İşkence Odası / Martyrskonuk ninja
Korku türü 80′lerden sonra sürekli olarak “öldü” ithamıyla karşı karşıya. Ancak bunun arkasında Amerika var (zaten bütün kötülüklerin anası Amerika değil mi?). Sinema “sektör”ünün lideri olarak Amerika’nın korku türünde seyirciyi genellikle hayal kırıklığına uğrattığını düşünürsek, sinemayı sadece Amerikan filmleriyle değerlendirenler için bu tür değerlendirmeler yapılması normal. Oysaki son dönemde Uzakdoğu, İspanya ve Fransa’dan gelen filmler bunun aksini gösteriyor.

Deniz AkhanDeniz Akhan

Sonuçta korku türü (bana göre) yaratıcı senaryoyla başlıyor (Amerikalıların bu konuda yaşadıkları kısırlık malumunuz). Bütçe olarak korku türü hiçbir zaman üst sıralarda yer almadı, hatta bugün klasik hale gelen pek çok film neredeyse bütçesiz çekildi. Bu durum da Amerikalıların ekonomik gücünü (tamamen olmasa da) etkisiz kılıyor. Eğer Amerikalılar anlamsız yeniden yapımlarla uğraşacaklarına, o filmleri çekenlere yeni birer film yapma olanağı sağlasalar korku türündeki nitelikli film sayısı daha da artar. Neyse, asıl konumuza, yükselen değer Fransa’dan gelen Martyrs’a bakalım.

İşkence Odası / Martyrs

Film, işkence gördüğü belli olan bir kız çocuğunun izbe bir binadan kaçışıyla başlıyor. Sonrasında gördüğümüz dosya kapağındaki tarih 1971. Kıza (Lucie) kimin neden işkence yaptığı bilinmiyor, herhangi bir cinsel tacize uğramadığı tespit ediliyor. Yerleştirildiği yetimhanede Anna ile yakın bir ilişki kuruyor, ama bu durum ne hafızasının geri gelmesini ne de huzura ermesini sağlıyor. Özellikle Lucie’yi küvette vücudundaki kesiklerle görünce belirsizlik daha bir merak uyandırıyor. Daha sonra yatağının başında beliren yaratık, mistik bir film izleyeceğimizi işaret ediyor.

Sonrasında 15 yıl sonrasına atlıyoruz. Pazar kahvaltısını yapan sıradan bir aile (anne, baba, erkek ve kız kardeş) seyrediyoruz. Kapı çalınıyor, baba kapıyı açıyor ve bir çifteyle vurulup abartılı bir şekilde havada süzülüyor (Haneke‘nin Funny Games‘ini çağrıştıran bir bölüm). Lucie’yi görünce tanıyoruz. Hemen ardından anne silahtan payını alıyor. Lucie erkek çocuğu öldürmeden önce “Ailenin ne yaptığını biliyor musun?” diye sorunca başına gelenlerden bu aileyi sorumlu tuttuğunu anlıyoruz. Kız kardeşin de işini bitirince Lucie telefonla Anna’yı arıyor. Anna’nın olanlardan haberi olmadığını görüyoruz, eve geldiğinde yaşadığı şok da bu durumu belirginleştiriyor.

İşkence Odası / Martyrs

Zamanla Anna ve Lucie arasındaki ilişkinin arkadaşlıktan öteye geçtiğini, birbirlerine aşık olduklarını görüyoruz. Lucie intikamını almış olsa bile daha önce silüetini gördüğümüz yaratıktan kurtulamıyor. Flashbacklerle bu yaratığın Lucie ile birlikte işkence gören bir kız olduğunu, Lucie’nin kaçarken bu kızı kurtaramadığını, bu nedenle Lucie’nin peşini bırakmadığını öğreniyoruz. Anna bir yandan Lucie’ye destek olup cesetlerden kurtulmaya çalışıyor, ama diğer yandan hiç görmediği bu yaratığın varlığından ve Lucie’nin akıl sağlığından şüphelenmekten kendini alıkoyamıyor.

                                                    *

Filmin ilk yarısı çok başarılı bir gerilime ve kurguya sahip. Fransa’dan gelen son dönem korku filmlerinin namını pekiştiriyor. Gerçi ben pazar kahvaltısını yapan burjuva ailenin mutluluk tablosunun silahlı terörle darmadağın olmasının filmin başında olmasını tercih ederdim, ama olsun. Filmin ikici yarısında ise filmin havası tamamen değişiyor. Lucie’nin başına gelenlerin gerçek arka planını öğrenirken kurgu yavaşlıyor, mistik hava metafizik bir bilmeceye dönüşüyor.

İşkence Odası / Martyrs

Filmin asıl anlatısı ikinci yarısında yattığı için gerilim ve şiddet dolu ilk yarının parlaklığı sönüyor. Seyredenlerin oldukça beğendiği ilk yarı, ikinci yarıya ilgi duyulmasını sağlamak için ortaya konmuş bir hale, bir yamaya dönüşüyor. Mistik bir slasher iken metafizik gerilime yapılan dönüş yanlış bir şey değil, ama dönüşten sonraki güzergah öncesi kadar parlak değil maalesef. Bu kalite tutarsızlığı filmi “ıskalanmışlar” statüsüne koymama neden oluyor. Sanırım bunun sebebi, bulduğu fikrin çarpıcılığına kapılıp eni konu düşünmeyen, senrayoyu geliştirme olanaklarını boşlayan yazar/yönetmen. Oysaki sinematografik anlatım anlamında başarılı olduğunu gösteren biri.

(Dikkat! Bu noktadan sonrası için Spoiler uyarısı!) Filme yakıştırılan Türkçe isim ilk başta “İşkence Tarikatı” olarak duyurulmuştu. Ben de yazıyı bu ismi verenlere saydıracak bir şekilde yazmıştım. Çünkü hem filmin ikinci yarısını açık eden bir isim hem de ortada dini bir topluluk yok. Daha sonra isim “İşkence Odası” olarak değiştirildi, ama yine de uygun değil. Filmin orijinal ismi Fransız seyirciler tarafından da filmin sonunda anlam kazanıyor. Türkçe isminde bu özellik kayboluyor. Bu nedenle yazımın ilk versiyonundaki sözümü tekrarlıyorum: Bu ismi bulanlara shuriken göndermek istiyorum. Hangi malzemeden olacağına siz karar verin.

İşkence Odası
Martyrs
Yön: Pascal Laugier
Oyn: Morjana Alaoui, Mylene Jampanoi, Catherine Begin