Dağların HakimiKonuk Ninja

Mark Twain‘in sözüdür: Hayat kurgudan daha gariptir. Hayatın aksine, kurgunun akla yatkın olması gerekir (serbest çeviri).

Deniz Akhan

Deniz Akhan

3 Ağustos 2009 akşamı cnbc-e’de Gonzalo López-Gallego‘nun Dağların Hakimi (El Rey de la Montaña / King Of The Hill) filmini izlerken bu söz aklıma hiç gelmemişti. Söze devam etmeden önce filmin konusundan kısaca bahsedeyim:

Dağların Hakimi (El Rey de la Montaña / King Of The Hill)

Quim bir benzin istasyonunda karşılaştığı Bea ile sıradışı bir şekilde tuvalette sevişir, ama ardından cüzdanını çaldırdığını anlar. Kız allahtan benzin parasını ödeyecek kadar insaflı çıkmıştır, bu sayede yola devam eder. Ancak bir süre sonra kızın arabasını görür ve ardından ıssız sapa bir orman yoluna girer. Bir süre sonra kaybolur, ama yolu kapatan bir iş makinası görünceye kadar devam eder. Aracı inceleyince bir cesetle karşılaşır, hemen ardından üzerine ateş açılır. Arabasına atlayıp kaçarken bir adamı ezer, ama korkudan yavaşlamaz bile ve bir ağaca toslar. Tabanvay uzaklaşırken Bea ile tekrar karşılaşır ve metruk bir binaya sığınırlar. Devriye gezen polisler yardımcı olacaklarına Quim’in ezdiği adam yüzünden zoraki ikiliyi tutuklar, ama gizemli sniperın hedefi olmaktan kurtulamazlar. Filmin ilerleyen bölümlerinde kurşunların kaynağının iki çocuk olduğu ve bu vahşi avı sadece bir oyun olarak gördükleri anlaşılır. Counter Strike ve Doom oyunlarındaki (first person shooter) görüntülere benzer çekimler filmin hedefinde şiddeti nesneleştiren bilgisayar oyunları ve zamanın ruhu (zeitgeist) olduğunu gösterir.

El Rey de la Montaña (Tepenin Kralı)

Aslında huzur verecek güzellikteki ormanlık arazide yaşanan kovalamacası, eleştirel yaklaşımı ve ustalıklı anlatımı ile seyir zevki veren, ama basite alınmış didaktik yaklaşımı ile yetersiz bulduğum bir filmdi. Hem zaten kurgunun akla yatkın olması gerekir değil mi? Kim inanır iki veletin sırf oyun olsun diye ormanda insan avına çıkacağına?

Bugün (14 Eylül 2009) Radikal gazetesinin internet sitesinde okuduğum bir haber, daha önce pek çok emsali olmasına rağmen, haddimi bildirdi:

İZMİR’de 5 gün arayla yolda yürüyen ve otobüs durağında bekleyen 1′i kadın 3 kişi, nereden atıldığı belli olmayan, havalı bir silahla açılan ateş sonucu çeşitli yerlerinden yaralandı. Neye uğradığını şaşırıp kanlar içinde kalan yaralılar, hastanede tedaviye alınırken, polisin soruşturması, şok bir gerçeği ortaya çıkardı. Olay yeri yakınındaki bir havalı silah malzemeleri satış dükkanında çalışan 2 çocuğun, aralarında ‘Vurursun- vuramazsın’ diye iddialaşıp hedef alarak geçenlere ateş açtıkları saptandı. Gözaltına alınan, ancak savcının talimatıyla ailelerine teslim edilen ikisi de 16 yaşında olan H.B. ve O.B. pazartesi günü adliyeye sevk edilecek.

vukuat var!

Günlük hayatta arkadaşlarım tarafından her konuyu sinemadan bir örneğe bağlamakla eleştiriliyorum. Abartıyorlar tabii. Hem ben, televizyon tarihinin en güzel dizisi Northern Exposure (Her gün 10.00′da ve 18.45′de TNT’de yayımlanıyor) dizisindeki naif insan Ed Chigliak karakteri ile ortak bir özellik paylaşmaktan memnuniyet duyuyorum (yine bir bağlama yaptık, ama olsun). Ancak bu verdiğim örnek, abartılan meziyetimin hiç de yersiz olmadığını ve Mark Twain’in sözünün geçerliliğini gösteriyor. Siz ne dersiniz?

Bu yazılar da ilginizi çekebilir