Inferno (Cehennem): Brown-Howard-Hanks ortaklığı kaldığı yerden devam ediyor…

Polisiyeyi tarihle harmanlamayı seven ve bunu “ezberi” haline getiren Dan Brown’ın beyazperdeye uyarlanan son kitabı “Inferno” (Cehennem) yine dolu aksiyonlu bir polisiye sunuyor izleyiciye. Ve Dan Brown gibi yönetmen Ron Howard de alışkanlıklarından vazgeçmeyip tercihini Tom Hanks’ten yana kullanıyor.

inferno-2 Bir Dan Brown uyarlaması olan “Inferno” izleyiciye vaat ettiği aksiyonu yaşatıyor, seyir keyfi (kimine göre) yüksek 120 dakika sunuyor. Salondakiler hop oturup hop kalkıyor, kovalamacanın heyecanı içinde zaman algısını yitiriyor, ardı ardına gelen twistlerle sudan çıkmış balık misali perdeye boş boş, ama hayretler içinde bakakalıyor. Ekrandaki yüksek tansiyon ve hız dolu aksiyonun etkisine kapılanlar kendini sürekli tekrar eden bu polisiyeyi zevkle, keyifle izliyor. Ancak salon ışıklarla aydınlanıp perde yeniden beyaza büründüğünde insan ne izlediğini, son iki saatte nelerin anlatıldığını hatırlamakta güçlük çekiyor ve aklında yalnızca ne kadar şaşırdığı kalıyor.

inferno-1

Nüfus artışının, nüfus artış hızının dünyaya olduğu kadar insanlığa da zarar verdiği gerçeği meselesinden yola çıkan hikayede bu düşüncenin doğru ve yanlışları, ahlaki ve etik boyutu bir kenara itiliyor hikayede. Bu ideoloji etrafında birleşmiş bir grubu durdurmanın, insanlığı kurtarmanın hesaplarını yapan Dünya Sağlık Örgütü ve onları bu biyolojik silaha, bu yapay virüse götürecek olan Profesör Robert Langdon’ın (Tom Hanks) yapbozu nasıl çözdüğünü anlatan bir süreç anlatılıyor perdede. Birçok Tom Hanks filminde olduğu üzere yine düşünsel tartışmalardan uzak duran, toplumun bugünkü kabul ve çıkarları doğrultusunda belirlenen doğru ile yanlış üzerinden bir aksiyon sunuluyor seyirciye. Yüzeysel bir tarihsel/sanatsal bilgiyle donatılmış olan ve izleyene detaylarla zenginleştirildiği hissiyatı vermeyi ihmal etmeyen film, insanları gerilimli ve aksiyonlu bir dünyaya sokuyor.

inferno-4

Küçük bir kısmı İstanbul’da geçen “Inferno” her zamanki gibi Türkiye’ye oryantalist bir bakışla yaklaşıyor. İstanbul’un, Konstantinopolis’in asıl güzelliklerini, asıl zenginliklerini anlatmak yerine Müslümanlığın egemenliği altında değişime uğrayan Batı Roma eserlerini gösteriyor. Ayasofya’yı ve Yerebatan Sarnıcı doğunun geçmişe mistik dokunuşları olarak göstermeyi yeğleyen hikaye bu fikir üzerinden de zengin İran kültürüyle harmanlanmış bir Batı medeniyetini sunuyor izleyenlere. Bir anlamda da 600 yıl boyunca “yanlış” kullanılmış, Batı’nın çabalarıyla asıl ruhunu bulmuş (klasik müziğin Batı’ya özgü olması ve Batı’dan alınması vurgusu önemli) bir mimariyi işaret ediyor kendince. Bu bağlamda da kendi yarattığı dünyaya özgü bir İstanbul ve bu dünyaya ait bir İstanbullu, kentli resmi çiziyor.

inferno-3

“The Da Vinci Code” (2006) ve “Angels & Demons” (2009) filmlerinde beraber çalışan Brown Howard – Hanks üçlüsü,  “Inferno” (Cehennem) filminde kaldığı yerden devam ediyor birbirinin kopyası polisiyeler anlatmaya. “Toplu katliam”, “toplu imha” fikirlerinin insanlığın geleceğini kurtarabileceği tartışmaları arasında, ele aldığı meseleyi irdelemek yerine daha ilk saniyede “yanlış” olarak niteleyen film, bir yandan da dünyaya yön veren ülkelerin diğerlerini, ötekileri de düşündüğü algısını yaratmaya çalışıyor. Film ve kitabın farklı sonları olduğunu belirtmekte fayda var. Okumayan varsa filmden sonra açsın okusun hikayenin sonunu. Okuyan varsa da hayal kırıklığı yaşamaya hazırlıklı olsun.

HENÜZ YORUM YOK