İstanbul Film Festivali bir süredir Türk Sineması klasiklerini restore ederek perdede yeniden izleyiciyle buluşturuyor. Bu yıl bu kapsamda gösterilen yapım Bilge Olgaç’ın 1987 tarihli İpekçe’si oldu. Perihan Savaş ve Berhan Şimşek’in başrolleri paylaştığı yapım, köylerine gelen gizemli kadına Türk misafirperverliğini masalsı bir abartıyla gösteren insanların dünyasını resmediyor. Büyük şehirde yaşadığı ortamdan ve tanıdığı insanlardan tamamen farklı bu çevrede günlerini geçirirken köyün yetenekli ama biraz garip adamına âşık olan, köylünün gerçek adını umursamayıp peruk olduğunu fark etmediği saçlarından yola çıkarak İpekçe Hatun adını koyduğu gizemli misafiri Perihan Savaş canlandırıyor. Yere göğe sığdıramadıkları, kendi evlerini yetersiz gördükleri için yeni ev yaptıkları bu kadına köyün erkekleri “bir sarılsam ömrümü verirdim” şeklinde ifade ettikleri saf bir tutkuyla, kadınlarsa “hepimizden güzel” diye ifade ettikleri kıskançlık içermeyen bir hayranlıkla yaklaşıyor. Erkeklerden biri masum bir çocuk gibi “İpekçe’nin önünde yıkanamam” derken, evlenecek kız “beni sen hazırlamazsan evlenmem” diyerek onun talihinden kendine de bulaşsın istiyor. Köyün içinde bir tane bile kötü karakter yok; muhtarından çaycısına herkes çocuk masallarından fırlamış gibi, havası ve suyuyla iyileştirici özelliği olduğu söylenen köy cennetten bir köşe gibi duruyor.

(Şimdi okuyacağınız paragraf sürpriz bozan içerir.)

Köy bu kadar iyiyken, şehir de bir o kadar kötü. Finalde öğreniyoruz ki; aslında İpekçe kendini tanıttığı gibi ne zengin bir adamın kızı ne de köylünün hayallerindeki gibi bakire. Genelevde çalışan ve verem olduğu için temiz hava alsın diye patronu tarafından köye geçici süreliğine bırakılan biri. Zamanı gelip İpekçe’nin dönmesi gerektiğinde tüm gerçekler yüzlerine haykırılsa bile köylünün inanmak istememesi, emin olduktan sonra bile Nakışçı’nın sevgisinden bir şey kaybetmemesi dönemin Türkiye’sini idealize ederken doğru mesajlar da veren bir yaklaşım.

Bilge Olgaç’ın zamanının ötesinde rejisi, hareketli kamerası, karakterlerinin ruh halini yansıtan çerçeveleri ve anlatımı zenginleştiren cesur rüya sahneleri bugünden bakınca bile takdir edilesi.

Not: Filmden önce Bilge Olgaç’ın asistanı Belmin Söylemez’in hazırladığı Bilge ve Öğrencisi: Bir Reji Asistanının Günlüğü adlı; genç yaşında evinde çıkan yangında ölmeden önce 37 film çeken yönetmenle ilgili bir kısa belgesel izledik. Dönemin imkansızlıkları, üretim şartları, dostlukları ve sanat ortamıyla ilgili fikir veren; hayattaki dostlarının fotoğraf arşivlerini açmasıyla zenginleşen belgesel Türk Sineması için çok özel bir yere sahip yönetmeni biraz daha yakından tanıyıp duyduğumuz saygının artmasını sağladı.

HENÜZ YORUM YOK