Stellet Licht4

2007 tarihli Stellet Licht (Sessiz Işık) Meksikalı yönetmen Carlos Reygadas‘ın 3. uzun metrajlı filmi. Film, Meksika kırsalında yaşayan “mennonite” adı verilen, kökleri 15. yüzyıl Almanya’sına kadar giden protestan bir dini azınlığı mercek altına alıyor.

utku-cansu Utku Cansu

Almanca ile Hollandaca karışımı bir dil konuşan bu topluluk geçimini hayvancılık ve tarımla sürdürmektedir. Johan, 6 çocuğunun annesi Esther’i bir başka köylü kadın Marianne ile aldatır. Film bu “ihanet”in köklerinde yatan ataerkil yapıyı ve kadınların bu yapıda oynadığı rolü, karakterlerin iç dünyalarına ve onlara eşlik eden doğaya bakarak açımlar.

Sessiz Işık (Stellet Licht)Filmin uzun açılış sahnesi yıldızlı geceden güneşin doğuşuna ve günün başlangıcına geçer. Günle beraber gecenin fonundaki baskın vahşi doğa sesleri biter. Fakat gün ışığının altında başka türlü bir vahşilik devam edecektir. Bu süreç adeta dünyanın ve insanın yaradılşıdır. Nitekim sonraki sahnede çerçevenin merkezinde ailenin ve dolayısıyla filmdeki mikrokozmosun merkezi Johan’ı tek başına görürüz. Filmin devamında yönetmen, açılış sahnesinde hissettirilen dünyanın dönüşü ve Johan’ın merkez olma durumuna atıfta bulunarak iki kez kameranın 360 derece döndüğü planlar kullanır. Ailesiyle yemek masasının başında oturan Johan’ın imgesinin ardından kareye bu kez karısı Esther tek başına girer. Bu durum akla İncil’in erkek ve kadının yaradılışında gözettiği sırayı getirir. En son, çocukları topluca görürüz ve duayla yemeğe başlanır.

Stellet Licht

Johan’ın babasıyla konuşmasında Esther’i aldattığını ve bunu ona en başından söylediğini öğreniriz. Fakat bu durum Johan’ın babasını rahatsız etmektense gururlandırır ve baba, oğluna imrendiğini söyleyerek benzer bir gençlik anısını anlatır. Aldatma doğal hatta takdir-i ilahi olarak görülür. Bu bağlamda baba, “hem baba hem vaiz” olduğunu oğluna hatırlatır. Bu noktada ortaya çıkan ataerkil geleneksel bakış açısı, olayı, aldtamayı erkeğin acı çektiği bir sınav olarak görmeye kadar götürür. Fakat Reygadas daha önceki filmlerinden aşina olduğumuz “alışılmamış cinsel deneyimler”e geri döner ve tıpkı “Japonya”da yaşlı ve genç bir çifti ve “Cennet’te Savaş”ta obez bir çifti arzulanacak ve aşk dolu olmaktan çok uzak birer seks sahnesinde gösterdiği gibi Johan’la Marianne’nin seksinde de sadece Marianne’yi -onu da gözyaşları içinde ve acı çeken bir yüz ifadesiyle- gösterir. Bu bakış açısı Johan’ın babasının bu türlü bir ilişkiyi sevimli gören bakış açısına cevap niteliğindedir. Burada somut olarak da kadının “altta” olan taraf olduğu vurgulanır.

Stellet Licht3

Marianne gözyaşı dökerken Johan aynı karede ter içinde gözükür. Bu aynı zamanda kadına duygusal erkeğe fiziksel anlamlar yükleyen ataerkil toplumun bir yansımasıdır. O tecrübeye kadar bu ilişki için istekli görünen ve ilişkinin meşruiyetinden, tarlada Esther’in gözü önünde Johan’ın yanına gelecek kadar şüphe etmeyen Marianne, o noktada adeta Esther’le bir bütün olur ve onu anlamaya başlar. Bu noktada “zavallı Esther.” demekten kendini alamaz. Ve “huzurun aşktan daha önemli olduğunu” fark eder. Aslında Marianne’nin yaşadıkları Johan’a ailesinin değerini yeniden anlayacağı bir süreçte yardımcı olmaktır. Dolasıyıyla bir kez daha her ne kadar “sevilen” olarak gözükse de görevi erkeğe hizmet etmekten başka bir şey olamayan bir kadınla karşılaşırız. Bu noktada Marianne’yle Esther aynılaşır. Marianne’nin görevi Johan’a çocuklarının yanına “karavanın içi”ne kadar eşlik ettiği sahnede görsel olarak belirginleşir.Marianne kapıya kadar gelir ama karavanın içine,yani yuvaya, Johan’ın çocuklarıyla şefkatli bir şekilde tv izlediği yere giremez.

Stellet Licht2Johan’ın ayrılmaları gerektiğine karar vermesinden sonra da Marianne ona övgüler yağdırarak bu durumu kabullenir. Ardından bütün bu yaşanan “acıları” geride bırakmak için Johan ile Esther bir yolculuğa çıkarlar. Bu isteğe koşut olarak kamera aynadan geride kalan yolu gösterir. Yol boyunca bu kez Esther Marianne’yle empati kurar ve “zavallı Marianne” der. Ne de olsa Marianne de bu kapalı sistemin bir parçasıdır. Bu durum Esther’in katarsisi olur ve onu içine attıklarını dışa vurmaya iten süreci başlatır. Biriken bulutların sağanağa dönüştüğü bir anda Esther de arabadan iner ve yağmur altında gözyaşları içinde doğaya sığınır. (Reygadas’ın 2002 tarihli Japonya filmini hatırlayanlar bu sahnenin ressamın yağmur altında yaşamı yeniden keşfedişine olan benzerliğini fark edeceklerdir.) Burada yere yığlıp kalır ve ölür. Daha sonra doktor kalp krizi teşhisi koyar ve “sebebini bilmediğini, bilimin her şeyi açıklayamayacağını” söyler. Bu cümle gerçekleşecek mucizevi sonun habercisi gibidir.

silent-light2

Ardından Dreyer‘in ünlü Ordet‘ine göndermelerle dolu uzun bir cenaze bizi bekler. Adeta “adamı astırıp gölgesinde ağlamak” deyimindeki gibi bu sonuçtan sorumlu herkes üzgün bir şekilde cenaze evinde resmedilir. Johan bile bu durumun suçlusunun kendisi olduğunu, bu işin şeytanın ya da tanrının işi olmadığını babasına itiraf eder. Bu noktada Ordet‘in Johannes’i gibi Marianne bir kurtarıcı olarak ortaya çıkar ve Esther’i öpücüğüyle hayata döndürür. Bu bir nevi doğanın anaerkilliğine ve kadın dayanışmasına övgüdür.

Nitekim bu noktada filmin nihai “zavallı” sıfatı Esther tarafından Johan için kullanılır. Köy hayatının durağanlığına ve zaman algısına vurgu yapan yavaş ve gerçekçi kameranın tanık olduğu en mucizevi an da budur. Bu noktada filmin az da olsa büyüsel gerçeklik akımıyla bir bağı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

stellet-licht

Doğanın “anaç” güçlerine dönmesiyle döngü sağlanır ve artık güneşin doğuşuyla başlayan film köy hayatının döngüselliğine vurguyla güneşin batışıyla bitmeye hazırdır. Reygadas bu kez açılış karesiyle aynı karede güneşi batırır ve biz “zavallı” insanların yüzlerinde dolaşan ışık sessizliğe gömülür. Bu açıdan bakıldığında film, her ne kadar ataerkil yapıyı deşse de son tahlilde kimsenin bu yapıdan sorumlu tutulamayacağını, herkesin doğrudan ya da dolaylı olarak bu yapının kurbanı olduğunu önermektedir.

Stellet Licht, Reygadas sinemasının alamet-i farikalarından huzursuz ilişkileri ve pastoral kareleri kullanmaya devam ederken Dreyer ve Tarkovskivari “epik” anlatılara da gerek karakter incelemesindeki titizliği gerek kamerasının sağlamlığıyla göz kırpıyor. 130 dakikalık bu sakin tempolu hem gerçekçi hem büyüsel film, sabırlı izleyiciler için çok malzeme sunuyor ve Reygadas sinemasının olgunlaştığına dair kanıtlar sunuyor.

 * Bu film 32. İstanbul Film Festivali‘nde  Carlos Reygadas’ın tüm filmografisine ayrılan ‘Gerçek Mucizedir’ bölümünde izlenebilir.

1 YORUM

  1. İzleyici kendi kendine anlam yaratmayı seviyor, böyle izleyiciler olduktan sonra yönetmenlerin sahne düşünmesine gerek yok.

CEVAPLA