çağan ırmak ıssız adam

Çağan Irmak Issız Adam’la aşkın kendisine, bize kimlik veren imtihana ağlıyor daha çok. Aşkın içimizdeki suçla, şimdi ve burada, imkânsızlığını ima ediyor. Öyle görünüyor, çünkü aşka mekânlık eden sahaf, eski 45’likler ve ikinci el kitaplar aşkı koyu bir nostaljiye boyuyor.


Fuad Er
Kafa Ayarı

Çağan Irmak’ın dilinde hep samimi bir hava vardır. Bazen çok naiftir. Bazen sarsıntısı ürkütür. Ama akan bir dili vardır sinemasının. Duru mudur? Tam tersine, çok konuşkandır filmleri. Her karede sözcükler, cümleler, ünlemler uçuşur. Bu onu kimi zaman sinemadan çok edebiyata yaklaştırıyor. Çok tutkulu, çok sesli olsa da Irmak’ın dili kesinlikle bir film duygusu verir.

Çağan Irmak sembolleri seviyor. Normalde onları yedirmeyi de biliyor. (Tamam, Ulak ayrı bir bahisti ve sevenleri kadar sevmeyenleri de çoktu. Ulak’ı sevdiğimi itiraf ederim. Ama onda da açık bir “new age” söylemi yok değildi.) Yine, aynı bahse geri dönmüş olacağız ama Irmak, anaakım sinemanın konvansiyonlarını kullanarak hikâyelerinin o çok taşkın duyguları arasında önemli meselelerden de söz eder. Bir yandan (hem kişisel, hem toplumsal) tarihle hesaplaşır, bir yandan bugünle.

Issız Adam’da çok sesli bir aşka çağırıyor Çağan Irmak. Konu aşk olunca, sinemada daha dingin; bekleyişleri, sıkıntıları ve tabii mutlulukları daha ince bir anlatım bekleyebilirsiniz. Yine de Issız Adam’a tabii ki Aşk Zamanı (2000) beklentisiyle gitmezsiniz. Daha ziyade eski şarkıların halesinde, Irmak’ın tutkulu, edebi, gerilimli dilinden bir aşk hikâyesi dinlemek için gidersiniz. Bütün bu şarkıların, cümlelerin, duyguların arasında da Irmak’ın kalabalık dilinin ardındaki asıl derdini de görmek istersiniz. Film bunu pek saklamaz. Yani içerik fazla okunur durur Irmak’ın filmlerinde. Sadece biçimin sınırlarına uzanmaz o kadar.

Filmin çok konuşkan dilinin göstergelerinden biri, Thomas Hardy’nin Çılgın Kalabalıklarından Uzak‘ıdır. Biraz daha, fazla görünür, referansları açarsak, Issız Adam çılgın kalabalıklardan uzak, puslu kıtalar atlasında geçen uykusuz bir aşk masalıdır, diye özetleyebiliriz filmi.

Irmak aşkın coğrafyasında gezinirken bir yandan da “modern” hayatlarımızdaki yalnızlığımıza, modernizm ve gelenek arasındaki sıkışmış halimize bir ağıt yakıyor. Yani, coşkulu dilinin ardındaki asıl mesele bu. Modern evler, arabalar, restoranlara sevgiliyle birlikte, ‘anne’yi, taşrayı, geleneği taşıyor.

Ada ve Alper arasındaki aşk, erkeği var edenin, kendine getirenin (kendinden geçirenin de) kadın olduğuna dair bir söylem içeriyor özünde. Alper’in, kadınla kadınsız (kimliksiz, dağılmış) zamparalıklarından, bencil cinselliğinden, o “mikrop” denizinden sığınağı oluyor Ada. Elbette o da fırtınalardan, depremlerden, gök gürültülerinden arınmış değil. Tam da bu “felaketler” Alper’i aşkın acısına, öbür taraftan da kimliğine dair yakıcı sorulara sürüklüyor. Hayatının cinsellik, ardından eski 45’likler, sonra yemeklerden oluşan düzenini yere seren sert bir süreksizlik oluyor aşk. Bu kazadan, aşkın pırıltılı baharı değil, yokluğunun koyu melankolisi kalıyor geriye.

Sahiden de Irmak Issız Adam’la aşkın kendisine, bize kimlik veren imtihana ağlıyor daha çok. Aşkın içimizdeki suçla, şimdi ve burada, imkânsızlığını ima ediyor. Öyle görünüyor, çünkü aşka mekânlık eden sahaf, eski 45’likler ve ikinci el kitaplar aşkı koyu bir nostaljiye boyuyor.

ulak

Yönetmenin tartışmalı filmi Ulak’ın fantastik mekânı, diğer filmlerine nazaran sembolik dile ağırlık verdi, daha çok bu yüzden sevilmedi. Issız Adam, Ulak gibi “deneysel” bir film değil. Tabii, göklere çıkarılacak bir film de değil. Ama, her şeyden önce bir aşk filmi. Elbette ucuz romantik filmlerden de değil.

Bu arada, elimden gelse Şanzelize Butik, Fuaye, Merhamet Apartmanı gibi başlıklarla anlatırdım Issız Adam’ı. Sonra da isimleri karıştırırdım: Ada’dan Füsun diye söz ederken, Alper’i Kemal diye anardım. Ayrıca aşkın bahar tazeliğini Fugain’le değil, Simon & Garfunkel eşliğinde anlatırdım. Bir de, başlığa sıkıştırdığım Orhan Gencebay güftesini illa ki Alper’i anlatırken bir yerlere iliştiriverirdim:

“Bir zamanlar benim sevgilimdin / Yanımdayken bile hasretimdin / Şimdi başka bir aşk buldun / Mutluluk senin olsun / Dertler benim, çile benim / Hayat senin, senin olsun.”

Bu yazılar da ilginizi çekebilir