JP-left, Luc-right

Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Belçikalı Dardenne Kardeşler’in beş filmi yakın zamanda koleksiyon yapanlar için bir araya getirildi. İki Gün, Bir Gece filmleri de 26 Aralık tarihinde gösterime girecek sinemacıların bu vesileyle, dört filmini değerlendirdik.

serkan-cellik Serkan Çellik

OĞUL

Dardenne Kardeşler‘in Oğul‘u, Olivier’in ruh hali üzerine kurulu. Kamera film boyunca onun bedeninden uzaklaşmıyor. Ensesini, kulağının arkasını, açılmaya başlayan saçını hatta bazen gözlüğünün camından öteyi görüyoruz. Marangozluk öğrettiği kuruma bir genç geliyor, Francis. Onu görür görmez eli ayağına dolanıyor, dersine almayı reddediyor fakat ilgisini saklayamıyor. Çok geçmeden öğreniyoruz ki; Francis, Olivier’in oğlunu öldürmüş ve beş yıldır cezasını çektiği ıslahevinden yeni çıkmış.

images

Olivier sessiz sakin ve sıradan bir adam gibi görünse de verdiği kimi tepkilerden zihninin farklı çalıştığını anlayabiliyoruz. Ayrıldığı eşi gibi durumu yok saymak ya da sert tepkiler vermek yerine Francis’i tanımaya ve işlediği suçla ilgili ne hissettiğini anlamaya çabalıyor. Yanına alıp ona meslek öğretiyor, daha fazla vakit geçirmek için bahaneler yaratıyor ve sorular soruyor. Francis de zeki, çabuk öğrenip onu etkiliyor. İkili arasındaki ilişki şaşkınlık ve meraktan, anlayışa ve güvene evriliyor.

Film boyunca kameradan en fazla beş metre uzaklaşan Olivier Gourmet, Cannes‘da En İyi Erkek Oyuncu seçilmişti. Onun yarattığı tekinsizlik sayesinde film gerilim olarak da okumaya açık ama asıl derdi insanoğlunun ne pahasına olursa olsun kayıplarının yerini doldurma arzusunu kurcalamak.

ROSETTA

1999 senesinde Dardenne Kardeşler‘e Altın Palmiye getiren Rosetta, Oğul‘da olduğu gibi başkarakterinin arkadan çekimiyle başlıyor. Hırsla koridorları aşan Rosetta da Oğul’un Olivier’i gibi işyerinde ve İki Gün, Bir Gece‘nin Sandra’sı gibi işten atıldığını öğreniyor. Sandra’nın aksine saldırgan, müdürüne fiziksel şiddet uyguluyor, hatta polisle başı derde giriyor.

rosetta-1999-02-g

Problemli annesiyle karavan parkında yaşayan Rosetta öfkeli ve hırçın. Yoksulluk karşısında dimdik durup evini ve annesini idare etme çabasında. Güzel ayakkabılarını çıkarıp lastik çizmelerini giyerek yoldan çıkıp çamur içindeki evine gittiği sırada, maddi dertlerini bırakıp ailevi dertlerini sırtlanıyor. Pabuçları temiz ya da kirli olsun, Rosetta’nın yükü hep ağır. Genç kız kelimenin tam anlamıyla boğuşuyor. Müdürüyle, polisle, annesiyle, ev sahibiyle, ondan hoşlanan çocukla, çamurla… Yakasını tutup yere devirmeye uğraşıyor problemleri ama ufacık bedeni yetmiyor. Yorgunluğu, bakımsızlığı, yoksulluğu cildinden okunacak kadar belirgin. Ailevi Akdeniz Ateşi olduğunu düşündürten ağrıları da rahat vermiyor.

En büyük derdi iş bulmak. Bu uğurda kendini ispat etmeye, çalışkanlığını göstermeye çabalıyor fakat ne çare. Bunların yetmediğini anlayınca işini alabilmek için tanıdığı birini ölüme terk edebilecek kadar ileri gidiyor. Çaresizlik insanı her yaşta farklı sınıyor.

Rosetta işçi sınıfına, çocuk ruhuna ve çıkışsızlığa çok yakından bir bakış. Dardenne Kardeşler bir kez daha bir genç ile bir yetişkini eşleştirip gözlemlemiş.

Özel Seçenekler: Dardenne Kardeşler ile üç yıl arayla yapılmış söyleşiler, Cannes görüntüleri, fragman, fotoğraf galerisi ve filmde Türkçe altyazı mevcut.

LORNA’NIN SESSİZLİĞİ

Arnavut göçmeni Lorna, Belçika vatandaşı olabilmek için bir bağımlıyla sahte evlilik yapar. Plana göre Claudy’i yüksek doz verip öldürecek ve sevgilisi Sokol ile beraber olacaktır. Lorna’yı kaybetmek istemeyen adam tedavi olmaya başlar, Lorna’nın da vicdanı izin vermez ve genç kadın cinayet işlemek yerine şiddet gördüğü yalanıyla boşanmaya çalışır. Gitmesine izin vermezse öldürüleceğini bilmeyen Claudy ısrarcıdır oysa Lorna boşanır boşanmaz para karşılığı evleneceği bir Rus’u bekletmektedir.

silencelorna460

Dardenne Kardeşler‘in işçi sınıfından bir karakteri aktüel kamerayla takip ettikleri bir diğer film olan Lorna’nın Sessizliği 2007 Belçika’sında geçiyor. Cannes Film Festivali‘nde En İyi Senaryo ödülüne layık görülen yapım filmografilerinin en iyilerinden. Hayatta kime güvenebileceğimizi asla anlayamayacağımızı ima eden sürprizlerle dolu senaryonun psikolojik alt metni incelemeye değer.

İKİ GÜN, BİR GECE

Altın Koza Film Festivali’nde izlediğimiz, Filmekimi kapsamında da gösterilen İki Gün, Bir Gece’nin konusu şöyle: On yedi işçinin çalıştığı bir kurumda patron, zayıf halka olarak gördüğü psikiyatrik tedavi gören Sandra’yı işten çıkarmak için oylama başlatır. Diğer işçiler ya bin Euro ikramiye alacak ya da Sandra’yla çalışmaya devam edeceklerdir.

url

Pazartesi günü gerçekleşecek oylamadan önceki tüm hafta sonunu tek tek mesai arkadaşlarını dolaşıp onları ikna etmeye çabalayarak geçiren kadının yaşadıkları filmin tamamını oluşturuyor. Ödül listelerinde adı geçse de Marion Cotillard’ın en zayıf performanslarından birine şahit olduğumuz yapım, basit öyküsüne de yeterince sihir katamamış. Yönetmenlerin hanesine eksi puan olarak yazılmasa da, Bisikletli Çocuk’tan sonra geri adım olarak kabul edilebilir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA