!f İstanbul 2015 Günlükleri: Keşif Filmleri

if

Sekizinci kez düzenlenen Uluslararası Keş!f Yarışması ilk veya ikinci filmini yapan yönetmenlere açık. Senenin en yaratıcı, yenilikçi, aldığı risklerle sınırları zorlayan filmini bulmaya çalışan bölümün bu yılki jüri üyeleri Mehmet Kurtuluş, Matias Pineiro, Lila Yacoub, Agnes Godard ve Signe Byrge Sorense. Dokuz ülkenin katıldığı yarıştan üç filme göz atıyoruz.

serkan-cellik Serkan Çellik

MARDAN

Irak’ta çalışan Morad’ın kaybolması üzerine Leila oğluyla birlikte Türkiye’den bölgeye gider. Beş bin dolarlık maaşıyla eve dönerken bir daha haber alınamayan adam; bölgenin asayişinden sorumlu Mardan, mezarcı Karzan ve genç kadının yollarının kesişmesine vesile olur.

16309507186_09f07be9b2_o

İlk gösterimini Toronto’da yapan, Irak’ın Oscar aday adayı bu filmin Türkiye’de çekilen Kürt filmlerine karşın siyasetten uzak durduğunu belirtmemiz gerek. Karakterlerini anlatmak ve Hollywood usulü bir kurgu numarası yapmak dışında arzusu yok. Oyunculuklar yer yer vasatın altında ve sinematografi heyecan vermekten uzak. Batin Ghobadi öyküsüne fazla bağlı, film inmesi gereken en az beş durağı kaçırıp uzadıkça uzuyor. Kürdistan coğrafyasını silip karakterlerde ufak değişiklikler yapsanız, yaşananlar pekâlâ başka bir diyarda da cereyan edebilir.

Mardan sadece görsel özensizliğiyle değil, anlattıklarıyla da itici. Mesela Karzan Müslüman bir mezar kazıcı. Zinadan dönerken alkollü araç kullanıp birini eziyor. Ardından ölüyü evine götürüp İslami usullere göre yıkayarak tek başına cenaze namazı kılıp defnediyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Cinayeti çözen kamu görevlisi, adamın ölmesiyle sonuçlanan olaylar zincirini başlatmasına rağmen Karzan’ı katil olmakla suçlayıp bir de salmak için rüşvet istiyor. Oysa filmin başından itibaren aynı kamu görevlisiyle çocukluk travması nedeniyle empati kurmamızı bekliyor Ghobadi. Kafası o kadar karışık ki… Los Angeles’ta geçen bir suç filmi yapmaya çalışmış da Kürdistan’da mı çekmiş acaba diye düşünmeden edemiyor insan.

AĞUSTOS ESİNTİSİ

Shirley büyükannesine bakmak için şehirden sahil kasabasına taşınan genç bir kadındır. Bölgedeki hindistancevizi çiftliğinde çalışır, Rock müzik dinler ve babasından çok çeken Jeison ile sevişir. Ağustos esintileri arasında zamanın ilerleyişini hissettirmediği bölgede günler birbirine benzerken, buldukları kafatası ve ceset hayatlarını daha da anlamsız kılar.

16149566127_aa0b428d44_o

İlk bakışta renkleri ve ritmiyle Düşler Diyarı’nı (Beasts of the Southern Wild) andıran Ağustos Esintisi (Ventos de Agosto) Locarno Film Festivali’nde Special Mention’a layık görülmüştü. Brezilyada yaşayan Gabriel Mascano kurmaca çekerken daha önce yaptığı dört uzun metraj belgeselin etkisinden kurtulamamış görünüyor. Kamerasını bir gözlemci edasıyla uzağa yerleştirmiş, karakterlerinin salınışını kaydediyor. Kasabadaki rüzgâr seslerini kaydeden genç ve özenli ses tasarımı filmi görselden önce işitsel bir deneyim olarak ciddiye almamız gerektiğe işaret etse de Ağustos Esintisi’nin herkese göre bir deneyim olmadığı aşikâr.

TOZ RUHU

Toz Ruhu yerli sinemamızda eşine zor rastlanır bir karakter yaratmış. Başak burcunun tüm keskin özelliklerini taşıyan, fantezi müzik besteleyip yetmeyen sesiyle söyleyen, gündelikçi olarak çalışan, kanaatkâr ve orta yaşlı bir kuir erkek. Bunca sıfat bile az aslında Metin Tosyalı’ya. Kendine özgü, harikulade bir adam var karşımızda.

SpiritOfDust2

Nesimi Yetik filmini özenli karakter çalışmasının üzerine kurarak sağlam temeller atmış. Ne var ki onlarla ne yapacağını bilememiş. Yerli sinemamızın düştüğü tuzaklardan birine düşmüş, öykü yazmak yerine durum bildirmiş. Bir yere kadar durum izlemek hele de böyle karakterler varsa ilgi çekici olabiliyor ancak başlarına hiçbir şey gelmemesi, yemek masasından deniz kenarına sürüklenip durmaları, günlük hayatın durağanlığını sinemada tekrar etmekten öteye gidilmiyor oluşu kan kaybettiren tercihler.

Toz Ruhu ile ilgili Altın Koza sonrası çıkan yazımın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.