
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
15 Ağu
Yıl 1958.. Otuzlu yaşlarda, endamı yerinde güzel bir kadın, sırtında tuhaf bir kürk, elinde de kocaman flaşlı bir fotograf makinesiyle, kırsal bölgede konumlanmış bir çıplaklar kampına vardığında, bir odaya alınır.. Biri kadın, biri erkek -hâliyle de- çırılçıplak iki kamp yetkilisi, ondan öncelikle soyunmasını isteyerek, kampın diğer iki ana kuralına dikkatini çekerler: Tahrik olmayacaksın ve gözünü dikip bakmayacaksın!
25 Tem
‘Motorcu tipi’ siyah deri montlu, kocaman halka küpeli, sarımsı kızıl, kıvır kıvır uzun saçlarının lüleleri alnına dökülü vaziyetteki ‘popçu’ Harun Kolçak‘ı, fazlasıyla ritmik, kıpır kıpır bir şarkıyla, o güne değin benzerine nadiren rastlanmış ‘süpersonik’ bir dansı icra ederken -ibretle- seyreylediğimiz o klibi hatırladınız mı?
18 Tem
Kan emici vampirler misâli- güçsüz ülkelerin yaşam kaynaklarını sömürerek ayakta durabilen kodaman güçlerin ve zavallı ülkesinin sömürülme operasyonuna -utanmadan- asistanlık yapan yerli işbirlikçilerin allah belasını versin! O ayrı da.. Ezilen ve sömürülen halklar nasıl da birbirine benziyor yahu!
Cennet misâli memleketinin irili ufaklı kan damarları olan akarsularını bir pislik gibi tıkayan hidroelektrik santrallerini, ‘Su Haktır Satılamaz’ pankartı açarak protesto ederken, polisin sıktığı gazdan etkilenerek ölen/öldürülen Hopalı emekli öğretmen Metin Lokumcu‘yu unuttunuz mu yoksa!?
11 Tem
İskoçya, 1970′li yıllar..
Güftesi ve bestesi Pink Floyd nam musiki heyetinin kurucu babalarından Roger Waters efendiye ait olan Another Brick in The Wall adlı nihavend eserin -tam da- târif ettiği biçimde, öğretmenler ve öğrencilerin bulunduğu okullardan bir okuldayız..
Hatta ‘duvara eklenen yeni bir tuğla’dan ibaret benzeri çocukların, aynı çevreyle ve aynı ailelerle kuşatıldığı bir diyardayız bile diyebiliriz..
4 Tem
Fransa’nın yüz otuz yılı aşkın bir süredir Cezayir’i alabildiğine sömürdüğünü, bu arada da halkını esaslı bir katliamdan (hadi soykırım demeyelim) geçirmeyi ihmal etmediğini bilmeyenin -biraz da sinemanın katkılarıyla- pek kalmadığını düşünüyorum..
27 Haz
Şu geçmişi kandilli hayatta öğrendiğim en önemli kurallardan biri de şudur: Şartlar ve şurtlar bir araya geldiğinde oluşacak gelişmelerin önünde ‘benim diyen’ hiçbir güç duramamıştır, bundan böyle de duramayacaktır..
22 Şub
Yeşil Yaban Arısı (The Green Hornet) filminin oldukça köklü bir radyo, televizyon, beyazperde ve matbuat geçmişi var.
11 Oca
*Bu yazının, söz konusu film ile ilgili sürpriz gelişmeleri ele verebileceği için, film izlendikten sonra okunması tavsiye edilir.
Abbas Kiarostami’nin yönettiği Aslı Gibidir (Copie Conforme), hem içerik hem de biçim olarak sanat ile hayatın kesişme noktasında ilerleyen bir film. Sanat eserinin ve hayatın biricikliğinin sorgulandığı Aslı Gibidir, orijinal bir sanat eserine ve hayatın kendisine haddinden fazla anlam ve yücelik atfedildiği savını ileri sürüyor.
22 Ara
Öğrenci protestoları, uzun yıllardır görmediği kadar ilgi görüyor bugünlerde medya tarafından. Dolmabahçe’deki öğrenci protestosuna polisinin sert müdahalesi ile başlayan süreç, Burhan Kuzu’ya atılan yumurtalar, ODTÜ öğrencilerinin Tayyip Erdoğan protestoları derken, medyanın ana gündemlerinden biri oldu öğrenci protestoları. Öğrenciler ne istiyor, yumurtalı protesto doğru mudur, yapanları kim yönlendiriyor vb. sorular havalarda uçuşuyor gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında.
24 Eki
Hayatın akışı büyük kentlerde ne kadar hızlıysa, küçük kasaba ve köylerde de o kadar yavaştır. Bu yavaşlık öyle bir hal alır ki bazen monotonluk boyutuna ulaşır. Değişimin yok denecek kadar yavaş olduğu küçük yerleşim yerlerinde “aynılık” hissi günlük yaşama egemendir. Bu aynılık hissi, mevcut yaşam pratikleri için bir güvence olduğu gibi, düşleri farklı olanlar için boğucudur, sıkıntı kaynağıdır. Hoş, aynı şeyleri farklı bir yerden, büyük kentler için de söylemek mümkün. Ama küçük yerleşim yerlerinin farklı bir boğuculuğu var. Süt filmindeki Yusuf’un çektiği sancılar bunun en güzel örneği.
Son Yorumlar