Kadınları Seven Adam: Atıf Yılmaz

Atıf Yılmaz’ın sayısı yüzü aşan filmleri içinden en öne çıkanlar doğrudan “kadın hikayeleri” anlattığı filmlerdir. Ustalık dönemindeki filmlerinin pek çoğunda hikayelerinin merkezinde kadın ve onun geleneksel Türk toplumunda verdiği birey olma mücadelesi vardır. Bu filmlerden bazıları Kanal D’den çıkan Atıf Yılmaz serisinde de mevcut.

 Ege Görgün (Landlord)

Atıf Yılmaz kadınlara olan sevgisinin izleri yalnızca sanatında değil, özel hayatında da görülebiliyordu. Kadınlarla arası hep iyiydi. İster dostları olsunlar, ister sevgilileri… Çapkın bir erkekti. Tıpkı babası gibi. Ama babasından farklı olarak daha nezaketle yaklaşırdı kadınlara, kalplerini kırmamaya özen gösterir, onları dinlemesini bilirdi.

Kadınları dinlemesini bilmek… Bir erkeği şövalye yapmaya zaten yeterdi ama Atıf Yılmaz’ı aynı zamanda büyük hikayeci, büyük yönetmen yapmıştı. Bugün Atıf Yılmaz dendiğinde akla Selvi Boylum Al Yazmalım geliyor. Kırık bir aşk hikayesi olarak anılsa da, aslında trajedinin kıyısından dönen Asya’nın hikayesidir film. Bugün Atıf Yılmaz denince bir Nazlı Eray fantezisini andıran Ah Belinda geliyor akla, yani Serap’ın hikayesi. Liste, Duygu Asena’nın feminist manifestosu kıvamındaki kitabından uyarlanan Kadının Adı Yok’un Işık’ıyla; bir kasaba buhranını resmeden Mine’nin Mine’siyle; Adı Vasfiye’nin Vasfiye’siyle, Asiye Nasıl Kurtulur’un Asiye’siyle: Dul Bir Kadın’ın Suna’sıyla; Bir Yudum Sevgi’nin Aygül’ü; Eğreti Gelin’in Emine’si ya da Berdel’in Hanım’ı ile uzatılabilir.

“Bugün Türkiye’de kadın sorunu benim için önemli bir sorun. Yani kadınların kişilik kazanması, toplumdaki yerlerini belirlemeye çalışmaları Türkiye’de kadın nedir, erkekle durumu, eşitliği, eşitsizliği falan beni ilgilendiriyor. Türkiye’de gerçekte kadın sorununun Varlığına inanıyorum ve filmlerimde de bunu vermek istiyorum. Filmlerimin içinde olan kadınları hepsi bir kimlik arayışı içinde olan kadınlar,” diye anlatıyor Atıf Yılmaz 1986’da kendisiyle yapılan Emine Demiray imzalı bir söyleşide.

Atıf Yılmaz’ın tüm hayatını etkileyecek olan bu “kadına bakış ve elbette ki görüş şekli” nasıl gelişmişti anlayabilmek için gerilere, usta yönetmenin çocukluğuna gitmek gerekiyor. Simavi yayınlarından çıkan 1991 tarihli Hayallerim, Aşkım ve Ben adlı anı kitabında Atıf Yılmaz’ın kaleme aldığı en geriye dönük anısının babanesiyle ilgili olduğunu görüyoruz. Onunla ilgili kendisine hep aynı masalı anlatıyor olması dışında hatırladığı tek şey babanesinin dört kez evlendiği ve her kocasının kadını başka bir isimle çağırdığı ve başka bir evde oturan bir kumasının olduğu. Elbette bir çocukla konuşulacak konular olmadığı için küçük Atıf Yılmaz ancak davetsiz bir kulak misafirliği ile öğrenmiş olabilir bu bilgiyi. Küçük kafasındaki büyük hayalgücü ile nasıl işleyip nasıl gözünde canlandırdıysa bu bilgiyi aklının kıvrımlarında kalıcı olarak yer etmişti işte.

Bir diğer travmayı oldukça çapkın olan babası yüzünden yaşıyor küçük Atıf Yılmaz. Evlerinin karşısına güzel ve dul bir kadının taşınmasıyla başlıyor her şey. Mersinli bir zenginin boşadığı ve geçim sıkıntısı çeken güzel kadın için annesi bile üzülüyor. Daha on gün geçmiyor ki dulun evine küfeyle yiyecekler, koyun butları, yağlar, ballar taşınmaya başlıyor. Bunları gönderenin Atıf Yılmaz’ın babası olduğu ortaya çıkıyor sonra. Ama ne zaman adam annesinden ayrılıp tuttukları yeni evde dulla birlikte yaşamaya başladığında…

Bu durum annesi için hem maddi hem de manevi anlamda çok yaralayıcı oluyor. Annesi bu yarayı arkasında bırakmak umuduyla olsa gerek oğlunu aldığı gibi kendini sürgüne vuruyor. Bu sürgün hayatı sırsında Atıf Yılmaz akrabalarının yanında İstanbul’da, İzmir’de ve Fethiye’de zaman geçiriyor. Bu süreçte gelecekte hikayelerini anlatacağı kadınlardan biri olan annesinin sıkıntılarına, acılarına, çaresizliğine yakından şahit oluyor. Bu şahitlik onun körpe çocuk aklını ve temiz ruhunu ona sezdirmeden şekillendiriyor.

“…insan ilişkileri açısından acemi bir toplum Türk toplumu. Erkekler için de, kadınlar için de durum aynı. Bence kadınlar daha kişilikli. Kişilikli oldukları içinde daha ilginçler. Hem ikinci sınıf vatandaş sayılıp hem kişilikli olunca da daha da dram kişisi olabiliyorlar sanatçı için. Kadınlar daha ilginç yaşayabiliyorlar, daha sert değişim gösterebiliyorlar.!” (aynı söyleşiden)

Kendisini benzer yönde etkileyen üçüncü bir olayı ise lise yıllarında yaşıyor Atıf Yılmaz. Artık İstanbul’da ikamet ediyorlar. Kabataş liseli Atıf Yılmaz kahveye bilardoya takılan bıçkın bir delikanlı. Üst katlarına bir kamyon şoförüyle genç karısı taşınıyor. Yönetmenin kelimeleriyle, “Klasik, alaturka, namuslu bir aile.” Kocası uzun bir seferdeyken evlerine hırsız girer. Kadın karakola kadın başına gitmemek için A. Yılmaz’dan kendisiyle gelmesini rica eder.

Ortaköy Karakolu’nda kadın neler olup bittiğini anlatırken, liseli civan Atıf Yılmaz komserin kadınla kendisini süzdüğünü fark eder. Komiser, Sherlock Holmes’ı kıskandıracak sürede davayı çözerkem Dashiel Hammett’ın da ruhuna rahmet okutacak kara bir polisiye senaryousu yazmıştır. Ona göre Atıf Yılmaz kadının aşığıdır. Kocanın yokluğunda işbirliği yapıp iki sevgili evi birlikte soymuştur. Şimdi de olayı kılıfına uydurmak için üzerinde anlaşılmış bu numarayı çevirmektedirler. Kadın ağlayarak karakolu terk eder.

Ne yazık ki bundan sonra neler olduğunu yazmamış Atıf Yılmaz. Aslında biraz genişletilip dramatize edilse buradan da filmlik bir hikaye pekala çıkarılabilirmiş üstelik.

Atıf Yılmaz 2006 yılında 81 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Ardında hüzünlü filmler ve hüzünlü kadınlar bıraktı. Hangisini daha çok sevmişti peki? Bu soruyu kendi yanıtlıyor tüm açıkyürekliliği ile:

“Eşim Deniz (Türkali) sık sık sorar: ‘En çok hangimizi seviyorsun? Beni mi, sinemayı mı?’ Ben hep ‘sinemayı’ derim, o küser. Gerçekten kendimi en iyi, en doğru ifade edebildiğim; tam demek zor, ama en çok tatmine ulaştığım ilişkim, sinemayla olan ilişkimdir diyebilirim.”

Yeni çıkan Atıf Yılmaz DVD’leri:

Adı Vasfiye (1985)
Değirmen (1986)
Asiye Nasıl Kurtulur (1986)
Aaahh Belinda (1986)
Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987)
Kadının Adı Yok (1988)
Arkadaşım Şeytan (1988)