Bana Onun Portre-sini Getirin

Tanımadan geçmiyoruz, beyler!

Değeri sonradan anlaşılmış bir sinema dehası olan Buster Keaton’ın filmleri bizi sinemanın siyah beyaz ve sessiz yıllarına götüren bir biletse, onun aslında çok şey ifade eden ifadesiz yüzü de o biletin üstüne vurulan damgadır. Saga Collection’dan çıkan boxset bu yolculuğa çıkmanızı mümkün kılacak böylesi üç bilet içeriyor: General, Bill’in Buharlı Gemisi, Üniversite.

İstanbul’a şarkı yapan, Eylülde Gel’in orijinalini yazmış olan, Paris’te kurduğu müzik şirketine Malatya adını veren, Türkçe şarkılar söyleyen bir şarkıcı ne kadar yabancı ise, Marc Aryan da o kadar yabancıydı işte...

Türk sinemasını, Yeşilçam’ı ve özellikle de kişisel bir tarih içeren anılarını yazmalıydı Metin Erksan. O özel “saptamalarıyla” “kendisini” yazmalıydı. Pandora Kitabevi’nin sahibi, yakın dostu Hüseyin Sönmez, yazması için çok büyük savaş vermişti. Anılarının adı da “Kendisi” olacaktı. Ama yazmadı, yazamadı. Oysa Sedat Simavi, yazmak istediği kitaplardan biriydi ilk dönemlerinde. Erksan’a göre “Sedat Simavi, Türk sinemasının tek kurucusu, yaratıcısı ve büyük öncüsüydü.” Onun 30. ölüm yıldönümünde (1983) bir bölümünü yazdığı tasarımından söz etmişti. İlk Türk Sinemacısı Sedat Simavi Bey'di kitabın adı. Eğer yazılsaydı Türk sinemasının tarihi değişir miydi? Kimbilir?…

Cousteau’nun en ünlü eseri Sessiz Dünya 1956’da gösterime çıktı. Ünlü okyanus bilimcinin aynı adı taşıyan 1954 tarihli kitabını esin alan belgesel Cousteau ve Louis Malle’nin iki yıl boyunca Akdeniz, İran Körfezi, Kızıl Deniz ve Hint Okyanus’unda çektiği 25 kilometrelik filmin, 2.5 kilometrelik kısmını kapsıyordu.

Elbette, Yılmaz Güney’in de her insan gibi defoları vardı. Silaha fazla düşkündü, kendini ifade ederken fazla sertti, Adanalılar’ın genelinde bulunan çabuk alevlenme mizacı yüzünden insanları kırdığı daha da kötüsü affedilmez hatalar yaptığı oluyordu.

Ali Atay’ın televizyondan hala korktuğunu düşünenler olabilir pekala. Çünkü Leyla ile Mecnun’un en şaşaalı günlerinde bile onu herhangi bir TV programında konuk olarak görmedik.

Ertekin Akpınar imzalı 10 Yönetmen ve Türk Sineması adlı kitapta yer alan bu röportaj 8 Eylül 2004 tarihinde Mine Film'de yapılmıştır.

Tarihi okumak hem keyiflidir hem de öğretici. Ama yazılı tarih kimi zaman yazanından ya da yazdıranından ötürü yanıltıcı da olabilir. O yüzden en doğrusu değişik kaynaklardan okumaktır tarihi. Ve ardından kendi akıl fikrimizi süzgeç gibi kullanmak. Levon Panos Dabağyan’ın kitapları değişik kaynakların başında geliyor.

Ertekin Akpınar imzalı 10 Yönetmen ve Türk Sineması adlı kitapta yer alan bu röportaj 8 Eylül 2004 tarihinde Mine Film’de yapılmıştır.

Allah vergisi komikliğinin semeresini nihayet görür ve 1957’de Korsan’la sinemaya merhaba der Suphi Kaner. Çok geçmeden halkın sevgilisi olur. 3 yıla ancak 10 film sığdırmışken, 1960’a 17, 1961’e 26, 1962’ye ise 27 film sığdırır.

Martin Scorsese’nin yönettiği film 4 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve Cannes’da Altın Palmiye’nin sahibi olmuştu. Robert De Niro’nun sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biri olan Travis Bickle’ı yarattığı filmi seyretmeyenler bile onu ayna karşısında tekrarladığı cümleye aşinadır: “Are you talking to me?”
Ad