Suicide Club / Jisatsu Sakuru konuk ninja

Shion Sono’nun yönettiği “Suicide Club”, 54 liseli kızın kendilerini bir metro treninin altına atmalarıyla başlıyor. Okul kıyafetleri üzerlerinde olan kızlar önce elele tutuşuyorlar, sonra da hep birlikte üçe kadar sayarak kendilerini bırakıyorlar. Sonrası metronun her yerini kaplayan bir kan gölü. Öyle ki, kızların bedenlerindeki yağ yüzünden trenin frenleri tutmuyor ve tren ancak metreler sonra durabiliyor.

Turgay ÖzçelikTurgay Özçelik

İntihar’ın Japonların geleneklerinde yer alan bir olgu olduğunu biliyoruz. Harakiri, Kamikaze gibi kavramlar Japonların saygı, onur ve görev adına kendilerini törensel bir şekilde öldürebildiklerinin bir kanıtı. Acaba, 54 genç kızın bu intihar töreni de bu geleneğin bir parçası mı, yoksa bir yozlaşmanın ürünü mü. Bir başkaldırı mı, yoksa bir boyun eğme mi?

Japonya, aynı Türkiye gibi geç kapitalistleşen bir ülke. Ancak kapitalistleşme süreci Türkiye’de olduğu gibi, Batılı ülkelere göbekten bağımlı bir şekilde gelişmiyor Japonya’da. Ulusal kalkınmacı bir modeli benimseyen Japonya, tez zamanda sanayileşerek, kendi bağımsız ekonomisini yaratıyor. Bugün baktığımızda bir çok markası ile dünya pazarında yer aldığını görüyoruz Japonya’nın. Ekonomik alanda ki bu hızlı dönüşüm, elbette sosyal alana da yansıyor. Ancak sosyal ve kültürel alandaki dönüşüm, ekonomik alandaki hızlı gelişmeye ayak uyduramadığı için oldukça sancılı geçiyor. Hızlı batılılaşma, bir yandan geleneklerden kopmayı getirirken, kültürel anlamda da yozlaşmaya sebep oluyor. Cemaat toplumundan, bireyci topluma geçiş uzun bir sindirme sürecinden geçmediği için, kentleşme beraberinde bireyler için yalnızlaşmayı ve yabancılaşmayı getiriyor.

Suicide Club / Jisatsu Sakuru

Yıllardır, özellikle Japonya’da gençlerin internet sitelerinde buluşup örgütlenerek, toplu intihar eylemleri yaptıklarını gazetelerden okuyoruz. Nigata Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Mafumi Usdui, bu olaylardan birinin ardından şöyle bir açıklama yapıyor:

“Japonya’nın yokluk zamanlarında, aileler ihtiyaçlarını karşılamak için pek çok şeyi ortaklaşa yaparlardı. Banyoyu paylaşır, yemeği hep birlikte yerlerdi. Sosyal yaşam daha bir değerliydi, özellikle kırsal bölgelerde. Fakat şimdi ise hayat giderek birey üzerinde yoğunlaşıp aile kavramından uzaklaşıyor. Bu durum, insanların yaşadıkları toplumdan izole olup, intiharı bir seçenek olarak görmelerine sebep oluyor.”

Suicide Club / Jisatsu Sakuru

“Suicide Club” filmi de benzer bir yerden bakıyor intiharlara. Gençlerin törensel bir şekilde hep birlikte intihar etmeleri hem bir başkaldırı, hem de bir boyun eğmedir. Kendilerini bir şekilde göstermek istemektedirler, varlıklarını ispat etmek ,istemektedirler ama bunu yapış biçimleri de toplumsal yozlaşmanın bir sonucudur.

Filmde de, intihar eylemliliklerinin örgütlenmesi internet üzerinden gerçekleşiyor. Film, popüler kültürle birlikte oluşan taklitçiliği, yozlaşmayı eleştiriyor. Gençlerin moda ve popülerlik adına neler yapabileceklerini gösteriyor.

Film teknik anlamda oldukça yetersiz. Ancak oyunculuk açısından göz dolduruyor. İntihar vakalarını çözmeye çalışan dedektif Kuroda rolündeki Ryo Ishibashi muhteşem bir oyunculuk performansı gösteriyor. Diğer karakterlerin de oyunculukları oldukça iyi. Yazının başında da belirttiğim açılış sahnesi filmin en etkileyici sahnelerinden biri. Onun dışında pek çok ilginç sahne de var, özellikle intihar sahnelerini görmeye değer.

Filmden sonra filmle aynı adı taşıyan, Usamaru Furuya’nın çizdiği bir de manga yayınlanmış. Manga filmdekiyle benzer bir sahneyle başlıyor, fakat konu itibariyle filmden farklı.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir