroyuki Morita isminde genç bir yönetmenin filminde idarecilik yapıyorum. Önümüzdeki yaz Japonya’da gösterilecek. Bir başka yönetmenin filminde idarecilik yapmak çok zor, çünkü işleri benim yapacağımdan farklı şekilde yapmak istiyor. Bu gerçek bir sabır sınavı.

Spirited Away’in Japonya’daki inanılmaz etkisi çalışma yönteminizde herhangi bir şey değiştirdi mi?

Hayır. Bir filmin nasıl seyir izleyeceğini bilemezsiniz, başarılı da olabilir, olmayabilir de, seyirciye dokunabilir de, dokunmayabilir de. Kendime hep şunu söylerim; ne olursa olsun, ister çok izlensin isterse az, sonucun çalışma tarzımı etkilemesine asla izin vermeyeceğim. Gerçi büyük başarı kazandıktan sonra yöntemlerimi değiştirmek biraz aptalca olurdu. Çünkü başarı zaten yöntemlerimin iyi işlediğini gösterir (gülüşmeler).

Bu yazılar da ilginizi çekebilir