Tersninja.com

Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.

Aylak Adam: Ercan Dalkılıç’ Kategorisi Arşivi

Gündüz Vassaf, bir denemesinde Eski Roma’da gladyatörlerin alt-sınıftan güçlü köleler arasından seçildiğini ve bu seçilmişlerin bir üst-sınıfa yükseltilip aristokratları eğlendirmek için arenada kendilerini feda etme pahasına savaştıklarını anlatır. Argümanını daha sonra futbola bağlayan Vassaf, günümüzde de alt-sınıf arasından seçilmişlerin, ‘üsttekiler’ için yeşil sahalarda ter döktüğü tespitine ulaşır. Futbolun dışında öyle bir spor dalı vardır ki sporcular tıpkı geçmişteki gladyatörler gibi ölümüne savaşır para için. Daha çok alt-sınıflar tarafından yapılagelen boks, bu bireysel yükseliş hikayelerinin en sık rastlandığı sporlardan biridir.

(daha fazla…)

Bu sene 10 yaşına basan, Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız filmler festivali, !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 17- 27 Şubat 2010 tarihlerinde İstanbul’da, 2 – 6 Mart tarihlerinde ise Ankara’da gerçekleştirilecek. Çeşitli bölüm başlıkları altında yaklaşık 80 filmin gösterileceği, pek çok atölyeye ve Kürt Filmleri ile ilgili çok önemli bir panele yer veren festivalin sürprizi ise daha önce Türkiye’de hiç gösterilmemiş Santa Sangre filminin gösterimine de katılacak olan Alejandro Jodorowsky! Şimdi de festivalin başlıca bölümlerine ve öne çıkan filmlerine bir göz atalım…

(daha fazla…)

“Kitle kültürü faşist devlet ile aynı işlevi görmektedir.”
Adorno & Horkheimer / Frankurt Okulu

Osman Sınav’ın eliyle ‘karakter ve olayların tümünün hayal ürünü’ olduğu iddiasıyla yola çıkan ‘Kurtlar Vadisi’nin, tamamen homojenleşmiş kitle kültürümüzün başat aktörlerinden biri konumuna gelmesi çok zor olmadı aslında. 12 Eylül ile depolitize edilmiş ve edilgenleştirilmiş bireylerin sağduyu yerine şiddeti benimsemesi ve sorunları bu yolla halletme güdüsü dizinin başarısındaki en büyük etken. İlaveten dizinin el değiştirmesiyle birlikte siyasal gelişmelere paralel şekillenen -başta hayal ürünü olduğu addedilen- senaryosu da bu izleyici tebaasının kemikleşmesini sağladı.

(daha fazla…)

Yazar olmak zor iş. Sözgelimi, onca emek verip yazdığınız roman, yayınevleri tarafından defalarca reddedilebilir. James Joyce dahil birçok yazarın bugün başyapıt sayılan eserleri bile çokça reddedilmiştir. Hadi yayınevine kabul ettirip bastırma şansı buldunuz kabul edelim kitabınızı, bu sefer de otoritelerin görüşlerini beklersiniz. Çoğu yazar, hayattayken saygınlık kazanamamıştır ne yazık ki. Bir yazarın rüştünü ispat etmesi için, herkesin bildiği ama kimsenin açıkça dile getirmediği bir kural vardır sanki: Ölmek! Evet, en iyi yazar ölü yazardır! Eğer rüştünü ispat etmemiş bir yazarsanız işiniz çok daha zordur tabii. İşte Çölde Kutup Ayısı (The Misfortunates) da kendini kanıtlamaya çalışan bir yazarın, Gunther Strobbe’nin hikayesini anlatıyor esas itibariyle. Ama beklenilenin aksine, bu bir ‘yazar filmi’ değil. (daha fazla…)

Konformizmin Kucağında: Çapkın (Spread)

Çıkış yaptığı Tutku Nehri’nden (Young Adam) sonra fazla öne çıkmayan birkaç filme daha (Hallam Foe ve Asylum) imza atan David Mackenzie’nin yeni filmi Çapkın; kökeni eskilere uzanan ve çok kere beyazperdeye aktarılan Casanova-Don Juan çeşitlemesi aslen. Filmle aynı ismi taşıyan ana karakteri, 1966’da başarıyla canlandıran Michael Caine’den devralan Jude Law’lı Alfie’nin yeniden çevrimi dahil olmak üzere, son dönemde Düzenbaz Roger (Roger Dodger), Don Juan DeMarco (1994) gibi örneklerini izlediğimiz tür, son olarak, yitirdiğimiz Heath Ledger’ın canlandırdığı Casanova ile karşımıza çıkmıştı. (daha fazla…)

2007 yapımı Kızımı Kurtarın (Gone Baby Gone) ile yönetmenliğe de el atan Hollywood’un ünlü jönlerinden Ben Affleck, Hırsızlar Şehri’inde (The Town) klasik bir soygun filmi çeşitlemesine soyunmuş. Chuck Hogan’ın Prince of Thieves adlı kitabından uyarlanan filmin senaryosuna da Peter Craig ve Aaron Stockard’le birlikte imza atan Affleck, 1998’de kendisine Oscar’ı getiren Can Dostum (Good Will Hunting) ve Kızımı Kurtarından sonra üçüncü senaryosuna da imza atmış böylelikle.

(daha fazla…)

Edebiyatımızda, taşradaki varoluşçuluğun izini süren Hasan Ali Toptaş, kendi toprağı olan Denizli’nin bir kasabasına, Çökelez’e götürüyor bizleri Kayıp Hayaller Kitabı’nda. Dışarıda, Sinemacı Şerif’in jeneratöründen gelen pat pat sesleri… cümlesi ile açılıyor roman. Akabinde iki eksen karakterini, bu açık hava sinemasına komşu bir toprak damın tepesinden, perdede oynayan filme salıyor Toptaş. Başta, neden perdedeki filmi anlatıyor, diye sormadan edemiyorsunuz kendinize. Ne var ki, ilerledikçe yazarın klasikleşmiş kurgu oyunlarına alet olduğunu sezmeye başlıyorsunuz yavaş yavaş. Karakterlerin perdede gördüğü filmin, anlatının içinde önemli yer teşkil eden bir bölüm olduğunu fark ediyoruz sonra. (daha fazla…)

Kimi teknik direktörler yetersiz kadro yüzünden, kimi teknik direktörler ise birbirinden kaliteli oyunculara sahip olduğu için ilk 11′i belirlerken sıkıntı yaşarlar, ama bütün teknik direktörler ikinci durumu yaşamak için can atarlar. 9 filmin vizyona girdiği bu hafta bizim böyle bir lüksümüz yok maalesef. Kendi çapında değerlendirilince iyi diyebileceğimiz filmler mevcut, ama onlar da heyecanlandırmaktan uzak. Türk filmleri ise bildiğiniz gibi; en iyisi bile bitmek bilmeyen senaryo hastalıklarımızdan muzdarip…

(daha fazla…)

Günümüz sinemasında kapitalizmin yol açtığı tahribat pek uğrak temalardan değildir. Yönetmenler genelde ya yumuşak bir yan değini olarak yer verirler; ya da motiflerinde kullansalar bile eleştirel bir perspektif yakalamaktan özellikle uzak durur, olanı biteni göstermeye çalışmaktan fazlasını yapmazlar. Halbuki, söz konusu sistemin negatif değişkenleri olunca, aktarım biçimi oldukça önemlidir. Michael Haneke, bir yandan bu tahribatın iç yüzünün analizini yaparken, diğer yandan da yıkımın faillerini sorgulayıp duran önemli bir sinemacıdır. Potasına, modernizmle birlikte gelen yabancılaşmayı da katan yönetmen, iyice çığırından çıkan orta-üst sınıfın maskesini düşürmek adına elinden ne geliyorsa yapar.

(daha fazla…)

Komedi filmlerinin muzip yüzü Leslie Nielsen, 28 Kasım günü Florida’da hayata gözlerini yumdu. İlkin televizyon programlarıyla ünlenen komedyen sinema kariyerine, günümüzde kült sayılan Yasak Gezegen (Forbidden Planet, 1956) ve Poseidon Macerası (The Poseidon Adventure, 1972) gibi gayet ciddi yapımlarla başlamıştı aslında.

(daha fazla…)

Ters Ninja’nın İç Dünyasında Ara

Haftanın Filmleri
Kitap Hırsızları
Karate Filmleri Ofisi

Anket

Sinemada en keyiflisi hangisini yemek?

Sonuçları gör

Loading ... Loading ...

Ters Ninja Kanunu

Ters Ninja kanunu, senaryolarda kullanılan bir klişedir. Ters ninja kanununa göre, kötü adamların sayısı ne kadar fazla ise, kahramana zarar verme olasılıkları o kadar düşüktür.

MEDYA SPONSORLUKLARIMIZ

Ters Ninja Banner





Arşivler

Müzik dinlendiği gibi okunabilir de!

Muhatabımız Kim?

Sitemizin hizmet kapsamına sinemaya gönül veren, okumayı, bilmeyi seven, sinemanın dışında sanat dallarına ilgi gösteren, birey olabilmeyi becermiş organizmalar girmektedir. Bu site saydığımız özelliklere sahip organizmalar arasında din, dil, ırk, tür, cinsiyet, yürürken kullandığı ayak sayısı ayrımı yapmaz.
Landlord der ki

Öneriyoruz