
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
15 Eyl
Dünyada faşizmin yaşanılan bir gerçek olmasının üzerinden uzun bir süre geçti. Artık sadece tarih kitaplarının değil, büyüklere masal kitaplarının da malzemesi oldu. Ülkemiz için de aynı durum geçerli, 30 yıl geçti 12 Eylül’ün üzerinden. Yadigar kalan Anayasa bile değiştirilir oldu kolaylıkla. Sansürmüş, baskıymış kalmadı bunlar.
1 Eyl
Atilla Dorsay, Sabah gazetesindeki yazısında şöyle diyor: “Başlangıç için kendi yazdığım yazıdan tatmin olmuş değilim. Reklamlara seçilen cümlelerim dahil… Aslında kimsenin yazısını beğenmedim. Öyle filmler ki bunlar, bazen bir sanatçının uzun yıllarının ürünü. Öyle tek bir izleyişte kavrayıp değerlendirmek mümkün mü? Ama hepimiz yapıyoruz. Allah taksiratımızı affetsin!…”
31 Ağu
1980’ler, Hollywood’da propaganda bayrağını aksiyon türünün devraldığı bir dönem oldu. Sylvester Stallone de bu bayrağı en önde taşıyan isimlerden biri. Rambo” ve Rocky serileri, onun en çok bilinen filmleri oldu, ve Hollywood’un dağıtım sistemlerindeki tekeli sayesinde, bu filmler tüm dünyada gösterildi. Entellektüel bir sermaye gerektirmeyen, seyircinin kahramanla rahatlıkla özdeşlik kurabileceği bu filmler, Hollywood sektörünü uzunca bir dönem idare etti.
10 Ağu
Hemen hemen bütün tecavüz olaylarında, bir empati canavarı çıkar ortaya ve şunu söyler: “Peki kadının hiç mi suçu yok?”. Son yıllara kadar hukukumuzda da mevcuttu bu anlayış, “tahrik” unsuru hesaba katılarak, tecavüz mahkumunun cezasında indirime gidilirdi. Belki hukuktan silindi (umarım), ama toplumsal hayatta hala karşımıza çıkar bu düşünüş biçimi. Tecavüz olmasa bile, taciz, laf atma, rahatsız etme, dikizleme müstehaktır, biraz dekolte giyinen kadına. Hoş, çoğu zaman dekolte giymesine bile gerek yoktur, erkeğin sokakta ona rastgelmesi bile (kadının sokakta tek başına ne işi var) yeterli taciz için. Kısaca, yanında bir erkek olmadan dolaşan kadına, hele de biraz bakımlıysa, makyaj yapmış, modern giyinmişse “fahişe” gözüyle bakılır.
11 Tem
Yıl 1905. Rusya İmparatorluğu henüz demokratik dönüşümü yaşamamış, kapitalist üretim ilişkilerine tam anlamıyla geçilememiş. Ülke çarlık rejiminin baskıcı ve yasakçı yönetimi altında. Üretim biçiminde hala feodal üretim tarzının hakim olduğu ülkede, yoksulluk, Japonlarla yapılan savaşın da etkisiyle tırmanıyor, köylüler ve henüz az sayıdaki işçilerin isyanına yol açıyor. Askerlerin de köylülere ve işçilere desteğiyle Rusya’da büyük bir toplumsal ayaklanma başlıyor.
23 Haz
Üniversite yıllarım, biraz uzun sürmekle birlikte, bu süreci yaşayan çoğu insan gibi, benim de hayatımın en unutulmaz zamanlarıdır. İlk üniversitem İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin bulunduğu Beyazıt Kampüsü’nde siyasetle iç içe geçirdiğim hareketli zamanlar, burayı benim için daha özel bir mekan kılmıştır. O yıllarda kampüsün içinde bulunan İtfaiye Kulesi’ni gezmek aklımın ucundan bile geçmemişti.
14 Haz
Ters Ninja’daki yazılarımı takip edenler anlamışlardır ki, genelde en kötü filmde bile, beğenmediğim filmlerde bile değerli bir yan bulurum. Bu yüzden filmlere puan vermeyi de sevmem. İzlerken sıkıldığım, bir an önce bitmesini istediğim filmler çok azdır. Bu filmlerden de kötü olduklarından değil, kötü niyetli olduklarından sıkılırım. “Sex and the City 2” bu nadir filmlerden biri olabilmeyi başardı ve etkisinden kurtulmak için aynı gün içinde 4 bira içmeme, üzerine bir de rahatlamak için “Aşkzede”(Forgetting Sarah Marshall, 2008) filmini izlememe neden oldu.
9 Haz
Son olarak “Zindan Adası”(Shutter Island, 2009) filmiyle karşımıza çıkan ünlü yönetmen Martin Scorsese’nin filmografisi birbirinden başarılı filmlerle doludur. Ama bu filmlerden bazıları da ne eleştirmenler tarafından beğenilmiş, ne de gişede başarılı olabilmiştir. Örneğin “Kundun”(1997) Scorsese’e yakıştırılamayan filmlerden biridir, bu film onun başarı grafiğinde bir düşüş olarak algılanır. Sonrasında çektiği “Yaşamın Kıyısısında”(Bringing Out The Dead, 1999) filmi de grafikteki bu düşüşe dahil edilir.
3 Haz
Dünyanın sonunun gelmesi, bilimkurgu ve felaket filmlerinin vazgeçilmez konularından biri. Son olarak “2012” filmiyle Mayaların kehaneti beyazperdeye taşınmıştı. Hala 2012 yılında dünyanın sonunun geleceğine inananlar var mıdır bilemiyorum, ama televizyon programlarında bu konu uzun uzun tartışılmaya devam ediyor.
28 Nis
Rachel Talalay’ın yönettiği Tank Girl, aynı isimli Jamie Hewlett’ın çizdiği bir çizgi roman uyarlaması. 1995 yılında çekilen film, dünyanın çöle döndüğü post-apokaliptik bir gelecekte geçiyor. Bu ifade kullanıldığında, Mad Max’i anmamak olmaz elbette. Zira bu tarz filmler Mad Max ile karşılaştırılarak değerlendirilir. Böyle düşünüldüğünde, Tank Girl‘ün oldukça değişik bir yorum getirdiğini söylemek mümkün. Çünkü bu kez filmin ana kahramanı olan Tank Girl, Mad Max’teki punkçı çete üyelerine benziyor daha çok. Farklılık bununla da bitmiyor, çünkü film oldukça sert bir feminist dile sahip. Yani kadın–erkek meselesi üzerinden bakıldığında Mad Max ile zıt kutuplardalar.
Son Yorumlar