#if2016 Entertainment, Into the Forest, Viva

İf İstanbul devam ediyor…

entertainment-7-credit-magnolia-pictures

Entertainment

Charlie Chaplin’in “Hayat, geniş planda komedi, yakın planda trajedidir.” sözünü ters yüz ederek merkezine yerleştiren Entertainment, California çöllerinde turneye çıkan bir komedyen üzerinden ortaya koyduğu karanlık ve yürek burkan tasvirleriyle dikkat çekiyor. Gündüzleri turistik gezilerle, akşamları sahne şovlarıyla geçiren isimsiz komedyenin arayışları üzerinden insan-toplum-doğa arasındaki denkleme güçlü ve derinden eleştiri getiren film; etkili mekân tasvirleri, karakterlerin ruh halini yansıtan renk kullanımı ve özenli mizansenleriyle –Charlie Chaplin’in aksine- geniş plandan trajedi, yakın plandan ise komedi çıkartmayı başarıyor. Yalnızlık komedisiyle varoluş trajedisi arasındaki hassas çizgide hiç sendelemeden yürüyen ve her bünyeye göre olmadığını her anında vurgulayan Rick Alverson’un Entertainment’ı, festivalin sürprizlerinden biri olarak damakta güzel bir tat bırakıyor.

20b695fe-

Into the Forest

Post-apokaliptik bir coming of age westerni olarak tasarlanan Into the Forest, hangi başlıktan ele alırsanız alın, en ufak bir zekâ parıltısı ve yaşam belirtisi göstermeyen, tatsız ve gayriciddî bir film. Elektriklerin insan hayatından çıkmasıyla girilen kıyamet sonrasını orman içindeki evlerinde karşılayan iki kız kardeşin ayakta kalma mücadelesi üzerinden bir felsefe inşa etmeye çalışan film; 8-9 yaşındaki bir çocuğun, kendisine yöneltilen “Elektrikler gitse ne olur?” sorusuna verebileceği muhtemel cevaplardan daha az çarpıcı ve yaratıcı fikirler ortaya attığından, ciddi bir filmden ziyade kasıtsız bir parodiye dönüşüyor. Mahalle yanarken saçını tarayan iki karakterin yaşadığı sözde dramatik çatışmaları görmelere seza replikler ve sahte mizansenlerle aktaran film, aylarca modern dünyanın nimetlerinden uzak kalan karakterleri –Ellen Page ve Evan Rachel Wood canlandırdığı için olsa gerek- en ufak bir bakım ve makyaj problemiyle karşılaştırmayarak “Beni ciddiye almayın, ben kendimi yeterince aldım.” mesajını daha ilk yarıdan iletiyor. Filmin herhangi bir anında vurgulanan sözlerin büyük bir hesapçılıkla ileride tekrar karşımıza çıktığı, kötü oyuncuların ağzından çıktığından içi iyice boşalan ucuz repliklerin geçit töreni yaptığı; sinopsis aşamasının ötesine asla geçmemesi gereken bir senaryoya ve kasıntı bir yönetmenliğe sahip Into the Forest, kendi liginin en kötü örneklerinden biri olarak sadece can sıkıyor. Patricia Rozema’nın adını kara listenin tepelerine yazmakta fayda var.

maxresdefault

Viva

İrlandalı yönetmen Paddy Breathnach’ın çektiği Viva, alışılmış Küba filmlerinden farklı yapısıyla izleyiciyi ters köşe yatıran bir eser. Festivalin “Gökkuşağı” bölümünde gösterildiği için kuir film olarak sunulan/pazarlanan Viva, geniş perspektifte bu başlığa dâhil olmasını haklı kılan unsurları içinde barındırmasına rağmen özelde kuir film değil ve kendisi için cinsel kimlikler, yönelimler tali unsur. Viva’nın asıl derdi sosyalizmle ve drag sanatçıları, eşcinselleri, seks işçilerini sistem eleştirisine giden yolda araç olarak kullanıyor. Yıllardır perdeye yansıyan Küba güzellemelerinin aksine fakirlik, çürümüşlük ve tecrit edilmişlikten muzdarip bir ülke portresi çizen film, Havana’da 7 Gün oryantalizmine veya Buena Vista Social Club romantizmine kapılmadan realizmin soğuk sularına yelken açıyor. Sosyalizmin dünya tarihindeki yerinden Küba özelindeki macerasına kadar uzanan alt metinleriyle doyurucu bir seyir vadeden Viva, kuir sinema için herhangi bir anlam ifade etmese de politik Latin Amerika sinemasının güzel işlerinden biri olarak dikkat çekiyor.