İp Ucunu Yaktık Ateş Devam Ediyor: Açlık Oyunları 2 – Ateşi Yakalamak

Atesi-Yakalamak

Suzanne Collins‘in distopik roman serisinden uyarlanan Açlık Oyunları 2: Ateşi Yakalamak, ilk uyarlamanın vasatlığından sonra “titreyip kendine getiren” cinsten bir yapım olmuş. İlk filmin yönetmeni Gary Ross’un umutları sele vermesinden sonra ikinci filmin yönetmen koltuğunda Francis Lawrence’ı görüyoruz.

Rıza Oylum2 Rıza Oylum

İlk filmde Katniss ve yoldaşı Peeta 74. Açlık Oyunları’na katılmak zorunda kalıp öteki mıntıkalardan katılanları alt edip evlerine dönebilmişlerdi. Bu bölümde ise galibiyetlerinden sonra seçim kazanan siyasetçiler gibi bütün bölgeyi gezip Zafer Turu’na katılmaları, ortalığa gülücükler sunmaları bekleniyordur. Ancak ortalıkta isyan kokusu vardır. Mıntıkalar patlamaya hazır bomba gibi bir işaret fişeği bekler haldedir. Bazen bu işaret fişeği yolsuzluk yapan bir bürokrat, bazen gergin bir maçın çıkışı, bazen de bizde olduğu gibi ağaçların kesilmesidir.  Filmde ise isyanın işaret fişeği bu Zafer Turu’nun kendisidir. Üstelik umudundan başka ceplerinde taşıyacak metelikleri olmayanları korkutmak da kolay olmaz.

Açlık Oyunları 2

Başkan Snow, mıntıkalar için umut haline gelen 12. mıntıkanın kazananlarını ortadan kaldırmayı planlayıp bütün kazananların katılacağı yeni bir oyun tertiplediğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Katniss ve Peeta bu kez Açlık Oyunları’nın en yeteneklileri ve zekileri arasında hayatta kalmak için savaşacaktır.

Hiç düşmeyen temposuyla farklı izleyici kitlelerini sinema salonunun karanlığına çekmeyi başaracak bir film Açlık Oyunları 2. Oldukça muhalif bir yapım olmu. Kitle iletişim araçlarının, iktidarların insanın özgürlüğünü, yaşam hakkını kısıtlamak için neler yaptığını gözler önüne seriyor. Akıcı bir aksiyon filminden beklenen tempoyu da bizden esirgemiyor. Geniş açı çekimlerdeki etkileyici görüntülerden mıntıkalardaki yoksul insan suretlerindeki sarsıcı bakışlara kadar her öğe üstünde titizlikle durulduğu çok belli olan bu projede; herkes üstüne düşeni layıkıyla yapmışa benziyor.

Açlık Oyunları 2-2
Film önümüze cevaplanması zor bir soru cümlesi de bırakıyor. Bu pahallı yapımı dünyanın hemen her yerinde rahat koltuklarda izleyip sonrasında normal hayatımıza devam ediyoruz. Bu denli yıkıcı, muhalif bir ruha sahip, tüketimin, totaliterliğin, baskının eleştirisini olanca sakinliğimizce izleyip kendi rutinimize geri dönüyoruz. En azından filmin yapımcıları bunu bekliyorlar.

George Orwell 1984’ü yazdığında yıl 1948’di. 1984’de filme çektiklerinde görsel hali de gerçek olamayacak kadar karamsar görünmüştü.  Ray Bradbury‘nin 1951’te ilk baskısı yapılıp 1966’da François Truffaut’nun sinemaya uyarladığı Fahrenheit 451’i görenler “bu kadarı da olmaz” derlerdi. Gelecekte, o zaman için hiç gelmeyeceğini düşündükleri gelecekte geçerdi bu eserler. Karamsarlardı, korku imparatorlarını resmediyorlardı.  Bu gün artık distopya diye sunulan eserler hayatımızdan fazlasıyla izler taşıyor.

fahrenheit451-1

Açlık Oyunları 2 özellikle Gezi Direnişi’nde sokaklarda olanlar için oldukça tanıdık sahneler taşıyor. Zalim bir iktidarı ve onun aygıtlarını yeniden hatırlayacaklar. Gerçi unutmamıza hiç imkan vermeyen ete kemiğe bürünmüş bir büyük biraderimiz var hâlâ ama “neler olmuştu”yu unutanlar Açlık Oyunları 2’de hemen herşeyi yeniden gözlerini önüne getireceklerine şüphem yok. Gözünden yaralananlar, Zehirli gazlar, arkadaşını sırtında taşıyanlar, umut dolu duvar yazıları, yerlerde sürüklenenler, öldürülen gençler bize Gezi’den özge yeni hatırlatabilir ki.

gezi direnişi 2