Hayatboyu: Aydınlar Arasında Gezinirken

Hayatboyu

Sinemamızda kendini gösteren kavramlar arasında özellikle 2000’ler sonrasında baskın bir unsur olarak kendini gösteren kavram “taşra”dır. Taşra, gerek şehirden uzak yerleşimi temsil etsin, gerekse büyük şehrin merkezinden uzak kesimi dile getirsin, bir şekilde yerel olanı yakalamayı başaran yönetmenlerin uğrak yeri. Bu açıdan 2000’lere damgasını vuran kavramlardan olan taşra (Bir ülkenin başkenti veya en önemli şehirleri dışındaki yerlerin hepsi, dışarlık) kendi sınırlarını genişleterek karşımıza çıkar. Yalnız 90’lardaki gibi büyük şehirden bunalan üst orta sınıf burjuva ailesi bireylerinin kaçıp nefes alabilecekleri veya kendi kimliklerini bulabilecekleri bir mekan tasviri olarak değil, kendi başına bir kimlikle karşımıza çıkıyor taşra. Hem de içselleştirdiğimiz oranda “biz”i anlatmanın bir yolu haline gelerek.

seciltoprak Seçil Toprak

Bu yıl İstanbul Film Festivalinin “Ulusal Yarışma” kapsamında gösterilen filmlerin hemen hemen hepsi bizi kendi taşrasına götüren filmlerdi. Ancak Hayatboyu, ele aldığı kavramlar ve yaşayış biçimleriyle bu skaladan ayrıldı. Böyle bir giriş yapmamın nedeni, taşraya dair filmlerin seyirci ve hatta festivaller tarafından daha sevilir, daha kucaklanır olması. Çoğu zaman anlatılan konunun ve samimiyetin filmsel dinamiklerin önüne geçmesine neden olması… Konuyu sevmiş, karakterlere sempati beslemişsek; filmleri “iyi” bellememiz. Dolayısıyla bir kısır döngü misali “sevdiğimiz” filmleri “iyi, güzel, başarılı” olarak adlandırmamız… Bu, belki genelgeçer sinema sevgisine sahip seyirci için gayet tutarlı bir davranış şekli. Çünkü insan sevmediği filme niye iyi desin ki? Ancak bu genelgeçer ifadelendirme şekli herkesin ağzından dökülmeye başladığında bazı sınırların iyi çizilmesinin zamanı gelmiş demektir. Israrla “bize bizden olan”ı anlatan filmleri “iyi ve güzel” kategorisine sokmaya başlamışsak biraz durup düşünmemiz gerekir. Ya bu kategori dışına ittiklerimiz, bizden yeterli ilgiyi görmezse “kötü” sıfatını mı hak eder? Tüm bu sorular çerçevesinde Aslı Özge’nin Hayatboyu filmine bir bakalım.

Hayatboyu

1980’ler Türkiye tarihine 12 Eylül’le kazınan yıllar olmuştu. Türk sinemasında da seksenlerin ortalarına doğru geçmişle hesaplaşma, aydın zümrenin durduğu yer ve yeniden şekillenme haline dair filmler yapmaya başlandı. Ancak ortaya çıkan görüntü, tat vermiyordu. Çünkü gerek seksenler gerekse 90’larda aydın zümreyi anlatan filmler aydınları şömine başında, elinde şarabıyla felsefe kitaplarından cümlelerle konuşan karton tiplemeler olarak resmediyordu. O dönem çocuk aklımla “dram” denilen bu filmleri izlemekten ne kadar nefret ettiğimi bugün hayal meyal hatırlıyorum. O duygularla değil de şimdiki mantığımla o döneme baktığımda ise yoksunluk içinde çekilmeye çalışılan filmlerin arada kalan filmler olduğunu görebiliyorum. Her haliyle arada kalan… Gerek yönetmenler, gerek konular…

Oysaki 2000’ler yeni yönetmen kuşağını da yarattı. Dolayısıyla bu yeni kuşağın kavramlara bakış açıları değişirken eski yeni kavramlar da yeniden yorumlanmaya başlandı. Hayatboyu filmini ele aldığı zümre itibarıyla doksanların yukarıda andığımız aydın filmlerine eklemleyebiliriz belki. Ancak sadece ele aldığı konuyla sınırlı kalarak. Çünkü karşımızda odağına aldığı zümreyi iyi tanıyan, iyi analiz eden ve elindekileri iyi sinemayla seyirci önüne çıkaran bir film var. Zaten Aslı Özge de Hayatboyu için “bildiğim, yakından tanıdığım bir zümrenin filmini yaptım” demişti festival gösteriminde.

Hayatboyu

Hayatboyu kısaca Ela (Defne Halman) ve Can (Hakan Çimenser) adlı orta-üst sınıf, iyi eğitimli bir çiftin genelde hayatına, özelde evliliklerine bakıyor. Bunu yaparken de daha çok kadın odaklı bir bakış açısı çizmeye çalışıyor. Yani biz filmi Ela’nın penceresinden izliyoruz. Dışa dönük olsa da aslında içinde yaşayan bir kadın Ela. Zamanla bir kapan haline gelen evliliğin içinde boğulan Ela, rutine binmiş hayatının kabuklanmış duygularını dışa vurmasında bir engel olduğu gerçeğini yüzümüze vuruyor filmin her anında. Aslında buradan da anlayabileceğiniz gibi Hayatboyu, Ela’nın filmi. Ela kimliğinde karşımıza çıkan Defne Halman’ın karakteri yorumlamaktaki başarısı ise göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek. Yazık ki çoğu yerde görülmeyen ve ödüllendirilmeyen bir kompozisyon Halman’inki. Oysaki bu yılın en iyi oyunculuklarından biri var karşımızda.

Türkiye’de burjuva sınıfı ne kadar var ya da yok tartışılabilir. Ancak böyle bir entelejansiya var ve azınlıkta da olsa bu hayatları süren kişiler var. Belki ülkenin genel sorunları içinde bu zümrenin kendine has sorunları çoğumuza birincil sorunlar gibi gelmeyebilir. Ancak hem ülke sinemasının geneli hem de kadın sinemasının yansımaları açısından Hayatboyu filmini reddetmek anlamsız. Tüm bunların dışında gerçekten iyi çekilmiş ve oynanmış bir film var karşımızda. Konu ilgimizi çekmeyebilir, kendimizden uzakta hissedebiliriz anlatılanları ancak tüm bunlar, Hayatboyu’nun iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez.

Hayatboyu2

Hayatboyu

Yönetmen: Aslı Özge

Senaryo: Aslı Özge

Oyuncular: Defne Halman, Hakan Çimenser, Gizem Akman

Yapım: 2013 / Türkiye, Almanya, Hollanda / 102 dk.