
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
9 Şub
Mel Gibson’ın başrolünde oynadığı Mad Max serisini hatırlamayanımız yoktur. Kıyamet sonrasını andıran bir zamanda geçen filmde, medeniyetin ortadan kalktığı, devletsiz, kuralsız bir dünya modeli sunuluyordu izleyicilere. Petrol ve su gibi doğal kaynaklar uğruna insanların birbirini öldürdüğü, bu iki şeye sahip olanın sınırsız bir iktidar elde ettiği bir toplum modeli öngörülüyordu. Bu muhteşem film, distopya denildiğinde akla ilk gelenlerdendir kuşkusuz.
Turgay Özçelik“Tanrı’nın Kitabı” filminin konusunu okuduğumda da, hemen Mad Max filmi çağrışım yapmıştı ama, filmin kendisinin belki başka türlü işlenerek bu çağrışımı ortadan kaldırabileceğini düşünmüştüm. Evet, filmde başka türlü bir yaklaşım vardı, ama nihayetinde buram buram Mad Max kokuyordu. Tek fark, Denzel Washington’ın oynadığı ana karakter Eli, İncil’i elinden düşürmeyen, İsa’vari bir kurtuluş umudu, harama uçkur çözmeyen bir keşiş gibi sunuluyor filmde.
Filmin açılış sahnesi oldukça etkili. Ormanın içinde yerde yatmakta olan bir cesede usul usul vahşi bir kedi yaklaşıyor. Tam kedi cesedi yemeye başladığında, kenarda pusuya yatmış olan Eli’nin fırlattığı okla boynundan vuruluyor. Sahnenin devamında ise Eli uçsuz bucaksız çöllerde tek başına dolaşıyor, araba hurdalarının, yıkılmış otobanların içinden ilerliyor. Aynı Mad Max’te olduğu gibi bir medeniyet kaybı söz konusu. Tek fark, en önemli kaynak petrol değil, su. Sağ kalan insanlar su için öldürüyorlar birbirlerini. Açlık için çözümse belli, birbirlerini yiyorlar. İnsan yiyenler ise ellerinin titremesinden ayırt edilebiliyor. Güneş ışınları kör edecek kadar güçlü, o yüzden sağ kalan insanların her biri bir güneş gözlüğü takıyor. Bu distopyaya neden olan felaket ise Güneş’in patlaması. Bu patlama neticesinde bir tufan gerçekleşiyor, birçok insanla beraber, insanlığın bütün birikimlerini de alıp götürüyor.
Kahramanımızın yanından ayırmadığı, her gün bir kısmını mutlaka tekrar tekrar okuduğu bir İncil’i var. Okuduğu ve yanında taşıdığı İncil kendisine insanüstü bir güç de veriyor, kurşunlar işlemiyor ona, vızır vızır yanından geçiyor. Oldukça da güçlü aynı zamanda, çok iyi kılıç kullanıyor, nişancılığı da oldukça keskin. Batı’ya gitmesi gerekiyor onun, rüyasında görmüş çünkü, ulvi görevleri var biliyor bunu. Bu ulvi görevleri yerine getirmek, insanlığı kurtarmak adına, gözü önünde gerçekleşen cinayetlere, tecavüzlere seyirci kalabiliyor. Oysa bu seyirci kaldığı cinayeti gerçekleştiren adamları daha sonrasında rahatça öldürüyor, yani onları durdurabilecek gücü var, ama bulaşmıyor nedense. Ama sonrasında onunla beraber kaçan kızı kurtarmak için geri dönüyor. Kızdan hoşlandı o yüzden döndü desek, bu da bir çelişki aslında, çünkü keşiş hayatı süren kahramanımız, odasına kadar gelen kızı reddediyor bir gece önce.
Filmin kötü adamı Carnegie’yi Gary Oldman canlandırıyor. Bir kasabaya konuşlanmış olan Carnegie, Tufan öncesi dönemden su kaynaklarının yerini hatırladığı için, yaşadığı kasabanın iktidar gücünü elinde tutuyor. Gary Oldman’ın amacı, yerini bildiği diğer su kaynaklarının etrafına da kasabalar kurarak, iktidar sınırlarını genişletmek. Bunun için ise İncil’e ihtiyaç duyuyor. Adamlarına fellik fellik İncil’i aratıyor sağda solda. İncil’i elde edebilirse, onun kelimeleriyle insanları etkileyip kontrol altında tutmayı umuyor. Üstelik İncil’in etrafına yaydığı bir güç olduğunu da biliyor. Aslında filmin kurgusu gereği İncil’e ihtiyaç duyuyor ama, o olmadan da istediğini elde edebilir aslında. Çünkü zaten etrafındaki insanların çoğu okuma yazma bilmiyor, ve neredeyse tamamı, din, tanrı, dua gibi kavramların varlığından habersiz. Çok lazımsa yeni bir din bile uydurabilir mesela.
Nihayetinde filmde meydana gelen felaket durumunun, tekrar İnanç dünyasının dünya üzerinde inşa edilmesiyle aşılabileceği söyleniyor. Eli karakteri de bir nevi Mesih formatında sunuluyor seyirciye. Filmin hikayesindeki bu göze batan unsur dışında, filmin genel atmosferi oldukça etkileyici. Tabii ki benim üzerimde bırakmış olduğu bu etkide, Mad Max’i anımsatmış olmasının büyük etkisi var. Denzel Washington’ın bu filmdeki performansı çok üst düzeyde olmamasına rağmen, yine de dikkat çekici. Gary Oldman için de yine aynı şey söylenebilir, ama bunun dışında filme ayrı bir hava kattığı da inkar edilemez. Bilimkurgu atmosferini aksiyon ve gerilimle birleştiren “Tanrı’nın Kitabı”, filmden daha fazlasını bekleyenleri tatmin etmeyecektir belki ama, sinemasal bir tat da vermiyor değil izleyenlere.
"İman Gücü Modifiyeli Mad Max: Tanrı’nın Kitabı (The Book of Eli)" için 3 Yanıt
post-apokaliptikten babam ciksa yerimci bir insan oldugumdan izleyecegim filmi ama din propagandasi kokulari geldi burnuma.
atmosferi ve yonetmenligi ile (ozellikle o buyuk catisma sahnesindeki kamera hareketlerini agzim acik izledim) belli bir tat barindirdigi kuskusuz… ama Mila Kunis etkili finalin biraz komik durdugunu dusunuyorum…
Afet Sonrası konseptine bayılırım, bu filmin de ilk yarısına bayıldım, ikinci yarısından tiksindim gibi bir durum söz konusu. Çok ağır ve saldırgan bir ideolojik alt metni var filmin zira.
Fakat asıl söylemek istediğim, apokaliptik olayın, güneş patlaması olmadığı. "The Final War" adlı bir hadise var ortada. Dünya üzerinde İncil kalmamasının sebebi de bu hatta. Bu, önemli ve düzeltilmesi gereken bir bilgi diye düşünüyorum.
Yorum Yazın