
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Geçen hafta ifİstanbul Film Festivali’nin uzatıldığı ve bazı filmlerin yeniden gösterileceğinin bilgisi geldi. Hiçbir e-postaya spam demeyip hepsini okursanız böyle bir duyurudan sabah 9′da haberdar olabilirsiniz. No Country For Old Men (İhtiyarlara Yer Yok) için bilet aldım. Merak ediyordum ama görmek istediğim filmler sıralamasında en üstte değildi… Oscar sürprizi üzerine önceliklerimi değiştirdim.
Nahide MUTLU
tatli-hayat.blogspot.com
Kişisel düşüncem, Oscar ödüllerinin Amerikan halkının ortalama beğenisini yansıttığı, akademi üyelerinin oylarının ise palavra olduğu yönünde. Bazen hissi davranabiliyorlar. Beğenileri savaş-barış temasını işleyen filmlere kayabiliyor, fakat genellikle akademi üyelerinin ortalama Amerikan vatandaşı neyi beğeniyorsa ona oy verdiğini biliyorum. Siyahi oyuncuların ancak 20. yüzyılın sonunda bu ödüle layık görülmesi, Avrupalılar’ın da sinema yapabildiğine şimdi şimdi ikna olma… Tipik Amerikalı kafa yapısı işte…
Geçen hafta Pazartesi sabahı Oscar ödülleri sonrasında bütün gazetelerin başlıkları “Oscarlar Avrupalılar’a gitti” şeklindeydi. No Country For Old Men’deki rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü kazanan İspanyol Javier Bardem ve en iyi kadın oyuncu ödülü kazanan Fransız Marion Cotillard’ın yanı sıra İrlanda vatandaşı olan Daniel Day Lewis de “Avrupalı” olarak anılıyordu. No Country For Old Men, bunun dışında en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi uyarlama senaryo ödülü de aldı. Yani 4 Oscar’li, 5 yıldızlı bir film (yıldızları ben verdim).
Türk sinemalarında bu Cuma günü (7 Mart 2008) gösterime girecek filmin kısaca konusu şöyle: Eski bir Vietnam gazisi, Meksika sınırına yakın bir bölgede uyuşturucu dolu kamyonetler ve cesetler bulur. Bir de içinde 2 milyon dolar para bulunan bir çanta. Çantayı alır, karavanda yaşadığı sefil hayatına bir çeki düzen vermek niyetindedir. Fakat bu kadar kan ve kurşun dökülmüşse, birilerinin çantayı aramaya geleceği muhakkaktır. Tabii peşine düşenler de toplarını komşunun bahçesine kaçıran ilkokul çocukları değildir… Kasabanın “namuslu” şerifi Tom Bell (Tommy Lee Jones) gün geçtikçe artan şiddet ve suç oranı nedeniyle mesleğinden iyice soğumuştur. Ne Vietnam gazisi, ne peşindeki(ler), kanun adamlarının işlerine karışmasını ister. Görülecek bir hesap vardır, bir kaçan ve bir de kovalayan. Kovalayan kim, tahmin edersiniz. Javier Bardem, mafyanın parasının peşine düşen psikopat katil rolünde. Film boyunca tabanca yerine kullandığı hastane tüpü, korkunç çirkin saç modeli ve Terminatörvari soğukkanlılığıyla tempoyu kah yükseltiyor, kah düşürüyor. Filmde basbayağı başrol oyuncusu olduğu olduğu halde yardımcı erkek oyuncu ödülü verdiler ya… Pes. Ben olsam almazdım.
Bir edebiyat uyarlaması film seyrettiğimde her zaman aklıma “acaba romanı daha mı güzeldir?” sorusu takılır. Özellikle romanını okumadığım filmlerde bu soru hep kafamı kurcalar. No Country For Old Men de Amerika’nın en iyi romancıları arasında gösterilen Cormac McCarthy’nin aynı adlı romanından uyarlanmış. Film şerifin ağzından zamanın ne kadar bozulduğunu anlatan “hey gidi eski günler” teranesiyle başlıyor. Sanıyorum roman da bu tema çerçevesinde acımasızlığın, gözü dönmüşlüğün, örgütlü suçun, en kendi halindeki kasabada bile insanların hayatını derinden etkileyebildiğini anlatıyor. O nedenle ilk kez “romanı daha iyi midir acaba?” diye merak etmedim. Romanı da en az film kadar iyidir. Sağlam hikaye, sağlam kurgu. Sonunda olacağı bu tabii…
"İhtiyarlara Yer Yok: Acaba romanı daha mı güzeldir?" için 2 Yanıt
Ben de o aletin ismini merak ediyordum.Hastahane tüpüymüş.Yardımcı Erkek Oyuncu mevzusunda seninle hemfikirim.Bardem,resmen filmi aldı götürdü tek başına.Yardımcı erkek oyuncu ödülünü aldı.O halde başrol kimdi? (:
Sevdiğim sahnelerden biri tam olarak sözler buna yakın birşeydi.
Kadın:Beni niye öldürüyorsun.?
Anton:Kocana parayı getirmesini söyledim.O da kabul etmedi.Onu öldürdüm ama ona söz vermiştim karını öldüreceğim diye.
Gel de tüylerin diken diken olmasın.(:
Sinema bir sanat dalıdır. Her sanat dalında olduğu gibi tarafsız bir bakışı hak eder ve bundan beslenir ama ne yazık ki günümüzde bu neredeyse imkansız hale gelmiştir. Amerikan kültür hegemonyası son son 30-40 yıldır o kadar güçlü propaganda araçlarına sahiptir ve bunun sonucunda tüm dünyayı etkisi altına almıştır ki sinema gibi büyülü bir sanat bunun negatif etkisi altında kalabilmektedir. Oscar ödülleri özellikle son yıllarda tamamen tarafsızlığını yitirmiş ve sinema sanatına gerçek anlamda bir katkı yapmaktan uzak hale gelmiştir ( burada oscar kazanan oyuncuların ücretlerinin artması veya stüdyoların bazı anlamsız filmlerinin oscar aldıktan sonra tekrar gösterime girmesi ve hasılat elde etmesini ya da dvd satışlarının artmasından bahsetmiyorum)
No country for old men filminde 3 ana karakter var şimdi bu filmi seyreden herkese soruyorum : Hepimizin sinemada gördüğü orjinal montajdan başka hiç bir şey değiştirilmeksizin tommy lee jones un oynadığı tüm sahneler çıkarılsa ve bu haliyle gösterilse film eğer varsa anlamından ya da genel karekterinden en ufak bir şey kaybeder mi?
Eğer bu soruya cevabı evet kaybeder olan varsa bu kaybın ne olduğunu çok iyi açıklamalıdır ki bu imkansızdır çünkü film tekrar seyredildiğinde tüm tarafsızlığımla söylüyorum : böyle bir kaybı açıklamanın imkansız olduğu görülmektedir.
Bundan sonra düşünülmesi gereken ve esas traji komik olan unsur ise 3 ana karakterinden birinin, oynadığı tüm sahnelerin filmden çıkarılıp çıkarılmamasının hiç bir şeyi değiştirmediği bir filmin nasıl senenin en iyi filmi ödülünü aldığıdır. Üstelik kanımca sinema tarihinin oyunculuk açısından gelinebilecek en üst performanslarından birinin verildiği ve sadece son sahnesinin bile gerçek sinema severler açısından şimdiden bir kült olduğu gerçekten çok iyi bir uyarlama ve her açıdan üstün yönetmenlik unsurlarını içeren there will be blood karşısında……. Ama zamanında fight club a bile en iyi film payesini veremeyen akademiden zaten böyle bir karar çıkması olanaksızdı.
İddiam şudur ki cohen kardeşler ABD vatandaşı olmayıp sıradan ve orta zekanın çok altında yaşayan ABD vatandaşlarının kanımca aptalca diyaloglarını içeren filmler çekmeselerdi. Dünya sineması ve eleştirmenler gözünde hiç bir yerleri olmazdı.
Bu filmin ardından Türkiyede ki bazı sinema eleştirmenlerinin mesela Atilla Dorsay : filmi cannes de izledim, çıktığımda büyük bir şok içindeydim gibi sözleride üstte bahsettiğim kültür hegomonyasının izlerinden başka bir şey değil. Eğer Atilla Dorsay bu sözlerinde samimi ise kendine şu soruyu sormalıdır ve dürüstçe cevabını vermelidir : Her açıdan değerlendirdiğimde ( görüntü yönetimi, oyunculuk, senaryo,yönetmen katkısı) ilk aklıma gelen örneği veriyorum, mesela Muhsin Bey'e 10 üzerinden kaç puan veririm bir de çıktığımda şoka uğradığımı söylediğim no country for old men e kaç puan veririm.
Burada Amerikan sinemasının her üretimi kötüdür demiyorum beni çok etkileyen filmler arasından bir çok amerikan filmi de vardır. Yalnızca sanki farklı bir sanatsal boyutu görüyormuş yada özümsüyormuş gibi içi boş ve anlamsız bir filmden sonra methiye düzme yarışını eleştiriyorum.
Son söz javier bardem in oyunculuğunu beğenenlere: bir de mar adentro yu ( içimdeki deniz ) ve before the night falls u izlemelerini tavsiye ederim.
Yorum Yazın