plemya

Miroslav Slaboshpitsky’nin ilk uzun metrajı Kabile (Plemya) Cannes’da ‘Eleştirmenler Haftası’ başta olmak üzere 3 ödül birden kazanarak yılın en öne çıkan filmlerinden biri olmuştu. Ukrayna’da sağır-dilsizlere özel yatılı okulda geçen bir hikayeyi, karakterlerine uygun olarak sessiz bir biçimde, salt işaret dilinden faydalanarak perdeye taşıyan film, baştan söylemek gerekir ki, festival takipçilerini dahi zorlayacak cinsten bir demir leblebi.

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

Filmin konusuna kısaca değinecek olursak: Sergey, suçla hemhal olmuş yatılı okula yeni gelmiştir. Başta ‘iyi çocuk’ olduğunu/olacağını sandığımız Sergey, bir süre sonra bu kirli düzene adapte olarak çok affedersiniz muhabbet tellallığı yapmaya başlar. Her şey bu minvalde ilerlerken, Sergey pazarladığı kızlardan Anna’ya aşık olmasın mı?

Görüldüğü üzere oldukça tanıdık bir izleği var aslında Kabile‘nin; hikaye açısından tek farkı bu kirli dünyayı bir okulun içine konuşlandırmış olması. Okula sızmış şiddeti biz Gus van Sant’in Fil (Elephant) filminde de izlemiştik, ama oradaki şiddet daha bireysel ve gelişigüzeldi. Sakıncalı Düşünceler (Dangerous Minds) ve 187 (One Eight Seven) gibi filmlerdeyse tabanda varlığını sürdüren mahalle çetelerinin okuldaki yapılanmalarını görmüştük. Kabile tür olarak bu örneklerin yakın akrabası olsa da, ihtiva ettiği şiddetin daha sistematik olduğunu söyleyebiliriz. Herkesin her şeyden haberdar olduğu, bir şekilde içinde yer aldığı, ama görmemeyi, duymamayı tercih ettiği bu yapının güncel bir Ukrayna portresi olduğu çıkarsamasını yapabiliriz sanıyorum rahatlıkla.

tribe

Kabile‘yi asıl başarılı kılan hiç kuşkusuz onun sinema tarihinde daha önce görülmemiş olan eşsiz biçemi. Bir iki istisna sahne haricinde tamamen sessizlikle örülen film, bu biçemini dramatik oyunlarla öyle kavuşturuyor ki birbirine bu kadar olur! Bu birbirine geçmeli (öz ve biçim arasında kurulan bağıntı) deneysel tasarım bana kalırsa Kabile‘yi son yılların en büyük eseri yapmaya yeter de artar bile! Üstelik bu tasarımın içine sizi dahil etmesi de cabası!

Miroslav Slaboshpitsky’nin Doğu Avrupa sinemasından, özellikle Cristian Mungiu’dan –hatta 4 Ay 3 Hafta 2 Gün‘deki (4 luni 3 saptamâni si 2 zile) kilit kürtaj sahnesinin bir benzerini de barındırıyor filmimiz- beslenen bir dille oldukça yalın ama bir o kadar da etkili bir filme imza atması gerçekten takdire şayan. Hem de bunu ilk uzun metraj filminde başarıyor bunu Slaboshpitsky… İlk filminde böylesi yenilikçi bir filme imza atan kaç yönetmen tanıyorsunuz ki?

***

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA