İz

Polonyalı usta yönetmen Agnieszka Holland’ın son filmi İz’in gerçekten Holland’ın veya belli bir kariyere ulaşmış ve rüştünü ispatlamış Avrupalı herhangi bir yönetmenin filmi olduğuna inanmak bile güçken mevzu bahis eser üzerine söz söylemek anlamsızlaşıyor. Perdede eşine rastlanılmayacak derecede yüksek bir çevre bilincine sahip İz’i, insanları diğer canlıların yaşam haklarına saygı duymaya davet eden bir manifesto olarak kabul etmek de mümkün, daha 20. dakikasında entrikası belli olan, her tarafı formül ve fazla Hollywood kokan bir deneme olarak nitelemek de. Doğruları doğru, yanlışları yanlış olan İz’i mutlaka görmek lazım, felsefesi ve durduğu yer bunu hak ediyor ama sabır çekmek için yanınıza tespih almayı unutmayın.

Beden ve Ruh

Beden ve Ruh, bir atmosfer filmi ve inşa ettiği dünyanın içine girip girememek her şeyin belirleyicisi; tuhaf karakterlerin geçit töreni yaptığı, rahatsız ediciliğin ana amaçlardan olduğu ve soğukluğuyla etrafına duvarlar ören bu filmin içine girmekte zorlanan biri olarak sınırlı ve uzaktan bir ilişki kurabildim kendisiyle. “Herkese göre olmayan bir herkese göre filmi” izlemek isteyenlerin salondan hangi duygularla ayrılacağı muamma, ne söylenirse söylensin sizi kapsama ihtimali düşük, denemeden bilemezsiniz.

Kaygı

Türkiye sineması başlı başına problem sahası, birkaç ismin filmlerini dışarıda bırakırsak karşımıza gelen her eserde olumlu yanlardan ziyade olumsuzluklar, yapılabilenlerden çok yapılamayanlar ön plana çıkıyor. Kaygı da biraz böyle, artıları ve eksileri, doğruları ve yanlışları var ama bir derdinin olması kendisini değerli kılıyor. Usul noktasında oldukça sıkıntılı bir ilk filmin önemli ve değerli bir ana fikre sahip olması, “uzun vadede” bir şeylerin değişebileceğine dair bir inanca sahip olanlara pekiştireç etkisi yapması mümkün ama bu haliyle Kaygı’nın büyük bir anlam ifade ettiğini söylemek güç. Abartmadan sevip kararında eleştirmek, ki bir türlü yapamadığımız şey, ise ilk filmini çeken bir yönetmene yapılabilecek en büyük iyilik.

HENÜZ YORUM YOK