Bir Film Hakkında

O film hakkında yazdılar

Rachel Talalay’ın yönettiği Tank Girl, aynı isimli Jamie Hewlett’ın çizdiği bir çizgi roman uyarlaması. 1995 yılında çekilen film, dünyanın çöle döndüğü post-apokaliptik bir gelecekte geçiyor. Bu ifade kullanıldığında, Mad Max’i anmamak olmaz elbette. Zira bu tarz filmler Mad Max ile karşılaştırılarak değerlendirilir. Böyle düşünüldüğünde, Tank Girl'ün oldukça değişik bir yorum getirdiğini söylemek mümkün. Çünkü bu kez filmin ana kahramanı olan Tank Girl, Mad Max’teki punkçı çete üyelerine benziyor daha çok. Farklılık bununla da bitmiyor, çünkü film oldukça sert bir feminist dile sahip. Yani kadın–erkek meselesi üzerinden bakıldığında Mad Max ile zıt kutuplardalar.

Zeitgeist üçüncü bölümü Yol Almak'ta (Zeitgeist: Moving Forward) damardan ve dört koldan sistem eleştirisine giriyor. Tabii bu bölümde de Dünya Bankası, IMF, rezerv bankacılığı, serbest piyasa sistemi, Adam Smith, Milton Friedman ve bizzat paranın kendisine açıkça saldırıyor.

Oldukça sade ve hümanist bir yapım olan Barbara’da, özellikle oyunculuklar oldukça başarılı. Barbara rolündeki Nina Hoss duru güzelliği ve gerçekçi tavırlarıyla etkileyici. André rolündeki Alman aktör Ronald Zehrfeld, taşrada yaşamayı kabullenmiş iyi niyetli bir doktor hissini uyandırmada başarılı bir performans gösteriyor.

Korku Nokta Com (Fear Dot Com) Yönetmen: William Malone Senaryo: Moshe Diamant, Josephine Coyle Yapım: İngiltere/Almanya/Lüksemburg, 2002, 89 dk. Oyuncular: Natascha McElhone, Stephen Dorff, Udo Kier, Stephen Rea, Jeffrey Combs, Nigel Terry

İkisi de çok beğendiğim oyunculardır ve ikisinin performansı da çok başarılıydı. Turturro’yu en çok The Big Lebowski de severim, Fiennes’ı Schindler’in Listesi'nde… Hatta Schindler’in Listesi’ni Fiennes’tan ötürü severim.

Belki Haneke'nin son filminin ismi Fedakârlık ve bu filmin ismi Aşk olmalıydı. Hatta Istvan Szabo'nun (söz konusu iki filmin yanına yakışmasa da) Kapı'sına Sadakat ismi verilerek birbirine görünmez iplerle bağlı bir üçleme ortaya çıktığı bile düşünülebilir.

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, Türk sinemasında pek de alışık olmadığımız farklı bir tarzı, başarılı bir görüntü yönetimi ve teknik açılardan temiz bir işçilikle ele alması açısından bile büyük bir övgüyü hak ediyor. Karşımızda çok farklı, cesur ve kendine özgü bir film var…

Robert Redford’un hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Geçmişin Sırları (The Company You Keep) 1960’lardaki idealist gençlerin şimdiki durumlarına kısaca göz atarken oyuncularıyla da göz dolduruyor.

Gece yarısından sonra tv ekranında bir film. Kurdun Günü (Le temps du loup). Başını kaçırmışım, görüntüler karanlık, sisli, yine de uykum açılıyor, rahatım kaçıyor. Filmlerini seyirciye “Size huzursuz seyirler dilerim”, diyerek sunan bir yönetmen olan Michael Haneke de bunu istiyor zaten. Birleşmemiş Avrupa’nın öyküsünü anlatan Bilinmeyen Kod (Code Inconnu: Recit Incomplet De Divers Voyages), Ölümcül Oyunlar (Funny Games) , Piyanist (La Pianiste) ve Benny’nin Videosu (Benny's Video) adlı filmlerini ilgiyle, tedirginlikle izlemiştim. Kurdun Günü de amansız bir film. Kaçırdığım bölümü daha sonra internetten izledim.

herkesi bir şekilde kendine hayran bırakabilecek tür filmleri de yok değil. İşte yazımızın başlangıcında sözünü ettiğimiz bilimkurgu türüne yakınlığı ile kendini bekleten, fragmanlarından bile teknik açıdan ne denli başarılı olabileceğini çoğumuza söyleten bir film çıktı karşımıza: Gravity (Yerçekimi)
Ad