2000’li yılların sonunda artık sektörel olarak ayağa kalkmaya başlayan sinemamızda yeni bir tür denenmeye başladı. Issız Adam'ın yarattığı sükseyi gören sinemacılarımız, ‘mutsuz son’ formülünü yeniden, bu sefer içine gözyaşı katmak suretiyle ele alarak “İncir Reçeli” ve “Aşk Tesadüfleri Sever” gibi filmler üretmeye başladılar. Daha sonra bildiğiniz üzere bu iki romansın da devamı vizyona girmekte gecikmedi. Bu hafta sinemalarımıza konuk olan, Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun yazıp yönettiği “Dünyanın En Güzel Kokusu”nu da bu filmlerin ardılı olarak nitelememiz mümkün sanıyorum.

Karikatürist Bülent Üstün’ün 1996’da L-Manyak’ta çizmeye başladığı çizgi-seri “Kötü Kedi Şerafettin” 2000’li yılların ortasına, internetin henüz palazlanmadığı ve her liseli/üniversitelinin dergilere dadandığı o dönem deyiş yerindeyse ortalığı yıkıp geçiyordu. O günlerde her ay maceralarını merakla beklediğimiz Kötü Kedi Şerafettin'in animasyonunun yapılacağı yönünden haberlerin üzerinden neredeyse bir on yıl geçti. Biz tam umudu kesmişken yaratıcısı Bülent Üstün’ün yanına Levent Kazak’ı alarak yazdığı senaryodan, Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal’ın ortak yönetmenliğinde sinemalarımıza damladı “Kötü Kedi Şerafettin”.

2006 yılında kısa bir sürede küçük çapta bir efsaneye dönüşen Dondurmam Gaymak ile sinema kariyerine başlayan Yüksel Aksu, yerel mizahtan beslenerek kurduğu geçmişe dönük nostaljik diliyle hemencecik gönlümüzü kazanıvermişti. İkinci uzun metrajı Entelköy Efeköy'e Karşı (2011) filminde bu kendine özgü sinema dilini çevreci ve kolektif bir argümanla zenginleştiren Aksu, bugün vizyona giren İftarlık Gazoz'la Türkiye’nin 80 öncesi gündelik hayatına politik bir çerçeveden bakmayı denemiş.

Geçtiğimiz yıl “Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi” filmiyle Akademi Ödülleri’nde 4 dalda Oscar’a uzanan Meksika asıllı yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun yeni filmi “Diriliş” (“The Revenant”)...

“Yeraltı Peygamberi” (“Un prophète") ile Fransa’daki göçmenlik ve suç sorununa sert bir giriş yapan Jacques Audiard, sonraki filmi “Pas ve Kemik”te ("De rouille et...

Kısa filmci olarak tanıdığımız Can Evrenol’un ilk uzun metrajı Baskın, Toronto Film Festivali’nin Midnight Madness seçkisinde yer almış, hayli de sevilmişti. Amerika dağıtım hakları IFC Midnight tarafından satın alınan film ayrıca Amerika’da vizyona giren ilk Türk korku filmi olma mertebesine erişti. Yönetmen Evrenol’la ses getiren filmi Baskın'ı konuştuk…

Herkesin merakla beklediği, sinemanın havai çocuğu Quentin Tarantino’nun sekizinci filmi “The Hateful Eight” nihayet görücüye çıktı! “The Hateful Eight”, yönetmenin bir önceki filmi “Zincirsiz” (“Django Unchained”) gibi bir western denemesi; fakat bu sefer uçsuz bucaksız düzlükler, öyle koskocaman setler yok karşımızda. Daha çok yönetmenin ilk uzun metrajı 1992 tarihli “Rezervuar Köpekleri”ni (“Reservoir Dogs”) andıran minimal bir yapısı var her anlamda “The Hateful Eight”in.

Biz de bütün bu gelişmeler ışığında Ulysses'i Türkçeye kazandıran Armağan Ekici'ye Finnegans Wake'in çevrilemezliğini sorma ihtiyacı hissettik. Sağolsun o da bizi kırmadı Ters Ninja için aşağıdaki metni kaleme aldı. Kendisine Tüm Joyce'severler adına teşekkür ediyoruz.

2011 yılında Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday olan Köpek Dişi (Kynodontas) ve sonrasında çektiği Alpler'de (Alpeis) kullandığı katı ve soğuk dille sinema dünyasını sarsan Yunan Yeni Dalgası’nın öncüsü Yorgos Lanthimos’un yeni filmi The Lobster nihayet seyirci karşısına çıktı. Bu seneki Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi Dheepan'a kaptırmasına karşın festivalden başta Jüri Özel Ödülü başta olmak üzere üç ödülle dönen The Lobster, aynı zamanda Lanthimos’un yabancı bir ülkede (İngiltere’de) çektiği ilk film olma özelliğini taşıyor.

Cinayet Mevsimi ve Müruruzaman Cinayetleri’nin yazarı Suat Duman, 2013'ten beri üzerine çalıştığı yeni romanını nihayet tamamladı! Alakarga Yayınları etiketiyle geçtiğimiz günlerde raflarda yerini alan Dünyanın Leşleri'ni yaratıcısı Suat Duman'la konuştuk...

Karşı-roman’ın en büyük örneği kuşkusuz James Joyce’un Ulysses'idir. Ki; Ulysses, çetin okuyucuların dahi hakkından güçlükle gelebildiği bir biçime sahiptir. Ulysses'in yanına yine Joyce’un Finnegans Wake'i –ne yazık ki Türkçe’ye henüz çevrilmedi bu eser; fakat duyumlarımıza göre Ulysses'i dilimize kazandıran Nevzat Erkmen, bu eserin çevirisi üzerine çalışıyormuş, merakla bekliyoruz- Virginia Woolf’un Mrs. Dallloway”i, Samuel Beckett’in Molloy'u, Vladimir Nabokov’un Solgun Ateş'i ve Oğuz Atay’ın Tutunamayalar'ı rahatlıkla iliştirilebilir.
Ad