Japon korku türünün kökenleri: Skeletons In The Closet

Uzakdoğu korku sinemasının ateşi hızla sönerken ve neredeyse artık kabak tadı vermişken (belki söndü bile, haberim yok), elimde 2010 tarihli bir belgesel var. Skeletons In The Closet, yüzlerce aynı isme sahip sinema-TV filmi, belgesel, müzisyen, şarkı vb. arasından J-Horror yani Japon korku filmlerinin kökleri üzerinde eğilmesiyle ayrılıyor. Lâkin köklerin üzerine eğileyim derken pek belini doğrultmayı başardığı söylenemez. En azından benim belgesel anlayışımın biraz uzağında olduğunu söylemek gerek.

Tuğba Keleş

Genel olarak sonda söylemem gerekeni en başta söylediğimden, anlaşılmaz bir yazının içinde kaybolmaya hazır olabiliriz. “Madem o kadar beğenmedin belgeseli, niye bahsedip buraları işgal ediyorsun?” diye soran fanatik Ters Ninja okuyucularımız için mazeret uydurayım o halde; Hava çok sıcak. Mesajım yönetime gittiyse belgesele geri dönebiliriz.

Belgeselin ana odağı, Japonya’nın korku kültürünün binlerce yıl eskiye dayanması. 19. yy ortalarında İngiltere’den kalkıp Japonya’ya yerleşen Lefcaido Hearn isimli yazar, bir samurayın kızıyla evlenerek hayatının geri kalanını bu ülkede geçirir. Hearn’in ismi, 1965 Cannes Film Festivali’nde ödül alan 1964 tarihli Kwaidan isimli filmle meşhur aslında. Çünkü Masaki Kobayasahi tarafından yönetilen film, Hearn tarafından yazılan aynı adlı kitaptan uyarlama. Lefcaido Hearn, Japonya’nın nesillerdir ödünü patlatan korku hikayelerini bir araya toplayıp yazar kitabını. Kitap ayrı, film ayrı güzeldir sevgili okurlar. Kitabın geçtiğimiz yıl Can Yayınları tarafından basıldığını da belirtelim.

Belgesel, korku hikayelerinin kökeni ve canlandırılması ile J-Horror piyasasının bilindik birkaç ismiyle yapılan konuşmaların harmanlanmasıyla teknik altyapısını oluşturmuş. Canlandırma bölümünde en başından itibaren Hearn ve karısını mum ışığı altında hayalet formatında görmek mümkün. Zaten tüm belgeseli, izleyiciye sunan da onlar. Bilinmeyenden korkmak her millete mahsus ama Uzakdoğu’da korkunun kaynağını oluşturan bilinmeyen, ağırlıklı olarak hayaletler. Japonya’nın binlerce yıllık geçmişinde kağıt üzerine de sık sık dökülen öte dünya ve yaratıklarından başlayıp, Budizmde kendi yolunu bulan, saray yazarlarının kitaplarını ve noh – kabuki gibi sahne sanatlarını etkileyerek gelen korku kültürünün sinemaya yansımasını ele alan belgeselde, Ju-On (Grudge, 2002) ile Takashi Shimizu, Ringu (Ring, 1998) ile Hideo Nakata ve filmin yapımcısı Roy Lee, Kansen (Infection, 2004) ile Masayuki Ochiai’nin 2000’lerin başında büyük çıkışını yapan J-Horror üzerine düşüncelerini bulmak mümkün ama yeterli olduğunu kim söylemiş?.. Belgesel, elbette son 15 yıl içinde dünyayı sarsan filmler sınırlı kalmayarak daha eskilerden gelen Nobuo Nakagawa’nın Jigoku (The Sinner’s of Hell, 1960) ve Tôkaidô Yotsuya Kaidan (Ghost Story of Yatsuya, 1959) gibi mükemmel filmlerin de adını geçirmekten imtina etmiyor. Biz de yiyoruz.

Batılı Hayalete karşı Uzakdoğu Hayaleti: “Amerikan hayaletleri meydan okumaya ve fiziksel olarak saldırganlığa meyillidir, ama onlardan kaçabilirsiniz. Japon hayaletleri kişiyi rahat bırakmayan saplantılı ruhlardır. Ayakları yoktur ve sıklıkla salkımsöğüt içinde peydah olurlar.”

Yemediğimiz şey ise başta da dırdırlandığım National Geographic seyrediyormuş gibi bir izlenim edindiren formatı. Her ne kadar ilk bakışta Japon NHK televizyonu ile Kanadalı bir prodüksiyon şirketinin ortak yapımından kaynaklanır görünse de bu durum bence asıl kaynağı ödüllü yönetmeni. Deborah Ann Desnoo, aslen tiyatro oyuncusu/yönetmeni olarak başladığı sanat yaşamına, 1980’de Noh Tiyatrosu öğrenmek için gittiği Japonya’da, 1983 yılında tek kişilik bir Noh oyununu tek başına kotarınca, prestijli bir tiyatro olan Shinbashi Enbujo Tiyatrosu’nda oynama ve NLT’yi (Ulusal Edebiyat Tiyarosu) yönetme teklifi alıyor ve böylece Japonya’daki kariyeri başlıyor. Yönetmen, o günden bu yana televizyonlara program, belgesel vb hazırlamakla meşgul. Belgeselin benim açıdan diğer olumsuz yönü ise film piyasasından kişilerle fındık kabuğunu doldurmayacak kadar az görüşülmüş olması. Yiğidi öldür hakkını yeme misali, o pek hoşuma gitmeyen kimi korku hikayelerinin canlandırma bölümlerinin son derece başarılı olduğunu belirtmek gerek.

Skeletons In The Closet 

Yönetmen: Deborah DeSnoo

Yapım: 2010, Japonya / Kanada(?), 87 dk.