Son haftalarda yeni hiçbir grup/albüm keşfedememiş, bulduklarını da beğenmemiş biri olarak çok yakın zamanda ancak tanıyabildiğim, ama aslında çok eski bir grup olan Faust’un yeni bir albüm çıkardığını gördüm. Sanırım 30 yıllık sevgili arkadaşım Burak Tezcan’ın bana bir türlü getiremediği Neue Deutsche Harte mp3’lerini beklerken başka bir Alman müziği bilinçaltıma seslendi.

Burak İşyar

Faust 1971’de kurulmuş bir Alman krautrock grubu. Krautrock özellikle 70’li yıllarda deneysel/progressive rock müzik yapan Alman grupların ortak paydası. Grup 1975’te beşinci stüdyo albümü sırasında dağılmış. Ardından uzun süre pek sesi çıkmayan grup 90’lı yıllarda tekrar birleşmiş ancak bu sefer de bir süre sonra Faust adında iki ayrı grup kuracak şekilde bölünmüş. Halen iki Faust da aktif olarak müzik piyasasında. Diğer Faust geçen sene Faust Is Last adında bir albüm çıkarmıştı. Bu Faust ise bu yıl Something Dirty adında bir stüdyo albümü çıkardı.

Albümün başı sert/gürültülü industrial gitar ritimlerinden ve jam session’lardan oluşan ve aniden sessizleşen progressive parçalardan oluşuyor. Özellikle ilk üç şarkı God Is An Astronaut’u anımsatan sert tondaki saykodelik rock tarzında ve oldukça da senfonik. Ancak albümün gerisi malesef bu şekilde devam etmiyor. Daha sonra Dampfauslass 1 ve 2’de bu hava tekrar yakalanmakla beraber albümün gerisi yumuşak bir sessizliğe bürünüyor adeta. Birkaç şarkı şiirlerden oluşan pasajlar gibi.

Albümde en beğendiğim şarkılar açılıştaki üçlü Tell the Bitch to Go Home, Herbstimmung ve Something Dirty ile kapanış şarkısı La Sole Doree.

Diğer eski grup ise 1995 yılında Glasgow’da kurulmuş post-rock grubu Mogwai. Grup genel olarak gitar ve yer yer synth ağırlıklı enstrümental rock albümleri yapıyor. 2006 yılında Zidane filminin soundtrack’ini de yapan Mogwai’nin 7. stüdyo albümü Hardcore Will Never Die… geçtiğimiz Şubat ayında piyasaya sürüldü.

Mogwai özellikle Faust ile karşılaştırıldığında çok daha melodik gitar ve bas vuruşlarından oluşan bir sounda sahip. Şarkılar bir post-rock grubu için yumuşak sayılacak düzeyde, albümde o beklediğim heavy sound yok malesef – “Hardcore” ismiyle büyük bir tezat! Sert gitar pasajları ve distortionlar yerine bu albümde melodiye ağırlık verilmiş daha çok. Ayrıca daha öncekilere oranla daha kısa parçalar bulunuyor bu albümde.

Bu albümde en beğendiğim şarkılar ilk single San Pedro, distortion’ların göreceli olarak daha fazla olduğu Rano Pano ve bir parça pop/punk ve new wave karışımı Mexican Grand Prix.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA