
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
10 Oca
Kurtuluş Son Durak ele aldığı konu itibariyle Türkiye’de kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi amaçlıyor. Toplumsal alanda son derece önemli bir konuya mizahi bir üslupla el atıyor. Film, evlenme aşamasındayken satın aldığı Saadet Apartmanı’na nişanlısından ayrılmış halde taşınan Eylem’in ve apartmanda yaşayan diğer kadınların hayatlarına, birbirleriyle ilişkilerine, karşılaştıkları şiddete ve şiddeti önlemek için kendi aralarında çözümler üretmelerine odaklanıyor.
9 Oca
Pedro Almodóvar, daha çok politik-gerilim öyküleriyle tanınan Fransız yazar Thierry Jonquet’in Mygale¹ adlı çoksatar uzun öyküsünden uyarladığı son çalışması İçinde Yaşadığım Deri’yle (La piel que habito) modern bir Frankenstein çeşitlemesine imza atmış.
8 Oca
Gece yarısından sonra tv ekranında bir film. Kurdun Günü (Le temps du loup). Başını kaçırmışım, görüntüler karanlık, sisli, yine de uykum açılıyor, rahatım kaçıyor. Filmlerini seyirciye “Size huzursuz seyirler dilerim”, diyerek sunan bir yönetmen olan Michael Haneke de bunu istiyor zaten. Birleşmemiş Avrupa’nın öyküsünü anlatan Bilinmeyen Kod (Code Inconnu: Recit Incomplet De Divers Voyages), Ölümcül Oyunlar (Funny Games) , Piyanist (La Pianiste) ve Benny’nin Videosu (Benny’s Video) adlı filmlerini ilgiyle, tedirginlikle izlemiştim. Kurdun Günü de amansız bir film. Kaçırdığım bölümü daha sonra internetten izledim.
28 Ara
Öncelikle filmin teknik anlamdaki başarısının hakkını teslim edelim. Görsellik ve teknik işçilik açısından değerlendirildiğinde Labirent’in Türk sinemasının en iyi polisiye aksiyon filmi olduğu düşüncesindeyim. Bu bağlamda filmin hiç boşu yok. Etkileyici takip sahneleri, patlama sahnelerindeki başarı, yaralıların makyajına gösterilen özen, yakın dövüş sahnelerindeki inandırıcılık, kalabalık sahnelerin çekimleri, uzak çekimler saygı duyulacak kadar kaliteli… Türk sinemasında polisiye aksiyon türünün teknik anlamda en iyi örneği olduğunu düşündüğümüz filmi tüm sinemaseverlere özellikle tavsiye ediyoruz…
27 Ara
İlkine (1966-73) yetişmesek de 80’lerdeki ikinci versiyonunu ‘döne döne’ izlediğimiz bir televizyon dizisiydi Görevimiz Tehlike. Meşhur replik şöyleydi: “Senin görevin Jim, eğer kabul edersen…” Ekibin ak saçlı lideri Jim, görevi alır ve diğerlerine ‘tebliğ’ ederdi. En çok da beş saniye içinde kendi kendini yok eden bant kaydına hastaydık; bir de müziğine. Kara Şimşek ile birlikte melodisi en çok mırıldanılan diziydi Görevimiz Tehlike.
19 Ara
“Film çekmek insanın farklı yaşlarda kendi fotoğrafını çekmesi gibi bir şey. Hepsi farklı görünür ama hepsi aynıdır.” Hong Konglu yönetmen Wong Kar-wai’nin bu veciz ifadesini örneklendirmek için pek çok isim bulunabilir. Bu açıdan bakınca ‘aynı’ filmleri çeken yönetmenlerin başına Theo Angelepoulos’u yerleştirebiliriz. Britanya topraklarından Ken Loach’u da es geçmeyelim. Belçikalı yönetmen kardeşler Jean Pierre ve Luc Dardenne’in ise bu iki ustadan aşağı kalır yanı yok.
3 Ara
Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, Türk sinemasında pek de alışık olmadığımız farklı bir tarzı, başarılı bir görüntü yönetimi ve teknik açılardan temiz bir işçilikle ele alması açısından bile büyük bir övgüyü hak ediyor. Karşımızda çok farklı, cesur ve kendine özgü bir film var.
19 Eki
Macar Yönetmen Zoltan Fabri’nin Türkiye’de “Cehennemde İki Devre” olarak bilinen 1963 yapımı filminin Futbol-sinema ilişkisi ele alındığında bu alanın en klasik eseri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Filmde bir futbol maçı ve maça hazırlık süreci etrafında insan psikolojisinin yaşama tutunma boyutuna yönelik oldukça önemli tespitlerde bulunulmakta…
1 Eki
Hazır uzun zamandır beklenen filminin çıkmasını fırsat bilerek, sizleri çok sevdiğim paranormal dedektif Dylan Dog ile tanıştırmak istiyorum. Tanışma faslından sonra da filme bir göz atarız.
Dylan Dog ülkemizde de pek çok severi bulunan, İtalyan menşeli bir korku çizgi roman serisi. Tiziano Sclavi’nin yarattığı paranormal olaylar dedektifi Dylan Dog’un ilk macerası “L’alba dei morti viventi” Yaşayan Ölülerin Şafağı adı ile 1986′da çıkmıştır. Ülkemizde de Ad yayıncılıktan çıkan klasik serisi ve Rodeo Strip’in yayınları devam ettirmesi ile tanınmıştır. Hoz Comics de uzun süre Dylan Dog’u ülkemizde yaşatmaya devam etmiştir.
22 Ağu
Festivalle ilgili son yazımda, Geç Gelen Altın Portakallar başlığı altında duyurduğum gibi, Altın Portakal Film Festivali bu yıl -şimdiye kadarki- en hayırlı ve anlamlı parantezini açarak, festival tarihinin karanlık bir dönemine ışığını tutuyor..
Hem yerli sinemamızın geçmişini aydınlatacak, hem de biz seyircilerin yüreğini ferahlatacak bu girişimle, 1980’de 12 Eylül askeri darbesi nedeniyle yapılamayan film yarışması, aynı adayların katılımıyla yapılırken; ondan bir yıl önce -yâni 1979′da- Sansür Kurulu’nun, bazı filmler üzerinde uygulamak istediği sansüre tepki olarak, festival yönetimince iptal edilen yarışma da, tam otuz iki yıl sonra sonuçlandırılacak..
Son Yorumlar