Her okuduğum kitap, her yeni tanıştığım yazar, bana mutluluktan çok, bir vicdan azabı hediye ederler. Neden daha önce okumadıe üzülürüm, pişman olurum. Bu yüzden de okuduğumun zevkini süremem bir türlü. Bu pişmanlıkların en büyüğü de Sabahattin Ali’de yaşandı. Daha önce ismini duydum elbette, ama okumam gerektiğini hiç düşünmemiştim.

Turgay Özçelik

Geçtiğimiz sene, zevkine güvendiğim bir arkadaşım ısrarla önerdiğinde okudum ilk Sabahattin Ali kitabını. “İçimizdeki Şeytan” isimli bir romandı, ve gerçekten çok etkileyiciydi. O kitap bittiğinde karar verdim, bütün kitaplarını okumalıyım diye. Ama araya yeni kitaplar, çizgi romanlar girdi, devam edemedim bir türlü. Geçtiğimiz günlerde ise, elime öykülerinden oluşan “Sırça Köşk” isimli kitabı geçince, fırsat bu fırsat dedim ve hemen saldırdım kitaba.

“Sırça Köşk” 13 öyküden ve 4 kısa masaldan oluşan bir kitap. Öykülerin tamamında hikayesi anlatılan karakterler, hep açlık, sefalet ve çeşitli sıkıntılar çeken karakterler. Mutlu ve hayatından memnun bir insan göremezsiniz bu hikayelerde. Sabahattin Ali “Bahtiyar Köpek” isimli hikayesinin başında, bu duruma ilişkin şöyle diyor:

“Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. ‘Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?’ diyorlar. ‘Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin?’”

Sabahattin Ali, çevresine baktığında ne görüyorsa onu yazıyor, neyin anlatılması gerekiyorsa onu anlatıyor. Her öykünün temas ettiği bir yer var toplumsal hayatta ve her öykü bu hayatın bir yönünü eleştiriyor. Kitaptaki masallarda ise bu eleştiriler daha çok göze çarpıyor, ve verilmek istenen mesajlar daha çok ön plana çıkıyor.

Kitaba adını veren “Sırça Köşk” isimli masalda, herkesin kolektif bir şekilde çalışıp ürettiği, sömürüsüz bir ekonomik modelin işlediği bir şehir anlatılıyor. Bir gün bu şehre gelen iki kişi, şehir halkını kandırarak, bir sırça köşk inşa ettiriyorlar, kendileri de bu sırça köşke yerleşiyorlar. Zamanla üretimde yer almayan, ama üretilen ürünlerden pay alan bir kesim ortaya çıkıyor böylece. Halkın ürettikleri zar zor yetmeye başlıyor. Ve günün birinde halk gücünün farkına varıp, bu sırça köşkü ortadan kaldırıyor ve tekrar eski günlere dönüyorlar. Bu masalda, istendiği takdirde, halkın bir araya gelip, rahatsız olduğu şeyleri değiştirebileceği, kendilerini sömürenlerden kurtulabileceği mesajı veriliyor. Böylece kitabın başındaki öykülerinde yer alan karanlık atmosfer, bir umuda bağlanmış oluyor. Açlığı, sefaleti, yozlaşmayı anlatan Sabahattin Ali, bunun bir çözümü olduğu mesajını, hala bir umut olduğu mesajını masallarında veriyor.

Henüz bu büyük yazarla tanışma fırsatı bulamayan Ninjalara önerim, vakit kaybetmeden başlayın okumaya. “Sırça Köşk” de bu başlangıç için doğru tercih olabilir.

Sahattin Ali’nin Yaşamı

25 Şubat 1907 Gümülcine doğumlu Sabahattin Ali, 2 Nisan 1948 yılında Kırklareli’nde öldü. İstanbul Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra, Yozgat’ta bir yıl öğretmenlik yaptı. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı Bursu ile Almanya’ya gitti. Orda da eğitimini sürdüren Sabahattin Ali, 1930 yılında Türkiye’ye döndü ve öğretmenlik yapmaya devam etti. 1931 yılında bölücü propaganda yapmaktan tutuklanarak 3 ay cezaevinde kaldı. Çıktığında Nazım Hikmet ile tanıştı ve onun da yazdığı Resimli Ay’da öykülerini yayınlamaya başladı.
1932 yılında, yazdığı bir şiirde Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle tekrar tutuklandı ve 1 yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1933 yılında verilen af kararıyla hapisten çıkan Sabahattin Ali’nin memuriyetine son verildi. Memuriyete devam etmesi için, Cumhuriyet’e bağlılığını ispat etmesi istendi. Sabahattin Ali bu amaçla Atatürk’ü öven bir şiir yazarak Varlık dergisinde yayınlattı. Ardından tekrar memuriyete dönen yazar, çeşitli yerlerde öğretmenlik yapmaya devam etti. İşsiz kaldığı bir dönemde Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa isimli mizah dergisini çıkarttı. Bu dergi dahil, birkaç yerde daha yayınlanan yazıları nedeniyle çeşitli cezalar aldı. Yurt dışına kaçmaya çalışırken, anlaştığı kaçakçı tarafından öldürüldü. Cesedi, öldürüldükten iki buçuk ay sonra bulunabildi. Otopsi sonucu bulunan cesedin Sabahattin Ali olduğuna kanaat getirildi. O dönemde de üzerine çokça tartışılan bu konu hala netlik kazanmış değildir. Sabahattin Ali’yi öldürdüğü iddia edilen kişi, kısa süre cezaevinde kaldıktan sonra afla dışarı çıkmıştır.
“Kürk Mantolu Madonna”, “İçimizdeki Şeytan” isimli romanları ile bilinen Sabahattin Ali’nin, “Değirmen”, “Sırça Köşk”, “Yeni Dünya” gibi öykü kitapları da mevcuttur. Sabahattin Ali, ayrıca yazmış olduğu şiirleriyle de tanınır. Bu şiirlerden birçoğu bestelenerek, bugün klasik birer şarkı haline gelmiştir. “Leylim Ley”, Mapushane Türküsü” gibi şarkıların sözleri Sabahattin Ali’ye aittir. Zülfü Livaneli, Ahmet Kaya, Edip Akbayram, Sezen Aksu gibi sanatçılar, yazarın dizelerini besteleyerek seslendirdiler.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir