Bir Film Hakkında

O film hakkında yazdılar

Son yıllarda uluslararası festivallerde ödül alan, beğeni toplayan film sayımızda gözle görülür bir artış var; her yıl nerdeyse tamamını ilk filmlerin oluşturduğu birkaç eser,...

Amerikan sinemasının üretken yönetmenlerinden olan David O. Russell, yakın dönemde popülerliğe ulaşan biri olmasına rağmen yönetmenlik kariyeri eskiye dayanan bir isim. Kısa filmlerle sinema kariyerine başlayıp rüştünü ispat ettikten sonra çevre sinemadan gerekli desteği gören Russell, 36 yaşında ilk filmi olan Spanking the Monkey’i (1994) çekti.

Her şeyden önce, Türkiye’de sinema yazınıyla uğraşanlar olarak bir özeleştiri yapmamız lazım: Yeşilçam, özellikle de popüler ve fantastik alt kolları hakkında yeterince düşünmedik, o dönemde ortaya konan eserleri küçümsedik, o eserleri yazanları, çekenleri ve o eserlerde oynayanları değersiz gördük ve belki de en kötüsü uzun yıllar bu sığ görüde ısrar ettik.

Korku sinemasının akrabalık ilişkileri bazen kafa karıştırabilir. Death Line (Ölüm Hattı) adıyla da bilinen bu film ile Texas Chainsaw Massacre arasındaki benzerlikler şaşırtıcı, ama birinin diğerinden etkilendiğini söylemek...

Tek güzel yanı bölüm adları olan Uyumsuz serisinin üçüncü filmi Yandaş, “öncekileri izlemediyseniz burada işiniz ne” diyerek başlıyor ve yeşil ekran önü akrobasi şovlarının...

Yaşadığı bir travma yüzünden konuşamayan Helen korkunç halk masallarının mazlum kahramanlarını anımsatıyor. İnsan kılığındaki kurtun evine habersizce yaklaşan kırmızı başlıklı kız misali, günlük güneşlik New England sokaklarından çıkarak hasta bakıcı olarak çalıştığı malikaneye yaklaştıkça hikayesinin üzerine kapkaranlık bir gizem perdesi çöküyor. Bastıran yağmur o andan itibaren hiç dinmeyecektir, gökgürültüsü de.

İlk üç Bond filmi Dr. No (1962), From Russia with Love (1963) ve Thunderball'u (1965) çeken Terence Young, on parmağında on tür şeklinde nitelenebilecek yönetmenlerden. Ajan filmlerinden gerilimlere, tarihi dramlardan kara filme kadar envai çeşit türde eser veren Terence Young'ın cazibesine karşı konulamayacak bir tür olan westerne kayıtsız kalması beklenemezdi; tek filmlik de olsa westerne uğrayan yönetmen bizlere oyuncu kadrosuyla dikkat çeken, keyifli ve kültürlerarasılığın uç örneklerinden olan bir eser bahşetti: Red Sun (1971).

Coen Biraderlerin filmografisini 17 takımlı bir lig olarak düşünürsek 30. haftada karşımıza şöyle bir tablo çıkacaktır: Barton Fink şampiyonluğunu ilan etmiş, O Brother, Where Art Thou? ve The Big Lebowski Şampiyonlar Ligi’ni garantilemiş, son Şampiyonlar Ligi bileti ve Avrupa Kupası’na katılım için No Country for Old Men, Inside Llewyn Davis, Miller's Crossing ve Blood Simple amansız bir mücadeleye girişmiş; Fargo, Raising Arizona, A Serious Man ve The Man Who Wasn’t There yükselme veya düşme derdi olmadan vakit dolduruyor.

İnsan çığlığı belki de hiçbir dönemde 1930’ların korku sinemasındaki kadar kulağa ürpertici gelmemiştir. Dr. Moreau’nun ‘acı odası’ adını verdiği laboratuvarından yükselen canhıraş haykırışlar da aynı etkiye sahiptir, kulaklarınızı tıkamak istersiniz.

Hem bu dünyada hem de öbür dünyada ölüme mahkum edilmiş Imhotep aslında Universal stüdyosunun korku sineması tarihine mal olmuş en ünlü iki canavarının melez çocuğudur. Onda ölüme meydan okuyan Frankenstein’ı da görebilirsiniz, önceki yaşamındaki büyük aşkına binlerce yıl sonra ebediyen kavuşmak isteyen Dracula’yı da. Dracula’nın kem gözlerinden haç yordamıyla korunan masumların yerini, burada eski bir Mısır tılsımından medet uman bilim insanları alır. Aşağı yukarı diğer Universal korku klasikleri gibi, trajedi duygusu ağır basan bir tutku öyküsüdür aslında.

Filmin açılışındaki yaklaşık 18 dakikalık grup seks sekansı ilk bakışta anaakım sinemasına bir tür meydan okuma gibi görünüyor. Oysa bu sahneler cinsel doyuma odaklı eylemin süresi uzadıkça korunma dürtüsünden uzaklaşma eğiliminin duygusal karşılığını perdede yaratmayı amaçlıyor.